Yaşadığı Hayat Tarzını Pek de Benimsemeyen Ahir Zaman İkonlarından: Anthony Bourdain

61 yaşında intihar ederek aramızdan ayrılan ünlü şef Anthony Bourdain'a farklı bir yerlerden bakan, alternatif bir biyografi fotosu.
Yaşadığı Hayat Tarzını Pek de Benimsemeyen Ahir Zaman İkonlarından: Anthony Bourdain

anthony bourdain... ünden, depresyondan, x'ten, boktan kırılan zayıf ikonlardan biri. seksenler ve sonrasında doğan nesil böyle zayıf ikonlarla büyüyor. 27'ler falan... toplumda nasıl güçlü kişilikler çıksın? çıksa da psikoloji dini tarafından anormal, toksik ve narsist diye damgalanır. nedense genelde psikolojinin yani yeni dünya dininin dışladığı kişi ikon oluyor. modern peygamber oluveriyor. çoğu küresel ikon narsisist, sapık, depresif, alkolik-keş vs...

ün, insanı her yönden tüketen bir şey. tanınmamak nimettir. jimi hendrix'in bir röportajını izledim geçen gün. yetenek bombası bir adam. ün yüzünden tükenmiş. kaldıramayacağı kadar talep alıyor, yüzlerce işe çıkıyor. uyuyamıyor. parasını harcayacak zamanı olmamasını geçtim, parasının yerini bilmiyor. makineleşti ve kendini öldürdü. bu apayrı bir dram. gitara aşık, keş olsa da hayatı seven bir adam. anlamı müzikte bulmuş. ünlenmese yine uyuşturucudan gidebilirdi ama daha çok yaşardı ve mutlu olurdu.

tony ise ünlenmese de intihar ederdi. adam nihilist. anlamı yok hayatının. biraz inceledim. kitabını biraz okudum, programlarını biraz izledim. havalı, komplekssiz, deneyime açık, beyaz liberal, diyaloglarında sürekli empati yapıyor, herkese karşı kibar ve iyi, yediği her şeyi de beğeniyor. her ülkede, her şey iyi yani liberal olsun istiyor. bir nihilist için fazla iyi dilekler.
kibar ve naif olmak için kendini zorluyordu. yorulmuştur her yerde en az 1 şeyi beğenmeye çalışırken.

tüm orta doğulular, uzak doğulular, afrikalılar, karayip adalıları, ve avrupalılar onu saygıyla ve heyecanla karşılıyor. kendilerini ve ülkelerini izah ediyorlar, avrupayı, demokrasiyi övüyorlar falan. bir tek jamaika'da keş bir amca ot kafasıyla aniden sinirlenip politika konuşulmasını engellemiş ve hikâye anlatmıştı. çok iyiydi.

ahaha ironiye gel ki onun dışında sadece roma'da sayko asia argento apolitik olduğunu, rahatını asla siyasetle ilgilenerek bozmayacağını söyledi ve anneannesinin gerçek erkek olarak iri vücutlu eril faşistleri ve mussolini'yi beğendiğini falan ağzının suyu akarak anlattı. içtenliğe ve özgüvene zaafı olan zayıf ve özünde özgüvensiz anthony böyle aşka düştü işte. ikisi de zevke düşkün duruyor ama asıl zevke düşkün olan asia. zevkçiliği özümseyen o. linkte güney italya bölümü var. adamın günlüğü gibi ve onun bakışından bakılmış adeta, şiir gibi bölüm. kadına ben bile aşık oldum. o atmosfer, o neşe. romantik komedi filmi karakterini oynayıp kendine aşık etmiş. otantik bir duruş, cesur cinsel espriler, eliyle balık parçalama, harbi duruşu dengeleyen uçuşan elbiseler, iki çocuklu olsa da gururlu kadın, neşe, dans, şarkılar, seke seke sokakta yürüyüş, koku, ilgi, şarkı, havalı duruş- elde sigara- bol şarap...

