Referanduma Giden Kazakistan'da Genel Olarak Neler Değişti?

Kazakistan'da yaşayan bir Sözlük yazarı durumun genel fotosunu çekmiş.
Referanduma Giden Kazakistan'da Genel Olarak Neler Değişti?

kazakistan... 15 mart 2026'da referanduma gitmiş ve anayasa değişikliği yapmış olan ata yurdum. konuyu yakından takip eden ve bu ülkenin başkentinde yaşayan bir insan olarak bu konuda bir kaç kelam etmek istiyorum.

öncelikle şunu iyi anlamakta fayda var. kazakistan ve diğer eski sovyet ülkeleri, bağımsızlıklarından bu yana hiçbir zaman batılı anlamda demokrasi cenneti olmadılar. olmalarını beklemek de gereksiz.

bu ülkeler, sovyetler birliği'nden devralınan merkeziyetçi yapı ve katı bürokrasiyle yönetilmeye alışkınlar. dolayısıyla dünkü referandumu, demokrasiden kopuş olarak değil, zaten otoriter olan bir yapının kendi içinde modernleşme veya makyajlama çabası olarak okumak daha doğru olur.

evet, yapılan değişiklikler kanunlara genel olarak biraz modernite getirdi ama totalde ne değişti derseniz verecek net bir yanıtım yok. mesela eskiden iki meclisli bir parlamento vardı, şimdi kurultay adı verilen tek meclisli bir yapıya geçiliyor. bunun, karar alma sürecini hızlandıracağı açık ama denetim mekanizmalarını zayıflatma riski de var.

anayasaya ilk kez miranda hakları yani o amerikan filmlerinden aşina olduğunuz, polisin sizi gözaltına alırken okuduğu, susma hakkı vb. olaylar geldi. bir de dijital verilerin korunması gibi maddeler eklendi. bunlar bireysel haklar açısından olumlu olsa da, uygulamanın nasıl olacağı her zaman bir soru işareti ki aynı sıkıntı bizde de var. mesela imar veya çevre koruma konularında ağır cezalar var ama hangi biri uygulanıyor? kazakistan'da da olaya biraz böyle bakmak lazım.

cumhurbaşkanının yetkileri ise hala çok geniş. sadece bir dönem yedi yıl yönetme şartı getirildi. yoksa yeni kurulan başkan yardımcılığı makamına atamayı bile doğrudan başkan yapıyor ve bu makamın yetkileri tamamen başkanın inisiyatifinde. yani sistem hala tek bir kişi etrafında dönmeye devam ediyor.

bu referandumun dış politikadaki en kritik olayı bence rusça, yani dolayısı ile rusya alakalı

bildiğiniz üzere kazakistan, ukrayna'nın işgali sonrası rusya ile ilişkilerini mesafeli bir müttefiklik düzeyinde tutmaya çalışıyor. çünkü sıranın kendilerinde olduğu konusunda endişeliler.

yeni anayasada rusça resmi dil olmaktan çıkarılmadı fakat statüsü düşürüldü. eskiden rusça, devlet kurumlarında kazakça ile eşit düzeyde kullanılıyordu. yeni metinde bu ifade kazakça ile birlikte şeklinde değiştirildi. yani evrak kürek bütün işlemler kazakça olacak. rusça, ancak vatandaş talep ederse veya ihtiyaç duyulursa paralel olarak kullanılacak.

rusçanın komple kullanımdan alınması mümkün mü? gelecekte belki. şu an için değil. bu konu benim yıllardır canımı sıkan mevzuların başında geliyor. bugün kazak halkının hala ağır rus propagandasına maruz kalmasının altında tabi ki rusça var. öte yandan devletin bu konuya doğrudan neşter vurmamasını da anlayabiliyorum. çünkü kazakistan'ın durumu azerbaycan veya özbekistan'dan farklı. bağımsızlığın ilk senesinde latin alfabesine geçip, rusçayı komple kaldırmalarına da çok imreniyorum fakat bu ikisi maalesef kazakistan kadar kötek yemediler.

