Narnia Günlükleri Serisinin Bayağı Bayağı Hristiyanlık Alegorisi Olduğu Gerçeği

Çocuk masalı diye bildiğimiz Narnia ve hatta bazı çocuk edebiyatına dahil serilerin temelindeki Hristiyanlık duygusunu inceleyen bir yazı.
Narnia Günlükleri Serisinin Bayağı Bayağı Hristiyanlık Alegorisi Olduğu Gerçeği

the chronicles of narnia... ülkemizde hala üzerine çok düşülmeyen, kafa patlatılmayan çocuk edebiyatı kategorisinde, bütün vasatlığına rağmen efsane olabilmiş çok enteresan bir seridir.

bildiğiniz gibi çocuk edebiyatı janrasının çok uzun bir tarihi yok

yani iki asırdan öteye uzanmaz. çünkü öncesinde çocuk birey olarak görülmezdi ve 19.yy öncesi didaktik, sadece öğretici, din temelli kitaplar vardı. gerçi aşağıda anlatacağım üzere narnia serisi de farklı değil ama dini öğretiyi fantezi ile birleştirerek, daha münasip bir dil kullanarak çocuk zihnine uygun hale getirmek konusunda, modern öncülerden birisidir.

çocuğun birey olarak görülmeye başlanması ve onun için estetik değeri olan kurgular yazılmasıyla bambaşka bir süreç başladı. bunu da yine tabi ki ingilizler başlattılar ve hala en iyisini onlar yazıyorlar. bu kitabın yazarının da tolkien'in kankası olduğunu, onun da bütün eserlerinde dini göndermeler yaptığını göz önünde bulundurursanız devamında gelenlerin de aynı yoldan gitmiş olması garip değil.

harry potter serisinde dahi bin türlü hristiyanlık ve isa analojisi görüyorsanız sebebi bu ikinci kuşak modern fantastik çocuk edebiyatı akımıdır. bu dönemde the hobbit gibi eserlerle birlikte anglo-sakson dünyada mitoloji temelli fantastik çocuk anlatıları popülerleşti. üstelik c.s. lewis'i, böyle bir seri yazmayı teşvik eden de bizzat tolkien'dir.

mesela harry'nin yasak orman'da kendini feda etmesi, sonra cennet simülasyonu gibi o bembeyaz king's cross istasyonunda uyanıp geri gelmesi vs. bildiğin isa'nın dirilişidir ki harry de seçilmiş olandır. hatta rowling coşayazıp son kitapta mezar taşlarına incil'den ayetler yazacak kadar elini korkak alıştırmamıştır. yani harry aslında gözlüklü ve asalı bir isa mesihtir, voldemort da kovulmuş şeytandır.


bu eserin yazarı da gençken, tanrı manrı yok beyler, savaş var acı var diye takılan pesimist, ultra ateist bir akademisyendi. sonraları kankası tolkien ile oxford parklarında çekirdek kola yaparken, keriz misin oğlum? ya tanrı varsa? telkinleriyle bir gecede hidayete ermiş. hıncını da fantastik edebiyattan çıkarırcasına bu seriyi yazmıştır.

C.S. Lewis (1898-1963)

seriyi yazmaya da tolkien ile yaptıkları o meşhur gece yürüyüşlerinden birisinde karar vermiş. lan aslında aslanlar falan çok mantıklı yau demeye başladığında tolkien bile bu narnia işine uyuz olmuş. çünkü tolkien ayakları yere basan bir mitoloji yazan, gerekirse diller yaratan bir yazar. bu herif ise hoop şuraya bi noel baba attırayım, aslan gibi bir isa koyayım, biraz da çocukları ağlatacak ögeler ekleyeyim mehehe, çok güzel oldu lan diyerek kitabı çorba eden umut sarıkaya karakteri gibi bir adam.

çocukken ailesinin aşırı dindar yapısından ötürü koyu ateist olmuş, dine tekrar döndüğünde ise yobazlık seviyesinde hristiyan olmuş. böyle ortası olmayan ayarsız bir insan. bir de öyle bir dönmüş ki, ben artık sadece inanmıyorum, inanmayanları da fantastik evrenlerde aslanlara parçalatacağım kafasına girmiş. çünkü bu çocuk kitabı filan değil, içerikte bayağı protestanlığa giriş 101 dersi veriyor adam.

geçen gün twitter da aslan the lion karakterinin adının türkçe aslan olduğunu eşek kadar yaşa geldiğinde öğrenen gençler olduğunu gördüm. bir yandan güldüm, öte yandan üzüldüm. tabi ki çocukken türkçe dublaj izledikleri için o garabet aslan-aslan karmaşasına maruz kaldıkları ve kitapları okumadıkları için kendilerince bir aydınlanma yaşamışlar.

