Londra'ya Turist Olarak Giden Birinin Dikkatini Türkiye'den Farklı Olarak Çeken Şeyler

Londra'yı merak ediyorsanız buyrun, bu yazı vesilesiyle biraz önizleme yapın.
Londra'ya Turist Olarak Giden Birinin Dikkatini Türkiye'den Farklı Olarak Çeken Şeyler
Brick Lane

londra, tek kelime ile özetlemek gerekirse düzen şehri

nedendir bilmiyorum ama sanki her şey belli bir düzen içerisinde hareket ediyor gibi. insanlar belli bir düzen içerisinde yürüyor, taşıtlar belli bir düzen içerisinde sabit hızla gidiyor, kırmızı otobüsler dahi sanki şehrin düzenini sağlamak için elle kurulup yollara bırakılmış gibi. yani toplu taşımacılık aslında bahane de londra'yı londra kılmak için şehri dolaşıyorlar.

burada senelerce yaşamış kişilerin yorumlarına karşı bir şeyler söylemek haddime değil ama o kadar ülke içerisinde bana çok garip hissettiren bir şehir oldu londra. iyi mi kötü mü hala karar verebilmiş değilim.

öncelikle bize öğretilen şey, ülkede krallığın sembolik olduğudur ancak ben hiç de öyle hissetmedim. hükümet binalarından tutun da herhangi bir köşesinde o royal hissini alıyorsunuz. bir amblem, bir isim, bir mağaza…

şehir merkezindeki yüzyıllık binaların hemen yanına yapılmış modern bir bina hiç sırıtmıyor. bizde bir bina dikiliyor ve nereden baksanız ucube gibi duruyor. burada öyle bir binayı geçtim, eğreti duran tek bir taş yok. tüm binalar dahi sanki bir düzen içinde. tarih ve modernite iç içe geçmiş ama hiç sırıtmamış. müthiş bir kombinasyon. sanki filmlerde gösterilen eski zaman londra'sında yürüyorsunuz ama aynı zamanda bugünü de yaşıyorsunuz. nasıl başarmışlar aklım almıyor. bizde aynı mahalledeki evler bile birbirinden farklı, saçma sapan dizilmiş vaziyette.

insan ister istemez kendi memleketiyle kıyaslıyor ve arada onlarca yıllık bir zaman farkı olduğunu düşünüyor. elbette istanbul nüfusunun neredeyse yarısı kadar bir şehirden bahsediyoruz ama trafik yok. her araç, her insan sanki sabit hızla hareket ediyormuşçasına acele yok, koşturmaca yok, telaş yok. her şey olağan akışında ve olması gerektiği gibi.

sokaklar, caddeler tertemiz. kavga, gürültü, bağırtı yok. elbette camden town'a gidince değişiyor çoğu şey fakat merkez londra özeline bakacak olursak “burada zaman başka akıyor” diye düşündüm. halbuki yaptığım bir şey yoktu.

Camden Town

londra bir kültür ve gelenekler şehri

“dünyanın geri kalanına uymam, benim kendime has kural ve özelliklerim var” der gibi. zaten yazılı bir anayasası olmayan bir ülke. tamamen gelenek ve teamüllere göre siyasetin yürütüldüğü bu ülkede her şeyin bir kuralı olduğunu hissediyorsunuz. herkes uyması gerektiği kuralları biliyor sanki ve çocukluklarından beri bunu öğreniyorlar. ayrıca her yere bir açıklama, bir yazı konulmuş. “bu yol kapalı, şuradan yürü. yayalar buradan.” siz de bu düzene uymak zorundaymışsınız hissediyorsunuz. başka bir ülkede “aman n'olacak ki” diye düşünmüşümdür ama burada hiç düşünmedim. hatta turistler için midir bilemem ülkede trafik soldan aktığı için ışıklarda, karşıdan karşıya geçişlerde yola hangi yöne bakacağınızı yazmışlar. karşıya geçecekken yerde kocaman “sağa bak” ya da “iki yana da bak” yazıları.

