Tropikal İklimde Yetişen Çay Nasıl Oldu da Türkiye'de Üretilmeye Başladı?
osmanlı dönemi'nden geriye; modern ziraat, zirai ürün üretimi, yöntem ve tekniklerinde oldukça geride bir toplum kalmıştı.
ülkemizin kurucusu mustafa kemal atatürk'ün, kurtuluş savaşı sonrası ortaya çıkan yeni ülkede ilk icraatlerinden birisi, ankara'da, atatürk orman çiftliği'ni inşa ettirmek oldu. cumhuriyet öncesi dönemde, çiftçi tohumu eker ve çıkanı toplardı. gübreden bile haberi yoktu. bölgede hangi ekonomik ürünü yetiştireceğini bilemezdi. bu çiftliğe ülkenin önde gelen çiftçilerini davet ederek modern ziraat tekniklerini öğretmeye çalıştı. buna da hemen hemen her yerde yetişen şeker pancarıyla başlandı.
doğu karadeniz mutfağında tahıl ununun yerine besleyiciliği daha düşük olan mısır ununun yaygın olarak kullanılmasının nedeni de burada tahıl yetiştirmenin, bölgenin iklimi ve yer şekilleri nedeniyle neredeyse imkansız olmasıdır. doğu karadeniz bölümü; yine aynı sebeplerden pamuk, tütün gibi ekonomik değeri yüksek ürünlerin de üretilememesi nedeniyle dar bir ürün çeşitliliğine hapsolmuş durumdaydı.
doğu karadeniz'in bu durumunu gören atatürk, bölgede yetiştirilebilecek ürünler için bir rapor istedi. raporu ise 1918-1922 yılları arasında; batum, kars, artvin ve rize dolaylarında bir çalışma yapmış olan, o dönem halkalı yüksek ziraat okulu'nda tabiye* öğretmenliği yapan ali rıza erten hazırlamış ve dönemin iktisat bakanlığı'na sunmuştu. bu raporda, bölgede bulunan mikroklimatik ortam nedeniyle burada turunçgil ve tropikal iklim ürünü olan çay bitkisinin yetiştirilebileceğini belirtmiştir.
çay bitkisinin aradığı yetişme ortamı; kış sıcaklık ortalamasının 0 °c'nin altına düşmediği, yaz sıcaklık ortalamalarının ise 20-25 °c'nin üstüne çıkmadığı, yağış tutarının ise yıl içerisine düzenli dağılmış olmak kaydıyla 750-800 mm'nin altına düşmediği alanlardır. bu tanıma bakarsanız doğu karadeniz'in ama tamamen ama ucundan kıyısından bu şartları karşıladığını görürsünüz. bölgenin coğrafi şartları burada mikroklima dediğimiz bir ortam oluşturmuştur çünkü. bu durumun aynısını pamuk ve meyve yetiştirilebilen ığdır ovası'nda da görürüz.
yukarda sözünü ettiğim rapora dayanılarak 1924 yılında, 407 sayılı çay kanunu çıkarıldı. söz konusu yasa ile, merkezi rize olmak üzere, ilde çay tarımının geliştirilmesi öngörülüp, bu projenin gerçekleştirilebilmesi için de ülkemizde çayın babası olarak bilinen ziraat mühendisi zihni derin görevlendirilip rize'ye gönderildi.
zihni derin'in ilk görevi; bölge halkını, çayın kendileri için önemli bir gelir kaynağı olabileceğine inandırmaktı. burada bölge halkını bir gözden geçirmenizi tavsiye ederim.* bunu gerçekleştirebilmek için, rize kent merkezine çok yakın konumda, türkiye'nin ilk çay yetiştirme bahçesi olan rize deneme çay bahçesi kuruldu. batum'dan getirilen çay tohumları bu bahçede yetiştirilerek fideleri yetiştirici ailelere dağıtıldı. aileler ise bu ürünün önemli bir gelir kaynağı olabileceğine inanmadıkları için mısır tarlalarını çay bahçesi yapmayı kabul etmiyorlardı. bu da bahçelerin yayılmasını engelliyordu. bunun üzerine 1927 yılında, zihni derin öğretmenliğe atanarak rize'den ayrıldı.
ancak devlet çay üretimi konusunda oldukça kararlıydı. zihni derin, rize'den ayrıldıktan 10 yıl sonra, 1937 yılında, özel yetkilerle donatılarak tekrar rize'ye gönderildi. batum'dan getirilen 2 ton tohumun çiftçilere dağıtılmasıyla çalışmalara tekrar başlandı. dağıtılan tohum miktarı 1939'da 30 ton, 1940'ta ise 20 ton olarak gerçekleşti. bunun yanında çay çiftçilerine tahıl hibesi yapılarak çay ziraatine geçişleri teşvik edildi. çiftçinin pazar kaygısı çeşitli devlet kurumlarının alım garantisiyle giderildi. bu yetki son olarak çaykur'dadır. bu çalışmalar neticesinde çay bahçeleri giderek yaygınlaşmaya başladı. 1939'da 155 hektar çay bahçesi bulunurken, 1 yıl sonra bu sayı 735 hektara ulaştı. günümüzde doğu karadeniz'in çok büyük bölümünde çay tarımı yapılırken, bahçelerin büyüklüğü 2012'de 75856 hektara ulaştı. günümüzde de benzer seviyelerde seyrediyor.
işte derdi sadece cebi değil memleketi de olan insanlar ülkelerine böyle değer katıyor. kim bilir şimdiye kadar kaç kişi bu projenin ekmeğini yedi hesap etmek zor. başta mustafa kemal atatürk, ali rıza erten, zihni derin olmak üzere, bu işte emeği olan isimsiz nice kahramanın ruhları şad olsun.
yararlandığım kaynak;
doğanay, h.-çavuş, a., 2013, türkiye ekonomik coğrafyası, 6. baskı, pegem akademi yayınları, ankara, s. 96-97-98.
entry'e katkıda bulunan @basabbasbas nickli yazara da ayrıca teşekkür ederim.