Victor Hugo'nun Spiritüalizme Sarıp Sefiller'i Yazdığı 20 Yıllık Enteresan Sürgün Dönemi

Fransız yazar pek bilinmese de 1851-1870 yılları arasında sürgün hayatı yaşamış... Ama nasıl bir sürgün hayatı? İnceliyoruz.
Victor Hugo'nun Spiritüalizme Sarıp Sefiller'i Yazdığı 20 Yıllık Enteresan Sürgün Dönemi
1853-1855 civarı, Jersey'de.

victor hugo'nun hayatında, adeta bir romandan fırlamış gibi görünen, ancak gerçekten yaşanmış, pek bilinmeyen bir olay var: fransa'nın en ünlü yazarlarından biri, neredeyse yirmi yıl boyunca manş denizi'ndeki bir adada sürgünde yaşadı.

her şey 1851'de iii. napolyon'un fransa'da darbe yapmasıyla başladı

birçok aydın sessiz kaldı. victor hugo ise sessiz kalmadı. yeni imparatoru alenen kınayarak onu "cumhuriyete ihanet eden" olarak nitelendirdi.

yanıt anında geldi.

hugo, siyasi zulümden kaçmak için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

önce brüksel'e, ardından da britanya'nın guernsey adasına sığındı. orada, zamanla edebiyat tarihinin en tuhaf ve büyüleyici yerlerinden biri haline gelecek olan hauteville house adlı bir ev satın aldı.

ev, sahibi kadar kendine özgüydü. hugo, evi gotik mobilyalar, oyma paneller, aynalar ve ahşaba kazınmış yazılarla kendi elleriyle dekore etmişti. her oda, küçük bir sembolik evren gibi tasarlanmıştı.

en üst katta, pencerelerle çevrili, neredeyse boş bir oda vardı.

oraya yazdı.

küçük bir masanın önünde durmuş, doğrudan denize bakıyordu.

hugo, tarihin en etkili romanlarından biri olan sefiller'in büyük bir bölümünü bu sürgün döneminde yazdı. fransa onu sınır dışı etmiş olsa da, o edebiyatla karşılık verdi.

o yıllarda yazdığı bir mektupta, ruh halini ortaya koyan bir cümle bırakmıştı:

“sürgün bir zaferdir. bir tiran sizi sürgüne gönderdiğinde, sözlerinizin onu korkuttuğunu anlar.”

ancak hayatının o dönemine dair en gizemli şey, nadiren konuşulan bir konudur.

victor hugo sık sık spiritüalist seanslara katılırdı.

19. yüzyılda spiritüalizm avrupa'da moda haline geldi. birçok insan konuşan masalar veya otomatik yazı yoluyla ölülerle iletişim kurabileceklerine inanıyordu. hugo, bu uygulamaları alaya almak şöyle dursun, onlarla derinden ilgilenmeye başladı.

guernsey'de, katılanların ifadelerine göre, ruhlarla iletişim kurmaya çalıştıkları toplantılar düzenledi.

anmalarını istedikleri isimler arasında william shakespeare, galileo galilei ve hatta isa mesih bile vardı.

bu oturumların kaydedildiği defterlerden birinde, shakespeare'in ruhuna atfedilen bir ifade yer almaktadır:

şairler, dünyayı başkalarından önce gören insanlardır.

birçok tarihçi, hugo'nun bu oturumları sadece oyun olarak görmediğine inanmaktadır. ona göre bunlar, edebiyatını besleyen gizemi, hayal gücünü ve fikirleri keşfetmenin bir yoluydu.

o tecrit yıllarında hugo, en derin eserlerinden bazılarını yazdı. siyasi bir ceza olması amaçlanan sürgün, hayatının en yaratıcı dönemlerinden biri haline geldi.

nihayet 1870'te fransa'ya dönebildiğinde, bir kahraman gibi karşılandı.

1885'te öldü ve cenazesi fransız tarihinin en büyük cenazelerinden biri oldu. iki milyondan fazla insan tabutuna eşlik ederek panthéon'a kadar geldi.

ancak victor hugo ile ilgili belki de en ilginç şey sadece edebi yeteneği değil.

sürgünde bile, okyanusa bakan bir adanın yalnızlığında bile, kelimelerin gücüne inanmaya devam etti.

en ünlü sözlerinden birinde şöyle yazmıştı:

“zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü bir şey yoktur.”

ve onun durumunda bu fikir, edebiyat olarak adlandırılıyordu.