diğer yandan bir sanat şehri. köşe başında tiyatrolardan tutun da galeriler, konserler, ücretsiz müzeler… arsenal maçına gittiğimde çoluğu çocuğuyla gelen ailelerin, çiftlerin yanı sıra evinde örgü örüp torun sevmesi gereken 60 yaşında teyzeleri de gördüm. ve gerçekten tiyatro izler gibi maçı takip ediyorlar.


dünyanın ilk kez bir şehrinde kendimi uluslararası hissettim

ingilizi, hintlisi, asyalısı, türkü ve dünyanın dört bir yanından gelen turisti ile burası başlı başına bir metropol. hani metropolün kelime anlamı sanki bu şehir. ben istanbul'a metropol derdim ancak bana göre istanbul devasa bir şehir. londra ise birçok şeyin merkezi. bu şehirde yaşamak insanı güncel tutar, kendini güncel hissettirir. hani yıl 2026 ise ben evet şu an bu yılı yaşıyorum.

o kadar küresel bir şehir ki latin amerika yemekleri de bulabiliyorsunuz orta doğu mutfağı da. asya'yı saymıyorum zaten hint, çin, japon, kore neredeyse her mahallede. dünya'nın herhangi bir ülkesinden birisi muhakkak buradadır diye düşündüm.

yemekler türkiye'ye göre bir tık pahalı. bir kişi yemek + içecek en az 20 pound ki güncel kurla 1.200 lira yapıyor. bazı yerlerde 25-30 pound dahi ödediğim oldu. ingiltere'nin kendine ait bir mutfağı olmamasının açığını kolonileştirdiği ülkelerin mutfağıyla kapatmış. belki bu yüzden küresel bir şehir imajı uyandırdı bende.

internette dalga geçtiklerini görünce abartı komedisi sandığım kibarlıkları meğer abartı değilmiş. gerçekten de herkes herkese sorry deyip geçiyor. otobüsten inerlerken de şöföre teşekkür ediyorlar. ilk başta anlamamıştım ben kim kime teşekkür ediyor diye.


hatta şöyle bir parodi videosu da var


her yerde satılan take away yemeklerden midir bilmem ama çok bireysel bir şehir geldi

yani herkes yalnız ve herkes sainsbury's local'den sandviçini alıp yemeğini yiyip işine gücüne bakıyormuş gibi. bu sebeple de londra bir aile yaşamına uygun değilmiş hissi uyandırdı. yani buradakiler tek başına ya da partneriyle/eşiyle yaşayanlarmış da aile olanlar başka bölgelerdelermiş gibi.


bir de restoranda/kafede yemek ile paket yapıp götürmenin arasında fiyat değişiyor. belki bizde de olabilirdi bu sistem ama zor. yemek uygulamalarından alınca da aynı kendisinden alınca da aynı fiyat sunan esnafa anlatamayız bunu.

havanın sürekli kapalı olması, birden yağmurun yağması, akşam 6'da kafelerin kapanması ile pub kültürünün başlaması bunlar buraya özgü şeyler. yine merkezdeki birçok iş merkezi tamamen camdan yapılma. yani çalışan insanları ve bilgisayarda ne yaptıklarını görebiliyorsunuz.

şaşırdığım diğer kısım ise insanların bu kadar çok fazla sigara/e-sigara tüketmesi ile şehirde çok fazla türkçe konuşan insanın olması. türkiye'den sonra sanırım en çok sigara tüketen bir ülke gördüm. yine sokakta, otobüste, turistik olmayan yerlerde dahi birçok türk insanına rastlamam şaşırttı. burada yaşayanlar bir topluluk oluşturabilmişse ne güzel.

bir haftalık gezimden öyle büyük bir gözlem, tespit çıkarmaya çalışmadan şehir hakkında düşüncelerimi yazmak istedim. gittiğim her ülkede kendime sorduğum soruyu sorduğumda, londra'da yaşamak gerçek manada düşündürdü doğrusu ama krallığın başka bir şehrinde yaşamayı isterdim sanırım.