ne demek istiyorum? rus imparatorluğunun orta asya'yı şekillendirmeye başladığı ilk yıllardan bugüne değin kazaklar ve ukraynalılar her daim rusların çekindikleri, sorun olarak gördükleri iki halk oldular. ukrayna ile bin yıl öncesine dayanan bir husumet olduğu için güvenmiyor, başlarını ezmek istiyorlardı. kazaklar ise o bölgede hanlık kurmuş ve dört asırdan uzun süren bir yönetime sahip olmaları canlarını sıkıyordu. üstelik haklı da çıktılar zira kazaklar bu bölgede diğer akraba türk toplumlarını bir araya getirerek cumhuriyet kurmaya çalıştılar. sscb'nin yıkılışını hızlandıran jeltoksan olayları da bu ülkede başladı.

o nedenle en ağır darbe bu halklara vuruldu. üstüne kazak nüfusu suni kıtlıklarda azaltıldı, savaşlarda yok edildi, yetmedi bütün sscb sürgünleri bu ülkeye taşındı. bugün hala nüfusunun yarısına yakını slav ve diğer halklardan oluşuyor. en ağır ihlaller, işkenceler, asimilasyon çalışmaları hep bu ülkede gerçekleştirildi. üzerinde yüzlerce nükleer silah test edildi, koca aral denizi kurutuldu. rusça bilmeyenlere iş, aş verilmedi, toplumdan dışlandılar. şöyle düşünün, sscb yıkıldığı gün, kazakistan'ın büyük şehirlerinde kayıtlı kazak nüfusu %15 kadardı. geri kalanını slavlar oluşturuyordu. insanlar kendi şehirlerinde dahi yaşayamadılar.

bu ağır baskının neticesinde kazaklar diğer halkara nazaran daha uysal daha ürkek hale getirildiler. ayrıca rusya ile bu kadar büyük bir sınıra ve bu kadar az nüfusa sahip başka bir ülke yok. olası bir işgal durumunda anında saf değişterecek milyonlarca slav da cabası. o yüzden bu işi hep hassas olarak nitelediler. hala bir yandan rusya ile kapsamlı stratejik ortaklık gibi belgelerle ekonomik bağlarını koruyor, bir yandan da anayasa üzerinden kendi milli kimliğini konsolide ederek moskova'dan kültürel olarak uzaklaşmaya çalışıyorlar. yine de bir noktada rest çekmeleri gerekecek ve bu ne kadar erken olursa o kadar iyi kanaatindeyim.

çok uzun zamandır otokrasi ile yönetilen, bir kere bile demokrasi görmemiş bu tür ülkelerden köklü değişimler beklememek, olan biteni kabul etmek gerekir. çünkü dünya romantik komünistlerin rüyalarında gördüğü cinsten devrimlerle güzelleşmiyor. zaten post sovyet ülkelerin bugün bu durumda olmasına da bu romantikler vesile oldu.

mesela tepeden inme, gündemle ilintili anlık değişimler, örneğin eşcinsel evliliğin yasallaşması gibi durumlar bu ülkelerde imkansız. devlet bazında onay verildiğini rüyanızda bile göremezsiniz. hatta devlet istese bile bu sefer halk izin vermez. tutucu olduklarından da değil üstelik. uzunca yıllar rus asimilasyonu, kültürlerinin yok edilmesini ağır çekimde izlediklerinden. haliyle bu konularda önyargı ve korunma iç güdüsü geliştirdiler. bir benzeri de türkiye'de var biliyorsunuz. hatta bu ülkede selefizm veya radikal islamcı terör odaklarına mürit bulmak türkiye'den de kolay. islamı çok sevdiklerinden değil, onu bir koruma kalkanı olarak gördüklerinden kolayca aldanıyorlar.