Bu paragrafla ilgili fikir verebilir size bu bölüm.

anthony bu kadında içten olan zevkçiliği özümsemiş gibi yapıyor, derinde anlamsız buluyor çünkü içindeki boşluğu zevklerle kapatamıyor. asia ise bir tek kendini umursayan bir narsisist. adamın ilgisi ve parası hoş geliyor. çıkarına uygun olanı bir süre yaptıktan sonra anthony'deki bu iç zayıflığı-kırılganlığı tespit ediyor ve bir süre sonra bıkıyor, tekmeyi basıyor. hayatı zevk kadının. duraksama, depresyon, acı, zayıf aşık istemez.

tony gibiler genelde çok sevilir. samimidir, zayıflığını bile hemen gösterir. cesur da görünür. birine laf atar, maceralara atılır. kahraman gibidir ama aslında hiçbir şey değildir. bunu o iyi bilir ama sen bilmezsin. imajına bakıp seversin. izlerken bağ kurar, onu arkadaşın sanarsın. sezen aksu'ya sezen der gibi bourdain'e tony dersin.

zayıf, kırılgan, benlik algısı olmayan biri olmak çok zor. kendini dövmemek için hayattan iyi dayak yemek lazım. anthony aslında hayatında dayak yememiş. emeğinin karşılığını hep almış. hep sevilmiş. ne istiyorsa yapmış ama maddi olarak hiç tükenmemiş. ailesi çok iyi. bunu birkaç yerde açıklıyor. anasının yaptığı şefkatli mac and cheese en iyi yemekmiş. işte, aşırı sevgi ve şefkat insanı yumuşak ve zayıf kılabiliyor.

annesi onu çok beğeniyor. dünyada en son intihar edecek kişi olarak görüyormuş. oysa her programında, kitabında depresyon ve intihar vurgusu var. demek ki inanmamış, "her zamanki tony" demiş. 60 yaşında adamın peşinde koşacak hâli yok. oğlundan 1 sene sonra ölmüş kadıncağız zaten... times editörü ünlü bir kadın, ateist yahudi. babası ise klasik müzik yapan ateist bir fransız.


tony diyor ki "dinle ilgili evde hiçbir şey yoktu. bunları etrafta duyunca sinirlenirdim." kitabında da küçükken isa ve musa peygamberlerle dalga geçtiğini yazmış. aşçılık okulundan mezuniyet partisinde pastadan annesine bıçak çeken bebek isa heykeli yapacakmış, izin vermemişler.

zengin bir ailesi var. 7-8 yaşlarında ailece fransa'ya yaptıkları gezide tony yemeğin insanlara verdiği zevki görünce bu güç karşısında büyüleniyor ve her tattan zevk almaya karar veriyor. aşçı olma kararını orada veriyor. çizgi romanlarla, çeşitli yemeklerle dolu eğlenceli bir çocukluk geçiriyor. üniversitede alkol-uyuşturucu gırla, bol bol seks, bol bol serserilik yapıyor. arkadaşları hep çok iyi, destekleyici. 20 yaşında iken cod burnu diye cennetsi bir adada mesleğe bulaşıkçılıktan atılıyor. ilginç olmaya duyulan sevgi, maceralar... orada şımarıklıktan sıcak tavalara elleyemeyip dalga konusu olunca gururu inciniyor ve aşçılık okuluna yazılmaya karar veriyor. deyim yerindeyse okulda it gibi çalışıp teknik ve tarif ezberledikten sonra adaya geri dönüyor. adada çeşitli işler alıyor ve övgü kazanıyor. kariyeri böyle başlıyor.


solcu denemez. demokrat-liberal ve beyazların dünyada yarattığı yıkıma da tepkili olduğu söylenirse hayattaki değer dizisi ortalama bir modern insanınki kadar. dini, milli, ideolojik açıdan sıkı aidiyet bağları yok. ailesiyle de sıkı bağları yok. "yılın 250 günü dışarıdayım, ailemle bağım koptu. o yüzden boşandım" demiş. ailesi yok denebilir.

