Neyin Gerçek Olup Olmadığı Konusunda Bakış Açınızı Güncelleyecek Kavramlar

Gerçeklik hakkındaki bu kavramlardan sonra gündelik şeylere aynı gözle bakamayabilirsiniz.
Neyin Gerçek Olup Olmadığı Konusunda Bakış Açınızı Güncelleyecek Kavramlar
Ready Player One (2018)

"aslında kelebeklerin ömrü 1 gün değildir" ya da "okyanusların sadece %5'ini keşfettik" tarzı ansiklopedik fast-food bilgilerini bir kenara bırakalım. gerçekten "ufuk açan" şey, size yeni bir bilgi veren değil; şu an doğru bildiğiniz, inandığınız ve üzerine hayatınızı inşa ettiğiniz o gerçeklik algısını kökünden sarsan şeydir.

işte matrix'in kodlarını okumanızı sağlayacak, bir kez idrak ettiğinizde dünyaya bir daha asla aynı gözle bakamayacağınız 3 sarsıcı kavram:

1. umwelt (gerçeklik körlüğü)

hepimiz etrafımızda gördüğümüz, duyduğumuz ve hissettiğimiz dünyanın "mutlak gerçeklik" olduğunu sanırız. oysa alman biyolog jakob von uexküll'ün "umwelt" kavramı bu kibrimizi paramparça eder. umwelt özetle şudur: her canlı, sadece kendi biyolojik donanımının (duyu organlarının) algılayabildiği kadar bir gerçeklik illüzyonu içinde yaşar.

biz insanlar, elektromanyetik spektrumun milyarda birinden daha azını "ışık ve renk" olarak görebiliyoruz. köpekler zamanın geçişini koklayarak anlar. yarasalar dünyayı ses dalgalarıyla 3 boyutlu haritalandırır. mantis karidesi, bizim beynimizin hayal bile edemeyeceği 10'dan fazla ekstra renk dalgasını görür. yani şu an etrafınıza baktığınızda gördüğünüz şey evrenin kendisi değil; insan türüne ait o kısıtlı, daracık ve vizyonsuz biyolojik filtreden sızan küçücük bir simülasyondur. sağır ve kör bir şekilde koca evrende el yordamıyla yürüyoruz, ama her şeyi anladığımızı sanıyoruz.

2. gell-mann amnezi etkisi (medya ve cehalet paradoksu)

neden sürekli kandırıldığımızın ve manipüle edildiğimizin en kusursuz açıklamasıdır. yazar michael crichton tarafından kavramsallaştırılmıştır.

olay tam olarak şudur: gazetede, internette veya tv'de "uzmanı olduğunuz, çok iyi bildiğiniz" bir konu hakkında bir haber okursunuz. bakarsınız ki haber tamamen yalan yanlış, eksik ve cehalet fışkıran bir dille yazılmıştır. "ulan bu gazeteciler hiçbir şey bilmiyor, hepsi sığır" dersiniz.

ama sonra... sayfayı çevirir, uluslararası ilişkiler, ekonomi ya da hiç bilmediğiniz bir alandaki haberi okumaya başlarsınız ve az önce o "sığır" dediğiniz adamların yazdığı bu yeni habere hiçbir sorgulama yapmadan kelimesi kelimesine inanırsınız. az önceki cehaleti unutur, zihninizi tekrar o bilgisiz ellere teslim edersiniz. hepimiz bu amneziyi (hafıza kaybını) her gün yaşar, sonra da "ben çok bilinçli bir okurum" diye geziniriz.

3. hipernormalizasyon (hypernormalisation)

eğer şu anki toplumsal, ekonomik veya siyasi düzene bakıp "her şey tel tel dökülüyor, bu saçmalık nasıl hala devam edebiliyor?" diyorsanız cevabı buradadır. sovyetlerin çöküş dönemini anlatan alexei yurchak'ın ortaya attığı bir kavramdır.

sistem tamamen yozlaşmış ve çökmüştür.
hükümet sistemin çöktüğünü biliyordur.
halk sistemin çöktüğünü biliyordur.
hükümet, halkın bu çöküşü bildiğini biliyordur.
halk da, hükümetin onların bildiğini bildiğini biliyordur.

ama kimse mevcut sistemin yerine koyacak "yeni ve geçerli bir alternatif" hayal edemediği için, herkes yalan söylemeye ve hiçbir şey yokmuş gibi o sahte hayatı yaşamaya devam eder. o sahtelik, bir süre sonra "yeni normal" olur.
(bkz: türkiye'de sıradan bir gün)

bunları sindirmek zordur ama bir kere o gözlüğü taktığınızda, etrafınızda "çok önemli" diye dönen o devasa tiyatronun aslında ne kadar absürt olduğunu izleyip acı acı gülümsemeye başlarsınız.