Bir Çocuğa İnsanın Cennetten Kovulmasını Bile Anlatabilen Animasyon: The Wild Robot

Direkt bunu anlatıyor demiyoruz ancak bu şekil farklı okumalara meydan verebilecek kalitede bir animasyon film, 2024 tarihli DreamWorks yapımı The Wild Robot (Vahşi Robot).
Bir Çocuğa İnsanın Cennetten Kovulmasını Bile Anlatabilen Animasyon: The Wild Robot

vahşi robot... beni bilen bilir, aile sinema gecesinde bizim ufaklıkla devamlı (zaten ben ondan önce izlemiştim kıh kıh kıh...) böyle şeyler izliyoruz. the wild robot için, fark edilemeyen bir animasyon diyebilirim. sonraki izleyişimde bende derin konular uyandırdığını söyleyebilirim (bu arda son cümleyi karizmatik bir sesle söyledim).

Uyarı: Spoiler içerir. (E.N.)

kısaca konudan bahsedecek olursak

biz insanların her türlü ev işinde yardımına koşmak için üretilen bir tür asistan olan ev robotu rozzum unit 7134 anlatmaktadır. bu arkadaş hiçbir insanın yaşamadığı bir adada, kargo paketinin içinde kıyıya vurur. bu küçük adada envai çeşit hayvanla karşılaşır ve onlarla iletişim kurmaya çalışır. kısa adı roz olan robot, zaman ilerledikçe doğaya uyum sağlamaya başlar ve vahşi doğanın tüm canlıları ile iletişim ve empati kurmaya başlar. roz'un buradaki en büyü görevi ise, yeni doğan bir bebek kazın anneliğini üstlenecek olmasıdır.

neyse karizmatik sesime dönecek olursam bir çocuk filminin en ciddi teolojik meseleyi en sessiz biçimde konuşabildiğini, vahşi robot'u ikinci kez düşününce fark ettim diyebilirim; insanın cennetten kovulması...

birçok literatürde adem ile havva'nın cennetten çıkarılması çoğu zaman bir ceza, bir düşüş ve masumiyetin kaybedilişi olarak anlatılır. fakat bu hikayeye başka bir yerden bakmak bence mümkündür. belki de insan cennetten kovulduğu için insan olmadı, insan olduğu için ya da mevcut olduğu hayvansal düzenden çıktığı için cennetten çıktı. çünkü bildiğimiz anlamada insanı insan yapan şey, kendisine verilmiş düzeni olduğu gibi kabul etmekten çok, o düzeni sorgulayabilmesidir.

vahşi robot filmi bu eski hikayeyi bire bir anlatmaz. roz yani rozzum 7134, başlangıçta yalnızca kendisine verilen görevi yerine getiren bir makinedir. ne yapacağını bilir, nasıl davranacağını bilir ve bunun üzerine düşünmesine gerek yoktur. aslında onun dünyasında her şey nettir; bir görev vardır ve o görev yerine getirilmelidir. yukarıda da dediğim gibi bu yönüyle roz'un ilk hali, cennetteki insanı andırır. henüz seçim yapmak zorunda değildir. çünkü kendisine verilen düzen en saf haliyle bellidir.

fakat roz'un adaya düştüğünde ilk başta fark etmesek de mevcut düzen bozulur. ada ilk bakışta özgür bir dünya gibi bize görünür. aslında ilk sekanslarda burada yaşayan hayvanların da kendilerine göre verilmiş bir düzen içinde hareket ettikleri görülür. bütün canlılar ona göre yaşar... kazlar kaz gibi yaşar, tilkiler tilki gibi davranır, diğer hayvanlar da doğalarının belirlediği döngüyü sürdürürler. yani herkes ne yapacağını çok iyi bilir. hiç kimse kendi rolünü sorgulamaz. yani adada görünmez bir düzen mevcuttur.

bu hengame ortasında bir şekilde kendine bir yer bulamaya çalışan roz en sonunda bir kaza sonucu bir yuvaya düşer. o an her şey değişir. yine de olmuş olan şey üzerine bir şey anlamaz fakat hikaye ilerledikçe aldığı yumurta aslında onunu için bir yasak meyveye dönüşmüştür.

yumurtadan çıkan parlak gaga için de, anlayamadığı o düzeni anlamaya ve kendisine bir görev bulmaya çalışır. başlangıçta ne kadar motamot görünse de ilk kırılma o anda başlar. parlak gagayı korur, besler, büyütür ve ona uçmayı öğretir. böylece roz, yalnızca kendisine verilen görevi yerine getiren bir makine olmaktan çıkar. ilk defa bir başkasının varlığı için kendi varlığı önüne geçer.


buradaki asıl geçiş, roz'un bir şey öğrenmesinden çok, öğrendiği şeyleri sorgulamaya başlamasıdır. başlangıçta onun dünyasında ben ne yapmalıyım? sorusu mevcuttur. zamanla bunun yerini ben neden bunu yapıyorum? sorusu alır. bence bilinç dediğimiz şey tam da bu noktada başlar.

ve roz bu bilinci kendine saklamaz. ilk önce parlak gagaya geçirir oradan da fink'e bulaştırır. fink'de başta saf içgüdüyle hareket ederken, güvenmeyen, avlanan bir tilkidir. kendi dünyasının sorgusuz bir bireyidir. roz'la geçirdiği zaman içinde işbirliğine, bağlılığa, kendi doğasına aykırı bir sadakate geçer. en sonunda kış geldiğinde de hayvanların roz'un çatısı altında topluca ateşkes ilan ettiği sahne bunun toplu halidir. artık herkes bir nevi kendi cennetinin dışına çıkmıştır.

belki de insanın cennetten çıkması aslından bir yerden bire geçmek değildir. sadece bilinç kazandığımız anda gördüğümüz dünyayı algılama biçimimizin değişmesidir. kendimizi ve kayıplarımızı da görmeye başlarız. bu açıdan bakıldığında filmdeki hayvanların motomot döngüsü de önem kazanır aslında. hayvanlar kendi doğalarının kodlanmış döngüleri içinde yaşarlar.

insan da hala bu biyolojik dünyanın bir parçası olmasına rağmen bir noktadan sonra döngünün dışına çıkmıştır. ateşe yalnızca ısınmak için bakmamış, ona anlam vermiştir. gökyüzüne bakmış, yıldızların ne olduğunu sormuştur. ölüm karşısında yalnızca yaşamaya devam etmemiş, ölümün ne anlama geldiğini düşünmüştür. ve sonunda belki de en tehlikeli soruyu sormuştur, ben kimim ve neden buradayım?

roz'un hikayesi de tam olarak bu nedenle bir insanlaşma hikayesidir. belki de o hiçbir zaman biyolojik olarak insan olmaz. fakat kendisine verilen kimliğin dışına çıkarak, seçim yapar, sever, kaybeder, fedakarlık yapar ve sonunda kendine bir anlam oluşturur.

sonuç olarak

vahşi robot, bize bilincin ve kimliğin ancak bir düşüşle kazanılabileceğini gösterir. belki de mükemmel bir otomat olarak kalmak, pasif bir cennet yaşamıdır. hata yapmak, hissetmek ve sorumluluk almak ise dünyaya ayak basma sürecidir.

son...