"günde iki paket sigara içerdim. kızım için bıraktım ama dayanamayıp yine başladım." demiş. sorumluluk duygusu ve irade de aslında zayıf. maddeye, müziğe, tada, güzelliğe, zevke düşkün. "kendinden başkasına zararı yok" dinine mensup.

ee işte bağlanma duygusunu rafine zevklere yöneltmiş. her tadı denemiş. uyuşturucu felsefe edebiyat müzik yemek... doyamamış. yaş ilerlemiş.

20 yıl mutfakta yorucu bir tempoda çalışmış, sonunda sıkılmış. 40 yaşında hayatı yön değiştirmiş. zaten aslında hep önemli şeyler söylemek ve önemli olmak istemiş. muzip, içten ve zeki bir şekilde restoran dünyasını hicveden bir kitap yazmış. kimse yayınlamayınca times editörü annesi devreye girmiş ve kitabı 2000 yılında yayınlatmış. rest is history...

acı döngüye hapsolmuş. ün, para, aile hiçbiri boşluğu doldurmamış. düşün. her şeyi bir ve boş görüyorsun. acını sindirmek için geçici zevklere sığınıyorsun. bu sebeple öznefretin büyüse de durmuyorsun. emekli olup çocuğuna sevgi vermiyorsun. arkadaşının "gel budizm çalış" önerisine "yapamam, bunu asla yapamam" diyorsun. suçluluk artıyor. işini sevmesen de kapana kısılmış gibi aynı hayata devam ediyorsun. fransa'ya gidiyorsun ve yine zarar gördüğün, seni aşağılayan bir kadından merhamet dileniyorsun.

insan konfora alıştıkça batar. dolap kapağının kulpu yanlış takıldığı için ağlayan celebrity bile varmış. tatmin olma eşiği zenginlerde hep artıyor.

tony de böyle tatmin ve konfor saplantısı içinde "annemin sevdiği gibi sevin beni, hep onaylayın" diye sürekli içini dışına geçirip gülümseyerek, esprilerle, havalı sözlerle, empatiyle herkese yaklaşmış, kendini adeta bu uğurda yormuş ve adeta ruhunu s*kmiş ama nafile. kırılmış hep. tatmin de olmamış ilişkilerinden. gerçek bağlar da kuramamış. geçmeyen bir toyluk bu, insanlardan ve hayattan çok şey beklemek.

"çok yalnızım" diyormuş sürekli. sürekli gezmekten de heyecandan da belirsiz yerlerde yatmaktan da sıkılmış. her şeyi izlemiş gezerken. tatmış. ama içine girmemiş. bizim onu izlediğimiz gibi sadece hayatı izlemiş. hücrelerinle heyecan duy be adam! yüzlerce yer gezdin. gerçekten özüne dokunan bir şey denemedin. budist falan ol 2 hafta, sahte heves de olsa. şu içtenlik, nihilistlik, kendinden iğrenme saplantını bırak, ama yok. bırakmadı. hep "ben nereye aitim" diyormuş adeta. umudu da tükenmiş. ünün zirvesinde "bu bile bana yetmiyorsa asla düzelmem." demiş. bu sebeple kendini yok etmek için son darbeyi, bahaneyi aramış adeta.

tony kendi içini dolduramamış. din meh ahlak meh ırk meh. ırkıyla ilgili "beyazlar yok olmalı farklı ırklarla karışmalı. dünya ancak böyle kurtulur." demiş, kissinger'a da sallamış. "kamboçyayı görünce onu boğmak istedim." demiş.

