Neden Su Altında Şehir Kurmuyoruz?
bence şöyle girsek güzel olur; niyet var, teknoloji var, para da var eee o zaman neden su altında şehir kurmuyoruz? bir de hazır önümüzde bir iklim krizi var ve ısınan dünyada deniz seviyelerinin yükselmesi de olası; ne duruyoruz hadi denize...
neyse hemen bu konu hakkında bir toplantı yapalım dedik ve odada mühendisler var, biyologlar var, psikologlar var, yandaşlar v.... dur dur bu yoktu sanırsam. ilk başlangıçta herkes çok hevesli. ardı arkasına sunumlar, iki boyutlu veya üç boyutlu resimler, videolar, animasyonlar akıyor. yani anlayacağınız müthiş bir beyin jimnastiği. sonra bir noktada gerçekler söylüyor.
evet şimdi bu konu hakkında şimdiye kadar neden böyle bir şey yapılmadığı hakkında konuşacağız. şunu da eklemeden geçmeyelim, kim bilir belki de gelecekte bu durum değişebilir. evet konumuza hemen geri dönelim. ilk öncelikle fizik bilen herkes su altında derinlere indikçe karşımıza bir basınç sorunu çıkacağını bilir. bu da bir sorun olmasına rağmen kritik sorunumuz tam anlamıyla bu değildir.
biliyoruz ki karada biz insanlar bazen hata yapar ve bu hata üstüne yaşar. fakat
sualtında hata yapamazsın. yani bilim olasılık sever, yedek plan sever, bir şekilde toparlanma sever ama su altı şehri bunu sevmeyebilir aynı bir uzay görevi gibi yani yapılan her şey kusursuz çalışacak olmalı bence en kritik nokta burası.
denizaltı düşünüldüğünde karanlık, soğuk bir yer olarak betimleriz; burada enerji üretimi, güneş ışığına veya rüzgara doğrudan erişimin olmaması nedeniyle karşımıza farklı problemler çıkaracaktır. yine bu yapılarda solunabilir hava ve temiz su sağlamak, atıkları yönetmek ve uygun atmosferik koşulları korumak için gelişmiş filtreleme ve geri dönüşüm sistemleri gerekli olacaktır. ayrıca bu yapıların su altında olması nedeniyle yıpranmaları yüzeyden daha hızlı olacaktır ve bu yapıların bakım onarım masrafları yüksek olacaktır yani hakı bokunu kurtarmayacaktır.
yüksek basınçtan dolayı yapılar küçük boyutlarda olacaktır. bundan dolayı mekanlar ve yaşam alanları küçük ve dar olacağından insana bir hapishane hissi uyandırabilir. yine güneş ışınlarının buraya yeterli miktarda ulaşmayacağını da düşündüğümüzde burada yaşayan insanlarda psikolojik sorunlar oluşmaya başlayacak ve daha uyumsuz daha çabuk sinirlenen ve hata yapmaya meyilli bireyler çoğalacaktır. bu da buradaki yaşayan toplumu olumsuz etkileyecektir.
ayrıca buralarda büyük fabrikalar ve yeterli tarım alanları olmayacağından dolayı hayatımızdaki bir çok şeyden vaz geçmek zorunda kalacağızdır. bu da yaptığımız ve ürettiğimiz ürünlerin çok pahalı olmasına neden olacaktır. yani şehrin yapımında tutunda içerideki onarım bakım ve diğer giderlerin maliyetlerinin yüksek olması muhtemeldir ve uzun vadede ekonomik olarak uygulanabilir olmayacaktır. ayrıca ulaşım ve lojistik zorluklarda cabası olacaktır.
şimdide sağlık açısından bir değerlendirme yapalım. ilk olarak ışık sorunuyla konuya girecek olursak güneş ışığı buralara yeterli miktarda ulaşamayacağından dolayı beyin, gün gece döngüsünü gerçek anlamda algılayamaz. yapay ışık bunu taklit etse bile biyolojik saatimizi kandıramaz. bu da uyku düzenimizi bozar, bağışıklık sistemini zayıflatır ve daha sık hastalanma, yaraların geç iyileşmesi, sürekli bir halsizlik hali oluşturur. ayrıca d vitamini eksikliği başlar çünkü güneş yoktur.
yukarıda anlattığımız üzere bu alanlar dar ve küçük olacaktır, bu da yürüyüş mesafeleri kısaltırdır. sonrasında kaslar zayıflar, eklemler sertleşir. buna d vitamin eksikliği de girince kemik yoğunluğu düşer. aynı uzayda astronotlarda görülen kemik erimesinin daha yavaş ama kalıcı bir versiyonu ortaya çıkar.
biliyoruz ki denizlerde derinliklere indikçe basınç artacaktır. ne kadar biz yapay yollarla basıncı kontrol etsek bile vücut, sürekli anormal bir çevrede olduğunu hisseder. tansiyon dalgalanmaları, kalp ritim bozuklukları ve kan gaz dengesi bozulacaktır. birde bu durum stresle birleştiğinde daha sık görülecektir kanımca.
bu yazdıklarımızın hepsini bir sonuca bağlayacak olursak; sualtı şehri fikri, teknik olarak yapılabilir konumdadır. fakat insan bedeni ve zihni için uzun bir vadede felakete dönüşebilir. yine ufak bir yapım ve onarım hatası koskoca bir şehrin bir anda yok olmasına neden olacaktır. işte bu risklerin karşılamaz oluşu bilimi tam bu noktada geri çeker. çünkü sürdürülebilir olmayan, insan sağlığını aşındıran ve anlam üretmeyen hiçbir yapı, ne kadar da etkileyici görünürse görünsün, en azından gelecek bilinmez ama şimdi yaşanabilir bir şehir yapılamaz derim ben.