Yerli Edebiyatta Fazla Bilinmeyen Çekişmelerden Biri: Sabahattin Ali-Nihal Atsız Davası

Sabahattin Ali ve Nihal Atsız'ın ilişkisinin davalı olmaya kadar gittiğini biliyor muydunuz?
Yerli Edebiyatta Fazla Bilinmeyen Çekişmelerden Biri: Sabahattin Ali-Nihal Atsız Davası

ikinci dünya savaşı devam ederken ağustos 1942'de şükrü saraçoğlu dönemin başbakanı olarak atanır ve kabine konuşmasında "biz türk’üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir." cümlelerini geçirir. saraçoğlu'nun bu cümleleri türkçülük akımını içeride daha da canlandırır ancak almanya'nın savaşı kaybedeceğinin anlaşılması üzerine zamanla turancılar pasifize edilir ve sol grupların ağırlığı artmaya başlar. 1944'e gelindiğinde ise turancı ve sol grupların kavgasının fitili nihal atsız ve sabahattin ali üstünden yaşanır.

aslında sabahattin ali ve nihal atsız'ın ilk tanışıklığı 1926'lara dayanıyor. o dönem atsız ve arkadaşları kızıl elma adında bir oda kurarlar ve sabahattin ali de bir dönem buraya gelen isimler arasındadır ancak almanya dönüşü siyasi fikirleri değişmeye başlar ve bu iki arkadaş artık siyasi çizginin zıt taraflarında yer alırlar. 1940'lara kadar kesintili devam eden bu arkadaşlığın bitişi ise içimizdeki şeytan romanının yayınlanmasıyla olur.

sabahattin ali'nin içimizdeki şeytan romanı turancı çevreyi fazlasıyla kızdırır. romandaki kişilerin gerçek kişilerden ilham alındığı ve milliyetçi camiayı kötü göstermek istediği konuşulur. özellikle nihal atsız romandaki bazı kahramanları gerçek hayattaki kişilerle eşleştirir ve türkçülüğün kötülenmek istendiğini söyler. bundan sonra da sabahattin ali'nin halkta oluşan sempatisini engellemek ve milli eğitim bakanlığı'ndan uzaklaştırmak için elinden geleni yapar.

ve tüm tartışmaları başlatan olay 1944'te nihal atsız'ın sahibi ve müdürü olduğu orhun dergisinde siyasi olarak aynı çizgide olduğunu bildiği dönemin başbakanı şükrü şaraçoğlu'na ithafen yayınladığı mektuplarla başlar. mektuplarında türkiye'de yasak olmasına rağmen komünizmi getirmek isteyen vatan hainleri olduğunu ve bunlara geçit verilmemesi gerektiğini söyler. yazının bir kısmında komünistliğini herkesin bildiği ve 14 ay hapis yatmış sabahattin ali'nin hasan ali yücel'in şahsi sempatisi sayesinde türk milletinin parasıyla rahatça yaşadığını yazar ve açıkça hedef gösterir. mektubun devamında da komünistlerin orduya sokulmadığını ancak maarif nazırlığındaki komünistlere kayıtsız kaldığından şikayet eder. aslında bu mektupların bir hedefi de hasan ali yücel’dir ve atsız’ı bu mektupları yazma konusunda kışkırtan yücel’in rakibi reşat şemsettin sirer dir. ( ve reşat şemsettin sirer, 1946 yılında ismet inönü tarafından milli eğitim bakanı olarak yılında atanmış ve sonrasında köy enstitülerinin kapatılmasının mimarlarından biri olmuştur.)


bu yazının ardından sabahattin ali, falih rıfkı atay ve hasan ali yücel’in yönlendirmesiyle atsız'a hakaret ve tazminat davası açar. davayı açar açmasına ama kendisini savunacak bir tane bile avukat bulamaz hatta bundan dolayı istanbul üniversitesi öğrencisi bir genç, ankara barosuna bir telgraf göndererek, bir komünistin avukatlığını yapacak kimse çıkmadığı için tebrik eder. sonrasında telgrafı çeken öğrenci tespit edilerek okuldan ve yurttan atılır.

sabahattin ali, ilk celsede atsız’ın kendisine daha önce de hakaret ettiğini ancak bu defa vatan haini dediği için halkın ve öğrencilerinin ona düşman olduğunu belirtir. nihal atsız ise cevap olarak vatan haini suçlamasını sabahattin ali’nin şahsına değil belli bir zümreye karşı kullandığını söyler. atsız’ın avukatı ise " bu bir hakaret davası değildir, bu dava, iki imanın çarpışması, milliyetçilikle komünizmanın musaraasıdır. sabahattin ali, kendisinin vatan haini bulunduğunu ispat etmemizi istiyor mu, istemiyor mu?" diye sorar ve sabahattin ali’nin cevapsız kalması üzerine dava diğer celseye ertelenir.

3 mayıs tarihindeki ikinci celsede atsız'ın avukatı içimizdeki şeytan romanından bölümler okuyarak romanda geçen bazı ifadelerle atsız'a hakaret edildiğini söylerler. savcı ise avukatların bu açıklamasını reddederek, romanın üzerinden hayli zaman geçtiğini, iddia ispat edilse bile zaman aşımının göz önünde bulundurulmasını ister ve hakim, atsız’ın avukatının iddiasını reddeder. mahkeme salonunda bunlar olurken dışarıda da türkçü gençler nihal atsız lehine büyük bir gösteri başlatırlar. kalabalık içeride ve dışarıda tezahüratlara devam eder, sabahattin ali’nin kitapları yakılır. olaya müdahale etmek isteyen polislerle çatışma yaşanır ve gözaltına alınanlar olur.

sonrasında dava çok uzamadan üçüncü celsede karara bağlanır ve nihal atsız’a 6 ay hapis cezası verilir. karar sonrasında cezası 4 aya düşürülür, ardından tecil edilir ancak 100 lira para cezası ödemeye mahkum edilir.

bu hakaret davası sonuçlansa da etkileri devam eder. sabahattin ali ile olan dava sürecinde yaşanan gösteriler ve olaylar yeni bir davanın daha açılmasına neden olur. 3 mayıs günü yaşananlardan dolayı nihal atsız davanın bitişinin ertesi günü istanbul'a gitmek üzere hazırlanırken ankara’da kaldığı otelde tutuklanır ve duruşmaya kadar tutuklu kalır. 1944 eylül’ünde başlayan ve ırkçılık - turancılık davası olarak da bilinen bu davada, hükümete darbe yapma suçundan yargılanır ve 4 yıl 3 ay 15 gün hapse mahkum olur ancak yedi ay sonra davanın tekrar görülmesi sonucu ilk mahkemenin kararı bozularak serbest kalır.