aykırı olma takıntısı ve bunu kişilik yapma çabası... ergenlikten sonra, en geç 25'te bitmeliydi ama hoşgörülü ve kafa dengi çevresi hep destekledi onu. hep sevgi-saygı gördü. e niye değişsin?

bir defasında tony sert imajını güçlendirip aykırılık saplantısıyla, sahte ama mutlu görünen yemek programcısı fenomen guy fieri' ye twitter'dan sertçe girişti, onu ezikledi, salak buldu. adamın mutluluğu, havalı sandığı saçları, aptal aksanı, kendini sevmesi, basitliği, yüzeyselliği onu sinirlendirdi. korktuğu her şey o'ydu, belki de özendiği... farklı ya o, jamie oliver'a da bir ara laf attı ama bir yerde görünce özürlerle adama sarılmış, barışmışlar. evin hınzırı ama iyi yüreklisi... yani aslında o benimsediği aykırı, acımasız kişilik onun değildi ama ısrarla o kişi olmak istedi. gerçekten aykırı olsa o kadar anlam aramaz, biraz da eylem adamı olurdu zagor olurdu ama bekir oldu. asia hanım da bunu gördü, ezdi tabii. kendini yok etme dürtüsü de öyle güçlüdür ki. iş, kadın, zart zurt birini sonunda bahane edersin. bir şeye kendini çarpa çarpa öldürürsün.

ailesine omlet yaparken en büyük mutluluğu yaşayan, zalim sevgilisine hediye almak için nadir plak arayan bir adam nasıl gerçek nihilist-aykırı olur ki? eskiden sürekli uyuşturucu kullandığı için bu anılarını hatırlayıp sürekli suçluluk ve değersizlik hissediyordu, depresyona giriyordu. yaşadığı hayatı içten benimsemedi yani.
özünde o aykırı kişi olmadığını da biliyordu.

"kitabı az da olsa satınca mutlu olan" naif ama kişilikli, özgür, rocker, keş, sözünü esirgemeyen, cesur adam" iken "gezen, nihilist tv adamı karikatürü"oldu. nefret ettiği sorumsuz gençliğine, keş hâline döndü en başarılı hâlinde ve geldiği yerden nefret etti. zaten hatalarını acımasızca eleştiren bir self-hater'dı. ve bağıra bağıra sonu geliyordu:

"no one is ever one thing. those images from the show where he made omelettes for ottavia and ariane, his daughter, were wonderful. he had that side but he got away from that. at the very end, something snapped. like when you’re riding in a car and you look through the back window and realize how far you’ve come. that was shocking to him but he didn’t have the energy to turn around."

"çok geç ünlü oldum. aslında hak etmiyorum. her şeyimi bir gün alacaklar diye hep arkama bakıyorum." demişti.

hayatta hep umutsuzca bağ aradı ama bunlar yıkılacak bağlardı. kültür, yazı yazmak, dostlar, müzik, yemek, dövüş sanatları... olmadı. hayatı da kendini de sevemedi. eski hatalarını hep hatırladı, öz nefreti diri tuttu. günlerce içeri kapandı, kendi kafasını s*kti. "zaten keştim, değersizim, boşum."

kendini öldürmek için bir son darbe aradı. roma' da o kadını bulmuştu. özgüvenliydi, neşeliydi, küfürbazdı, dövmeliydi, aykırıydı, sorunluydu. lise aşkı ve ilk karısı bad girl nancy gibiydi. gençken olmak istediği günahkar tony oydu, o olmaya mahkumdu ve o olmak istiyordu yeniden. tony'nin ilgisi, parası ve imajı kadının hoşuna gitti. zayıflığını görünce de ayrılmadı, adamı kullandı. parasını yedi, aldattı. sonra da sıkıldı, tekmeyi bastı.
ölmeden önce kadından merhamet dilemiş, ona özenle hediye plak seçmişti ama kadın mesajda "ezik, s*ktir git" deyince kendini zaten sevmeyen o adam iyice çökmüş. 60 yaşında hayalperest bir çocuk işte, plakla kandıracak. menajerine bile intihar ettiği gün "yaşayacağım ve asyayla birleşicez merak etme" yazmış.