önceki nesiller filmleri yokken sadece kitaplardan bildikleri için konuya oldukça hakimler. yeni nesil ise bırak alegoriyi, bu seride türk lokumunun neden bu kadar önemli olduğunu dahi anlayamıyorlar çünkü arkaplanı, yazarı, eleştirileri okumayı bırakın kitaplarını bile okumuyorlar. tiktok videolarındaki özetlerle detay öğrenmeye çalışıyorlar.

gerçi bu kadar açık ve net mesajları olan bir seriyi okumuş insanların bile çok tuhaf çıkarımları var şu başlıkta. adamı türkleri çok seven, üzerine araştırma yapmış bir yazar sanıyorlar. halbuki uzaktan yakından alakası yok. adam üstüne birinci dünya savaşında türklere kurşun sıkmış bir ingiliz askeri. türk lokumu da egzotik bir öğe o kadar. savaş, açlık, sefalet derken yıllarca sadece patates tüketmekten zihin gelişimi yavaşlamış bir nesilin çocuğu için lokum o dönem dünyanın en egzotik ve özel tatlısıydı. adam da bunu kullanmış o kadar.

o değil de ulan edmund, be hey haysiyetsizin evladı. insan vatanını, kardeşlerini, parmak kadar bacısını bir kutu fıstıklı lokum için satar mı göt? filmde o lokumları öyle bir gösteriyorlar ki, sanırsın içinde ab-ı hayat var. bildiğin toz şekerli, dişe yapışan, bayat hacı bekir lokumu. yok edmund burada günahkar insanı temsil ediyormuş vs. hepsi fasa fiso. yazar tozuttuğu için ademin iki erkek evladından birisi yani dünyanın dörtte biri, o bir kutu lokuma ruhunu satacak kadar iradesiz çomarlardan oluşuyor onun gözünde.


serideki alegoriler o kadar basittir ki, gerçek anlamda amatör eğlendirir

aslan tabii ki mesihtir. ölür, taş masada kurban edilir, ertesi gün dirilir. beyaz cadı ise günahların yekünüdür. dümdüz eski ahit / yeni ahit dramatizasyonudur. edmund da yukarıda anlattığım gibi klasik ihanet eden insanlığı sembolize eder. yan karakterlerde de çeşitli havalarilerin özellikleri var ama onlar pek önemli değil.

bence bu serinin en büyük mağduru susan'dır. kızcağız büyüyüp makyaj yapmaya, erkeklerle ilgilenmeye başlayınca lewis abimiz sen artık narnia'ya gelemezsin, sen kumbarayı bozdurdun diyerek kızı resmen aforoz ediyor. ulan alt tarafı ruj sürdü kız, nedir bu ortaçağ kafası amcık herif? okurken çok uyuz olmuştum pezevenge.

serinin son kitabı the last battle ise tam bir fiyasko. lewis burada alegoriyi falan bırakıp direkt mahşer gününü, kıyameti, cenneti falan anlatıyor. ruj sürdü, başımıza orospu olacak dediği susan hariç bütün ana karakterler bir tren kazasında ölüp asıl narnia, yani cennete gidiyorlar. çocuk kitabı diye başladığı seri, hepiniz öldünüz, buyrun cenaze namazına tadında bitiyor.

benim en sevdiğim olay ise bu seriyi okuyup uyuz olan philip pullman'ın hislerime tercüman olmasıdır. adam, lewis'e o kadar gıcık olmuştur ki, sen misin çocuklara incil anlatan, ben de kiliseyi yıkan çocukları anlatacağım diyerek karanlık cevher serisini yazmıştır. (bkz: his dark materials)

bu serinin komple alegorisi tanrıyı öldürmek üzerinedir ama sonuçta yine aynı kaynaktan beslenir. yani lewis ne kadar iman et köpek diyorsa, pullman da o kadar isyan et yavşak diyerek aslında yine dini bir zemin üzerinden prim yapar. anlayacağınız ingiliz yazarlar için fantastik edebiyat, bir tür pazar ayininden kaçan çocukları arka kapıdan yakalayıp içeri tıkma yöntemidir. hepsinin temelinde o kurtarıcı, feda, günah ve cennet döngüsü döner durur.

bi yandan kafamda şu başlıkları açmam gerektiği fikrini gerektirdiği için kendilerine minettarım. ne yazmış olursa olsunlar, boş durmamışlar ve üretmişler. başka fikirlere ve türlere esin kaynağı olmuşlar. bakmayın makara yaptığıma, hepsinin yeri gönlümde ayrıdır.

(bkz: fantastik edebiyat görünümlü misyonerlik)
(bkz: isa mesih'in fantastik evrenlerdeki avatar listesi)