bu nedenle lgbtq gibi batı menşeli ve yine ne kadar ironiktir ki ruslar üzerinden bu ülkeye sokulmuş bir hareketin nüfuz etmesine kültürel kodları, tabuları izin vermez. kaldı ki onlar da uyandı. bugün rusya'da lgbtq evliliği geçtim, propagandasını yapmanın cezası bile 10 yıldan başlıyor. bu yeni anayasaya göre, evlilik artık açıkça bir erkek ve bir kadın arasındaki gönüllü birliktelik olarak tanımlanıyor. yani eşcinsel evlilik anayasal düzeyde yasaklandı ki dediğim gibi beklenmedik bir şey değil.

bu anayasada sadece mevcut sistemi daha düzenli, daha dijital ve daha kazak hale getirdiler. demokrasi anlamında devrimsel dönüşümler olmadı, daha çok otoriter yapının daha modern ve verimli bir versiyonuna update edildi. nereden anlıyoruz? eski anayasada yani şimdiki başkan tokayev'in başa geçtiği sistemde, cumhurbaşkanı istifa ederse yetki senato başkanına geçiyordu. yenisinde ise yetki artık doğrudan cumhurbaşkanı yardımcısına geçiyor. onu kim seçiyor derseniz tabi ki cumhurbaşkanı seçiyor.

azerbaycan örneğinde gördüğümüz gibi post sovyet ülkelerinde bu tür makamlar genellikle iki amaçla kurulur. birincisi güvenli geçiş süreci yönetmektir. yani başkan, güvendiği, oğlu gibi bir ismi ki bu genelde gerçekten oğlu olur. yanına alarak onu sisteme alıştırır ve halka tanıtır. ikincisi ise olası bir sağlık sorunu veya kriz anında, sistemin dışından birinin aradan sıyrılmasını engellemektir ki nursultan nazarbayev ve kasym jomart tokayev arasında da aynısı yaşandı. gelecek seçime doğru kim bilir biz kimi görmeye başlayacağız haşmetlimizin yanında.

anlayacağınız kazakistan hala güçlü başkanlık ile yönetiliyor. sadece, olası bir kriz anında kimin başa geçeceği konusu, halkın veya seçilmiş temsilcilerin elinden alınıp tamamen başkanın iki dudağının arasına bırakılmış oldu. halbuki bu yeni anayasa hazırlanırken sözde süper güçlü başkanın güçleri düşürülecek, güçler ayrılığına önem verilecek demişlerdi. benim gördüğüm ise tam aksine bazı düzenlemeleri dümdüz bizim 2017 referandumundan almışlar. mesela 2017'de kurulan cumhurbaşkanı yardımcılığı makamına atamayı doğrudan erdoğan yapıyor. başkanlık makamı boşalırsa, seçimle gelmemiş olan bu yardımcı ülkeyi yönetme yetkisine sahip oluyor. şu an kazakistan'da aynı noktaya geldi.

bildiğiniz gibi iki ülkede de anayasa mahkemesi ve yüksek yargı atamalarında son söz cumhurbaşkanın. sözde güçler ayrılığı her iki modelde de kağıt üzerinde var olsa da, pratikte neler olduğunu hepimiz biliyoruz. bence bu yeni anayasa, türkiye modelinin orta asyaya uyarlanması gibi bir şey oldu ve hiç hoşuma gitmedi.

