İngilizcenizi Günlük Konuşma Diline Yaklaştıracak İki İsabetli Tavsiye

İngilizce konuşurken çok daha rahat ve doğal duyulmanızı sağlayacak iki tavsiye.
İngilizcenizi Günlük Konuşma Diline Yaklaştıracak İki İsabetli Tavsiye

eğer erek dilin konuşulduğu ülkede yıllarca yaşayıp native’lerle konuşma imkânınız yoksa, ingilizce dâhil ikinci dili kendi imkânlarıyla öğrenip şakır şakır konuşan herkesin tek bir ortak noktası vardır: sesli olarak kendi kendine konuşmak. bunu alışkanlık hâline getirdiğinizde, istemsizce yolda, toplu taşımada ya da markette kendi kendinize konuşurken şizofren gibi hissedebilirsiniz ama faydası inanılmaz boyutlardadır.

Native: Yerli, anadili İngilizce olan. (E.N.)

sadece okulda veya kursta derslere katılıp okuma–dinleme yapmak, netflix izlemek bülbül gibi konuşmakla çok alakalı değildir. yeni öğrendiğiniz bir kelimeyi önce sözlükte türkçe karşılığına ve ingilizce tanımına bakıp, telaffuzunu duyarsınız. ardından örnek cümlede nasıl kullanıldığını görürsünüz. en az iki eş anlamlı hayat kurtarır, unutmayın.

sonra bu kelimeyle kurduğunuz kendi basit cümleleri -mümkünse farklı kombinasyonlarla- gün içinde sesli olarak tekrar etmeniz gerekir. bu pratiği düzenli artırırsanız, bir ay sonra yaşayacağınız seviye ilerlemesine siz bile şaşırırsınız.

bu sürece bir de filler words ve transitional (geçiş) sözcükleri eklemeyi öğrenirseniz, konuşmanız bambaşka bir seviyeye çıkar.

mesela “yorgunum, işe gitmek istemiyorum” demek istiyorsunuz. bizim gariban türkolar bunu hemen tercüman edasıyla zihinde çevirir: “i am tired, so i do not want to go to work.”
bunu demezsek sanki ortamızdan çatlayacakmışız gibi hissederiz. oysa native’ler konuşurken dili discourse markers ile renklendirir: like, i mean, you know, kind of, actually, at the end of the day, however, thus…

örneğin:

i’m just really tired, so, you know, i don’t really want to go to work.

“tired” yerine en sık kullanılan eş anlamlıyı (exhausted) hemen bulup bu sefer onunla deneriz:

i’m like exhausted, so, yeah, ı don’t really want to go to work.

öte yandan konuşmak her zaman tam cümle kurmak demek değildir. yukarıdaki cümleyi kuramıyorsanız, fragmentlar (parçacıklar) bile iş görür. olumsuzluk anlatmak istiyorsak “no” veya ''not'' mutlaka bir yerde olur:

tired today, no work

bu ilkel yapılara bile filler words eklerseniz, gerçekten konuşmuş olursunuz:

like very tired today, not work, you know

soru sormak içinse universal tag olan right / yes / no hayat kurtarır

diyelim ki “bu toplantı 9’da mı başlıyor?” demek istiyorsunuz ama soru formu göz korkutuyor (does this meeting start at 9?). hiç kasmadan, olumlu cümleyi kurar, sona bir tag ekler, tonlamayı soru gibi yapıp bırakırız.

this meeting starts at nine, right? (bu toplantı saat dokuzda başlıyor, değil mi?)
meeting at nine, right?
you’re tired, right?
we’ve met before, right?
you sent the e-mail yesterday, yes? (e-postayı dün gönderdin, değil mi?)
this is your first time here, yes?
you don’t work on sundays, no? (pazar günleri çalışmıyorsun, değil mi?)
this isn’t the final version, no?

a: you’re not coming tomorrow, right?
b: yeah, i’m too tired.

a: this is confidential, yes?
b: absolutely.

a: we haven’t missed anything, no?
b: no, we’re all set.

ekleme: bunlar gibi ingilizcenin en harika nüanslarını paylaştığım tamamen ücretsiz instagram sayfama mutlaka beklerim: http://instagram.com/antiparmesan