Londra, 1800'lü Yıllarda Başına Bela Olan Kanalizasyon Problemini Nasıl Çözdü?

Londra, 19. yüzyılda türlü salgın hastalıklara sebep olan dandik probleminden nasıl kurtuldu?
Londra, 1800'lü Yıllarda Başına Bela Olan Kanalizasyon Problemini Nasıl Çözdü?

londra... modern kent kimliğinin oluşmasında, 19. yüzyılın sonlarında altyapısını kuran mühendis joseph bazalgette'in katkısı büyük olan şehirdir. yaklaşık 150 yıl önce tasarladığı ve hâlâ büyük ölçüde işlevini sürdüren bu sistemle bazalgette, kentin çoğu zaman "fark edilmeyen" ancak varlığını mümkün kılan temel unsurlarından birine imza atmıştır.

19. yüzyılın ortalarında kolera salgınları ve thames nehri'nden yayılan yoğun koku nedeniyle ciddi bir halk sağlığı krizi yaşayan londra, bazalgette'in geliştirdiği kanalizasyon sistemiyle köklü bir dönüşüm geçirdi. bu müdahale, kenti yalnızca fiziksel olarak temizlemekle kalmadı; salgın hastalıkların kontrol altına alınmasını sağlayarak kentsel yaşamın "sürdürülebilirliğini" güvence altına aldı. yeraltına gizlenen bu mühendislik ağı sayesinde şehir, "kriz" içindeki bir sanayi kentinden modern bir metropole dönüşmesine giden yolun temelini attı.

19. yüzyılın ilk yarısında londra'nın nüfusu olağanüstü bir hızla artarak 1800'de yaklaşık 1 milyondan 1850'de 2,5 milyona ulaşmıştı. bu demografik patlama, barınmadan ulaşıma, halk sağlığından altyapıya kadar pek çok sorunu beraberinde getirdi. en ciddi sorunlardan biri ise kanalizasyondu. 1860'lara kadar kentin atık sistemi büyük ölçüde thames nehri'ne dayanıyor; nehir, fiilen açık bir "lağım" işlevi görüyordu. on yıllar boyunca çeşitli çözüm önerileri gündeme gelse de parlamento'da kalıcı bir uzlaşı sağlanamıyordu.

Joseph Bazalgette

sorun, 1858 yazında doruk noktasına ulaştı. aşırı sıcaklar, thames'ten yayılan dayanılmaz kokuyu daha da şiddetlendirdi ve bu olay tarihe great stink olarak geçti. dönemin hâkim tıbbi anlayışı olan miasma teorisine göre hastalıklar, hava yoluyla yayılıyordu. nehrin hemen kıyısında yer alan avam kamarası'nda, kokuyu bastırmak için perdeler kireç klorürüne batırıldı; ancak koşullar öylesine ağırlaştı ki parlamento neredeyse çalışmalarını başka bir yere taşımak zorunda kaldı. bu kriz, siyasetçileri nihayet harekete geçmeye zorladı.

tam bu noktada, yeni kurulan metropolitan bayındırlık kurulu'nun baş mühendisi joseph bazalgette, londra için kapsamlı bir kanalizasyon sistemi planını devreye soktu. şehrin altına döşenecek "geniş" bir boru ağı, atıkları thames'in her iki yakasında yer alan ana kollektörlere taşıyacak, buradan da londra merkezinin doğusuna yönlendirecekti. yerçekimine dayalı ana kollektörler ve stratejik noktalara yerleştirilen pompa istasyonları sayesinde atıklar kent merkezinden uzaklaştırılacaktı. bazalgette, boru çaplarını ilerideki nüfus artışını gözeterek geniş tutmuş, tünelleri ise "ek hatların" bağlanmasına olanak verecek biçimde tasarlamıştı. bu yaklaşım başlangıçta yüksek maliyet gerekçesiyle eleştirilse de, bazalgette'in altyapı planlamasında "uzun vadeli" düşünmenin zorunlu olduğu yönündeki ısrarı, projeye yön verdi.

sistemin yerçekimiyle çalışamadığı, nehir seviyesinin altında kalan noktalarda atıkların yeniden yukarı taşınması için iki büyük pompa istasyonu inşa edildi: güneyde crossness, kuzeyde abbey mills.

zaman içinde yapılan iyileştirmelerle sistem daha da geliştirilmiş; 1888'den itibaren katı atıklar filtrelenerek mavnalarla açık denize taşınmaya başlanmış, thames'e yalnızca sıvı atık bırakılmıştır. böylece nehir, yüzyıllar boyunca maruz kaldığı yoğun kirlilikten kademeli olarak arındırılmış; kanalizasyon sistemi ise kenti doğrudan dönüştüren etkili bir sağlık ve çevre politikası aracına dönüşmüştür.

bu mühendislik ağının en dikkat çekici bileşenlerinden biri olan crossness pompa istasyonu, yalnızca mühendislik değil, mimarlık tarihi açısından da ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. yuvarlak kemerli pencereleri, simetrik cephe düzeni ve anıtsal mimarisiyle dikkat çeken yapı; charles henry driver tarafından romanesk üslupta tasarlanmıştır. crossness, viktorya devrinde altyapının yalnızca teknik bir zorunluluk olmaktan öte, bir "medeniyet" göstergesi olarak algılandığını da açıkça ortaya koyar.


medeniyet fikrinin yalnızca teknolojik ilerleme ya da ekonomik güçle değil, düzen ve sorumlulukla da ölçüldüğü viktorya devrinde endüstriyel bir görev üstlenen bu yapılar, "bilinçli" olarak "anıtsal" biçimde tasarlanmış, tuğla cepheler, kuleler ve süslemeli demir makinelerle donatılmıştır. bu anlayışta medeniyet, yalnızca temiz olanı değil, kirli olanı da ciddiye alabilme kapasitesiyle tanımlanmıştır.

yeraltına gizlenen bu mühendislik ağı, katı viktoryen ahlakın kenti disipline etme arzusunu yansıtırken, mühendislik ile mimarinin birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçtiğini de gösterir. ortaya çıkan miras, yalnızca teknik ve kentsel düzeyle sınırlı kalmamış, kentin kültürel imgesinde de güçlü bir karşılık bulmuştur. bazalgette'in kanalizasyon tünelleri, "görünmez" bir mühendislik başarısı olmanın ötesinde, londra'nın edebiyat ve sinemada sıklıkla karanlık ve gotik bir mekân olarak hayal edilmesine de zemin hazırlamıştır. sherlock holmes öykülerinden gotik korku anlatılarına uzanan bu yeraltı dünyası, kentin altyapısıyla somutluk kazanmıştır.

bu yönüyle londra modeli, 19. yüzyılda özellikle "geleceği öngören" planlama anlayışı nedeniyle endüstriyel dünyanın önemli mühendislik referanslarından biri haline gelmiş; paris, new york ve berlin gibi pek çok kentte kanalizasyon ve drenaj projeleri için örnek olmuştur.

Dünya nasıl böyle çirkinleşti?