çünkü arada büyük bir fark var. türkiye'de aksak topal bile olsa çok köklü bir çok partili siyaset ve seçim geleneği varken, kazakistan post-sovyet bir otokrasiden daha kurumsal bir otoriterliğe geçmeye çalışıyor. yarın bir gün türkiye tekrar görece daha iyi bir demokrasi ile yönetilebilir fakat kazakistan için o tren kaçtı. bunun için coğrafyaların kaderlerinin, güç kutuplarının değişmesi lazım ki bu bizim yaşadığımız yüzyıl içerisinde mümkün görünmüyor.

kazakistan ile benzediğimiz nokta ise tabii ki türk genetiğine işlemiş lider kültüne saplanıp kalmış olmamız bence. çünkü türk toplumlarında tiranlık veya otoriterlik kavramları, batıdaki kadar keskin ve negatif değil. eğer bir lider, sınırları koruyor, karınları doyuruyor ve devletin vakarını temsil ediyorsa, demokratik hakların kısıtlanması genellikle bir operasyonel maliyet olarak görülür ve tolere edilir hale gelir.

türkiye'de muhalefetin akıl sır erdiremediği erdoğan kültü de bunun ispatı. adamın dünya beşten büyüktür söylemi ve savunma sanayindeki atılımlar, destekçileri için büyük reyis imajını pekiştiren unsurlar. doğalgaz kesilirse kömür yakarız diyen insanların motivasyonunun da sebebi bu. ekonomik zorluklara veya hukuksal eleştirilere rağmen, kaos çıkacağına güçlü bir irade olsun mantığıyla bu kültü destekliyorlar.

türklerin bu ortak ve güçlü lider takıntısını şöyle anlatayım. nazarbayev, elbasy yani ulusun lideri, atatürk'ü olmaya çalışarak yıllarca bu kültü yönetti. tokayev ise şimdi bizimkinin yeni türkiye yüzyılı ile paralel bir yeni kazakistan türküsü söylüyor. sözüm ona eski sistemin yolsuzluklarını temizleyen bilge ve adaletli hakan rolüne soyunuyor. çünkü bunu göstermek zorunda. halkın dünkü anayasaya %90 evet demesi, anayasa metnine ve demokrasiye olan tutkularından değil. onlar da istiyorlar ki düzeni bozmayacak bir güçlü el olsun ve devam etsin.

kötü bir demokratın getirdiği belirsizliktense, iyi bir diktatörün getirdiği istikrar evladır fikrinden ötürü de türk halkları olarak hiçbirimizin başı bitten g*tü s*kten kurtulmuyor. öyle ki bir mucize olsa, aniden ultra demokratik, meritokrasi ile yönetilen ülkelere dönüşsek. iki güne kalmaz başımıza yeni bir tiran ararız gibi geliyor. çünkü türk rahatı sevmez, anında g*tüne batar. fazla demokrasi bizde devletsizlik, başsızlık olarak görüşüyor. bu da bir türk için eşittir anarşi demektir. çünkü türklerin en büyük korkusu devletsizliktir.

her iki ülkede de temel sorun, sistemin kişilerden bağımsız işleyen kurumlara değil de liderin karizmasına dayanmasıdır. lider gittiğinde veya nazarbayev örneğinde olduğu gibi yaşlandığında, sistem derin bir sarsıntı geçiriyor ki türkiye de yakın gelecekte bunun sıkıntısını derinden çekecek. anlayacağınız, kazakistan'daki dünkü anayasa değişikliği de türkiye'deki 2017 değişikliği de aslında aynı amaca hizmet ediyor. her ikisi de partiyi ve lideri güçlendiriyor. insanlar ise ötesini berisini düşünmüyor. zaten birçoğu o devletten ekmek yiyor. iyi bir liderimiz var, o halde ona tüm yetkileri verelim ki daha hızlı iş yapsın diyorlar. daha doğrusu temenni ediyorlar ama, yarın kötü bir lider başa geldiğinde sistemi koruyacak hiçbir mekanizma olmadığı gerçeğini de değiştirmiyor.

kısacası o kadar yazdım ama bu anayasa ile pek bir değişiklik olmadı. en azından halkın hanesine artı yazan bir değişiklik yok. yine de hayırlı olsun değil ama hayırlara vesile olsun diyeyim. belki ileride bir musibet olarak görülür de halkı önceleyen başka anayasa değişiklikleri gelir.