Yüzüklerin Efendisi Serisinin Asıl Felsefesi

Yazar JRR Tolkien'in klasik serisi Yüzüklerin Efendisi (Lord of the Rings) tam olarak ne anlatmak istiyor bizlere?
Yüzüklerin Efendisi Serisinin Asıl Felsefesi

yüzüklerin efendisi serisi... sanılanın aksine arzuya düşman değildir; arzunun tamamıyla giderilebileceği fantezisine, yani yokluğu, yoksunluğu, farklılığı, ahmaklığı, trajediyi, olasılıklılığı reddeden mutlakiyetçi bir narsisizme düşmandır ve bunun neden ise yaramayacağını gözler önüne sermeye çalışır.

bu mutlakiyetçi/totaliter sapkınlık sauron'un tüm yaşama hükmetme hedefi üzerinden kişileştirilse de aslında sauron bir süreçtir, bir fonksiyondur. bu yüzden her yerde potansiyel olarak vardır ve kimse bu yozlaştırıcı etkiden azade değildir. en iyileri bile (tom bombadil müstesna) hatta bilakis en iyileri yetkinliklerinde bu süreç tarafından parazitlenme olasılığına sahiptir.

buna karşı ise yarayan tek bireysel tutum sokratik bir tevazudur; parazit süreçle başa çıkabilmek konusundaki tek şans onun varlığını dillendirip alçakgönüllü bir cahilliği kabul ederek mesafe almaktır. "ben bununla başa çıkacak irfana sahip değilim" demek paradoksal şekilde en irfanlı pozisyondur.

ama bireysel tutum da kafi değildir; bu yüzden koca bir kardeşlik, koca bir halklar ittifakı, zamanın tüm arifleri ve hatta tanrısal müdahale ile bu ahmaklık tehdidine karşı bir ekosistem oluşturularak anca bir şans elde edilebilir. öyle ki en sadık dostlar kadar düşman görüp ostrasize etmeye dünden hazır olduklarımız bile (bkz: gollum) bu ekosistemin parçasıdır.


yüzüklerin efendisi muazzam zenginlikte bir neşriyat, o yüzden bu kadarıyla durmak adil olmaz ama hepsini kapsayacak vakit de yok, o yüzden bahsetmeye değer iki tema daha ekleyeceğim.

bir tanesi endüstriyel optimizasyon ve tahakküme karşılık pastoral, ayakları yere basan insanlığa övgü. bu aslında ilk noktanın uzantısı gibi düşünülebilir; endüstri ve bilim ("büyü") modern çağın temel taşları olsa da totaliter parazit fonksiyona aynı derecede maruzdur ve bu etki altında kendini optimizasyon, tahakküm, canlılık düşmanlığı olarak ortaya koyar. burada bence tolkien'in eleştirisi luddcu bir anti-endüstriyellik değil; bir ayağı ekosisteme, insanlığa, canlılığa bağlı olmayan akıl süreçlerinin yüzüğü takmak kadar ahmaklaştırıcı etkisi olacağına dair bir öngörüdür. ki 2025 bunun ne kadar geçerli olduğunu görmek hiç zor değil. örn ironik olmayan şekilde palantir isimli bir şirket totaliteryenizmin getir götürünü yapıyor falan.

ikinci nokta daha psikolojik. mağaralar, delikler, yüzüğün açtığı görünmezlik boyutu vs. bu klostrofilik fantezilere bir göndermedir, bu da güvende olmayı totalize etmeye çalışan regresif tutumun bir eleştirisidir. tıpkı hobbit'te bilbo'nun mağarasından maceraya atılması, ve sonra frodo'nun benzer bir kadere tabi olması gibi tolkien'in sürekli kahramanlarını bir delikten çıkartma gayesi vardır. buna karşılık bunu başaramayıp yüzüğüyle yüzlerce sene mağara altında yaşayan "sigma erkek" gollum'un çürümüşlüğü önemli bir uyarıdır. yüzük de benzer şekilde bir mutlak güvenlik cebi, bir görünmezlik rahmi açar ama sauron'un açıkça dediği gibi "burada barınamazsın, burada sadece ölüm var"dır.

özetle

dostlarla muhabbet edip uzun yemekler yiyor, sırf keyif olsun diye çay içiyorsanız, mevsimleri takip ediyor, hayvanlara falan selam veriyorsanız bu parazitik, mutlakiyetçi, optimizasyoncu, canlılık düşmanı narsisizmden nispeten uzaktasınız, "iyi" tarafa daha yakınsınız demektir. yok mağaranızda "tüm sorunlarımı çözecek tek kıymetlimmmm" diye hayaller kuruyor, "patrona yaranmalıyım" derken hastalanıyor, kararıyor, çürüyor, orklaşıyorsanız, hayatı insanlarla paylaşmaktansa kendinizi güç kullanarak hayata zerketme ihtiyacında hissediyorsanız sauron'un iti köpeği olmuş tarafa daha yakınsınız demektir.