herkes onu seviyor çünkü verici. en iyi, en güzel nasıl konuşurum derdinde. argo konuşur, fikrini söyler ama kimseyi kırmaz. gülümser. biraz öfkelen, kır etrafını! ama yok, hep sakin. tüm öfkesi kendine. "kalbime karşı acımasızdın." en sert cümlesi. bekir bile "*r*spu" dedi, tokat attı falan. ee herkesin sevdiği tatlı tony'i asia nasıl sevmez, o kadar da para yedirdi, plak aldı...

kadınlarla sorunu var. güçlü anasının etkisiyle ünlü oldu. önce ilk aşkı ve ilk karısı liseden badgirl, zorba, güçlü karakter nancy, yıllar sonra bunalım anında yine güçlü, narsisist, daddy issues'lu asia. kızının annesi ise çok uzakta kalmış, belki de ona layık görmemiştir kendini. o kadın daha yumuşaktı ama güçlüydü o da. erkeklerle jiu jitsu yapıyordu. tony onun da etkisinde kaldı, dövüş sporlarına bulaştı. kadında annesi gibi baskınlık ve güç seviyor.
asia için de "bad girl, güçlü kız severim demiş. ben de punk dinliyorum. içiyorum uçuyorum, geziyorum, anlaşırız. yeniden hayatı severim." demiş. gözü bir türlü kadının gerçek yüzünü görememiş. fotoğraflara bakın. heyecandan, umuttan ve aşktan kıpkırmızı koca adam. kadın da iyi oyuncu. naif ve neşeli olduğuna inandırmış. toksik yönünü iyi saklamış. tony kadın için her şeyi yapmış. ona ve çocuklarına sürekli bir sürü para yedirmiş. karının düdüklediği hergeleye dava açmasın diye para akıtmış. kadın ise tüm bunlara karşı alacağını alıp ilgiden sıkılmış ve s*ktiri çekmiş. doğasının gereğini yapmış. tony baba biraz geri çekilse üç dört güne mesaj atardı zaten para bitince. uğraşa uğraşa kadını olmadığı bir kişi yapamayınca da "bana karşı acımasız oldun" demiş. yine yine suçu olmadığı hâlde kendine kızmış. hiçlik duygusu pekişmiş, zirveye ulaşmış. gururu parçalanmış. o havalı tony, o destekçi sevgili, o her şeyi verdi ama yapamadı. son tutunma çaresi de gitti. intihar sebebi bulundu.

finale bak: "in a traumatic finale, argento texted bourdain to “stop busting my balls”. he replied, “ok.” hours later he had taken his life."

gezerken gözleri boş aslında, arayışta. rahat duruyor ama içinden kendine küfürler, hatalarına sövmeler, otellerde buhranlar...

herkesi sevdi, bir kendini sevemedi. sevildiğine de inanmadı. pis, kötü, düşmüş gördü kendini ve sonunda kurban etti. işte son dönem klasik ikonlardan biri. eskiden dünya için, hakikat için, onur için kendini kurban ederdi ikonlar. yeni ikonlar da öz-nefret, anlamsızlık için ediyor.

burada biri yazmıştı: güneş batarken etrafındaki çocuklara acıyla ve sevgiyle bakıyordu, bağ kurmayı ne kadar istediğini yüzünden okuyordunuz.

karayipli balıkçılara "zenginler sizin gibi olmak istiyor." demişti. o kimse olmak istemedi. biri olabileceğine inanmadı, inanır gözüktü. cılız inancı yıkılınca öldü.

modern insanın dramı bourdain. onu seviyoruz. bizden biri o. köksüzleşip maddeye tutundukça onun gibi olacağız. ikonumuza yaklaşırken zayıflaşacağız.