Kocasını Savaşa Uğurlayan Kadınların Taktığı Söylenen Bekaret Kemeri Gerçek miydi?

Orta Çağ'da kocasını savaşa yollayan kadınların giydiği söylenen bekaret kemeri bir şehir efsanesinden mi ibaret?
Kocasını Savaşa Uğurlayan Kadınların Taktığı Söylenen Bekaret Kemeri Gerçek miydi?

orta çağ’da savaşa giden kocaların, eşlerinin sadakatini güvence altına almak için taktığı söylenen ünlü iffet kemeri. filmlerde gördük, kitaplarda okuduk, sayısız şakaya konu oldu. ama işin aslı şu: bu hikâye büyük ihtimalle tamamen uydurma.

bu iddianın en güçlü savunucularından biri, orta çağ uzmanı albrecht classen. classen, the medieval chastity belt: a myth-making process adlı kitabında, iffet kemerlerinin tarihsel gerçekliğini didik didik inceliyor ve net bir sonuca varıyor: kadın sadakatini sağlamak için kullanılan metal iffet kemerleri hiçbir zaman gerçekten var olmadı.


iffet kemerine dair bilinen en eski “kaynak”, 1405 yılına tarihlenen bellifortis adlı bir el yazması. yazarı konrad kyeser, alman bir mühendis ve sanatçı. ancak bu eser ciddi bir tarih kitabı değil; daha çok savaş makineleri, tuhaf icatlar ve bolca mizah içeren bir derleme.

bu el yazması eserde aynı zamanda: görünmezlik sağlayan fantastik araçlar, abartılı savaş makineleri, hatta açıkça yapılmış osuruk şakaları bile bulunuyor. eserde bekaret kemerine ait bir çizim bulunur ve bu çizime eşlik eden latince metinde şu ifade yer alır: “est florentinarum hoc bracile dominarum ferreum et durum ab antea sic reseratum.” (“bunlar floransalı kadınlara ait, önden kapatılan sert ve demirden yapılmış külotlardır.”)

iffet kemeri çizimi de tam bu bağlamda, kitabın sonunda, adeta “kimse bunu ciddiye almasın” der gibi eklenmiş. üstelik bu döneme ait tek bir fiziksel bekaret kemeri örneği bile yok.


peki müzelerdeki iffet kemerleri?

bugün bazı müzelerde sergilenen örneklerin büyük çoğunluğunun 19. yüzyılda, özellikle viktorya döneminde üretildiği düşünülüyor. bu dönem, orta çağ’ı “karanlık, barbar ve sapkın” göstermeyi seven bir kültürel bakış açısına sahipti.

british museum bu konuda oldukça açık: “mevcut örneklerin büyük çoğunluğu, 18. ve 19. yüzyılda meraklılar için ya da tatsız şakalar amacıyla üretilmiştir.”

yani bu kemerler, orta çağ’dan kalma kanıtlar değil; orta çağ fantezileri.

(7. yüzyılda büyük gregorius gibi mühim dini liderler, vaazlarında ve halka açık söylevlerinde zaman zaman iffet kemerinden söz etmişlerdir; ancak bu ifadeler, kendi tarihsel bağlamları içinde gerçek bir nesneyi değil, mecazi ya da sembolik bir anlamı ifade etmektedir.)

classen ve diğer tarihçilere göre sorun sadece kanıt eksikliği değil, mantık eksikliği de. sert metalden yapılmış, kasık bölgesine kilitlenen bir nesnenin: hijyen, regl, tuvalet, günlük hareket gibi temel insani ihtiyaçlarla nasıl bağdaşabileceği ciddi bir soru işareti.


semmelweis müzesi uzmanlarının sorduğu soru çok net: “bu kadar sert ve pürüzlü bir nesne, birkaç gün içinde ciddi enfeksiyonlara yol açmadan nasıl taşınabilirdi?” neden bu mite inanmak istiyoruz? classen’e göre cevap basit: geçmişi ilkel göstermek, bugünü daha ‘aydınlanmış’ hissettiriyor.

tıpkı “orta çağ’da insanlar dünyanın düz olduğuna inanıyordu” efsanesi gibi, iffet kemeri miti de geçmişi küçümseyen bir anlatının ürünü. ayrıca cinsellik, utanç ve merak gibi güçlü duygularla birleştiğinde, hikâye daha da cazip hâle geliyor.

bir yandan erkek korkularını, diğer yandan kadınlar üzerindeki tahakküm fantezilerini besleyen bu anlatı, yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etmiş.

gerçek, orta çağ’da değil; rönesans sonrası dönemde başlıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda: mastürbasyonu engellemek için, fabrikalarda çalışan kadınları koruma iddiasıyla, daha sonra ise fetiş nesnesi olarak çeşitli “iffet kemerleri” üretiliyor. günümüzde ise bdsm kültüründe hem kadınlar hem de erkekler için tasarlanan modern versiyonlar kullanılıyor.


yani evet, iffet kemerleri bugün var. ama hayır, orta çağ’da, sadakati sağlamak için kullanılan metal kilitler hiç olmadı. iffet kemeri, tarihsel bir gerçek olmaktan çok, yüzyıllar boyunca anlatıla anlatıla “gerçekmiş gibi” kabul edilen bir mit. bir şehir efsanesi. cinsellik, korku, mizah ve geçmişi küçümseme arzusunun birleşiminden doğmuş bir hikâye.

ve belki de en ironik olan şu: orta çağ insanları, bu şakayı bizden çok daha iyi anlıyordu.