Jack London'ın Yazarlık Kariyerine Nasıl Başladığının Pek Bilinmeyen Hikayesi

Jack London yazarlığa nasıl başladı? Eh, kitaplarına oldukça uygun bir şekilde...
Jack London'ın Yazarlık Kariyerine Nasıl Başladığının Pek Bilinmeyen Hikayesi

jack london henüz on yedi yaşındayken, fok avcılığı yapan bir mürettebata katılıyor

pusula japonya açıklarını, kader ise henüz adını koyamadığı bir yazarlığı gösteriyor. genç yaşına rağmen gemide nöbet ona emanet ediliyor. bir gece dümen başında seyre daldığı pasifik’in sabrı tükeniyor. şiddetli bir tayfun kopuyor. genç jack allaha emanet.

gemi, dev dalgaların içine girip girip çıkıyor. tahta gövdesi ha yarıldı yarılacak, deniz sanki kudurmuşçasına insanı yutacak. jack’in elleri dümenle birlikte yanıyor, sırtından ter değil, neredeyse deniz suyu akıyor. korku ile direnç arasında, içgüdüyle öğrenilmiş bir cesaretle saatlerce mücadele ediyor. ve sonra tayfun diniyor. okyanus susuyor. gemi hala ayakta. o an, jack’in hayatındaki ilk büyük zafer kazanılmış oluyor. kimse alkışlamıyor tabii ama o biliyor. bir şeyin üstesinden gelmiş olmanın gururu bu.

bir zaman sonra fok avı sona eriyor, gemiyle oakland’e geri dönüyor. takvimler 1893’ü gösteriyor. amerika ciddi bir mali krizin içinde debeleniyor. jack london için kahramanlık, eve dönünce yerini hayatta kalma telaşına bırakıyor. ailesine destek olmak için bir hint keneviri imalathanesinde işe giriyor. saatliği 10 sent, günde 10 saat. günün sonunda cebine giren para sadece 1 dolarcık. bedenini bıraktığı yerde, ruhunu da makinelerin gürültüsüne teslim ediyor.

o sonbaharda anası flora london, gazetede küçük bir ilan okuyor. yirmi iki yaş altı yazarlar arasında düzenlenen bir yarışma… en iyi betimleyici makaleye 25 dolar, ikinciye 15, üçüncüye 10 dolar ödül veriliyor. annesi durur mu, hemen jack’e bu yarışmadan bahsediyor. jack kardeşimiz evvela omuz silkiyor. yazı, onun gözünde daha bir iş değil, bir heves gibi görünüyor. ama annesinin ısrarı ağır basıyor.

sonunda, defalarca anlattığı o fırtınaya geri dönüyor. üç gün boyunca çalışıyor. o tayfunu yeniden yaşıyor yiğidim, kelimelerle dümeni tekrar eline alıyor. metnin adı en baştan belli: “japonya açıklarında tayfun.” gövdesini bu başlıktan dokuduğu yazıyı gönderip beklemeye başlıyor.

sonuç açıklanıyor ve jack birinci seçiliyor. 25 dolar kazanıyor. bu para, kenevir imalathanesinde neredeyse bir ay çalışmasına denk. ama asıl kazanç para değil tabii. jack london o gün fark ediyor ki, kas gücüyle kazanılan bir dolar ile kelimelerle kazanılan bir dolar aynı değil. yazının, insanın hem bedenini hem zihnini özgür bırakabildiğini keşfediyor.


işte o an, jack london yazının ve yazarak kazanmanın tadını alıyor

kurdun dişine kan değiyor (bkz: vahşetin çağrısı) ve bir daha da bu tadı unutmuyor. kırk yıl süren kısacık hayatına elliden fazla kitap ve dünya edebiyatında yer edinmiş başyapıtlar sığdırıyor. tıpkı romanları kadar serüven dolu bir yaşam sürüyor. amerikan edebiyatında “proleter yazar” olarak ünleniyor, hala işçi sınıfının en çok okuduğu yazarlardan biridir. zaten kendisi de işçi sınıfının içinde doğmuştu. daha ilkokuldayken sabah ve akşam postasında gazete dağıttı, hafta sonları da bowling salonunda ve buz arabasında çalıştı. 13’ünde okulu bırakıp günde 12 ile 18 saat arasında çalışılan bir konserve fabrikasında işçiliğe başladı. daha neler yapmamış ki? istiridye korsanlığı, hademelik, ütücülük, gemicilik, altın arayıcılığı, boksörlük, maden işçiliği, çiftçilik, savaş muhabirliği, gazetecilik ve nihayet yazarlık. komünist manifesto’yu okuduktan sonra notlarına şunları yazmış: “insanlık tarihi baştanbaşa sömürenlerle sömürülenlerin kavgasıyla dolu… darwin’in incelemeleri nasıl insanoğlunun gelişimini gösteriyorsa, sınıflar arasındaki bu kavganın tarihi de bizlere iktisadi uygarlığın gelişimini göstermektedir.”

kitapları hemen her dile çevrildi ve dünya çapında milyonlarca baskı yapmaya devam ediyor. düşünüyorum da sadece 40 yıl yaşayıp sapına kadar ölümsüz olmak ne kadar havalı bir şey, müthiş gerçekten! özensen de çaresiz kalırsın, uğraşsan da nafile olduğunu anlarsın, saygı duymaktan başka çere kalmıyor bize.

ama her şeyin başlangıcında o okyanusun hırçın dalgalarında öğrendiği direnç var bence. o dirençle kağıdın üzerinde yol alıyor. o kağıdın üzerinde aldığı yolun notları dünyanın herhangi bir yerindeki kitapçıda ya da kütüphanede görüyoruz biz de. hak edilmiş namın yürüyedursun sosyalist delikanlı, dünyanın bütün kitapçılarında…