Barbie'nin Yükselişinin Hikayesi: Kopya Bir Fikir Nasıl Küresel İkona Dönüştü?

Barbie Amerika'da vitrinlere çıktığında özgün bir fikir gibi pazarlanıyordu; oysa Avrupa’da Bild Lilli çoktan sahnedeydi.
Barbie'nin Yükselişinin Hikayesi: Kopya Bir Fikir Nasıl Küresel İkona Dönüştü?
Barbie vs Lilli

louis marx, oyuncak dünyasında bir dönemin korkulan ismiydi (amerikan louis marx and company, 1950'lerde dünyanın en büyük oyuncak şirketiydi). rakiplerinin yeni bir ürün çıkarmasına gerek yoktu; marx onu zaten görmüş, kopyalamış ve daha ucuza piyasaya sürmüş olurdu. oyuncak fuarlarında dolaşırken gözleri vitrinlerde değil, geleceğin satış rakamlarındaydı. tasarımcılarla değil, generallerle ve sporcularla dostluk kurmuştu; çünkü onun dünyasında yaratıcılıktan çok güç belirleyiciydi.

bu yüzden barbie’nin yükselişi marx için yalnızca ticari bir tehdit değil, kişisel bir hakaretti. o, mattel firması daha ilk oyuncağını üretmeden milyonlar kazanıyordu. 1955’te time dergisinin kapağındaydı. barbie’nin yaratıcısı ruth handler bile, mattel’in marx’ı geçmesinin bir zamanlar “akıl almaz” olduğunu kabul etmişti ( bu arada ruth’un çocuklarının adları barbara ve kenneth idi bilmem bir şey ifade etti mi). ama zaman değişmişti. mattel büyüyor, marx yerinde sayıyordu. ve marx, bu değişimi affetmeye niyetli değildi.

marx’a göre barbie’nin hikâyesi kendisiyle başlamıştı. 1950’lerde, avrupa’ya giden queen mary gemisinde ruth ve elliot handler’la tanıştığını anlatırdı. oyuncak fuarına giden bu genç çifte, “dünya artık güzel, yetişkin görünümlü bir bebek istiyor,” demişti. marx için barbie verilmiş bir ilham değil, çalınmış bir fikirdi.

oysa marx bu fikri hiç hayata geçirmemişti. bunu ilk yapanlar almanya’da, hausser ailesiydi. bild lilli, 1955’te piyasaya sürülmüştü ve avrupa’da oldukça fazla satılıyordu (barbie’ye çok benziyordu, ya da barbie ona). barbie 1959’da amerika’da vitrinlere çıktığında, lilli zaten dört yıldır dolaşımdaydı. hausserler amerika’ya açılmayı planlamış, patent başvurusunda bulunmuştu; fakat bürokrasi yavaştı. mattel beklemedi. patent onaylanmadan barbie milyonlar kazandırmaya başladı.


bu boşluğu ilk fark eden marx oldu. hausser ailesiyle masaya oturdu, lilli’nin amerika’daki haklarını aldı ve bir anda barbie’nin hukuki kabusu hâline geldi. ardından piyasayı lilli kopyalarıyla doldurdu: barbie’ye benzeyen ama farklı isimler taşıyan bebekler—bonnie, miss marlene, miss seventeen… hepsi tanıdıktı. tüketici için aradaki fark önemsizdi; hepsi aynı yüzü, aynı bedeni taşıyordu.

dava kaçınılmazdı. 1961’de mattel ve marx neredeyse aynı gün birbirlerine dava açtı. marx, barbie’nin açıkça lilli’nin kopyası olduğunu savunuyordu. mattel ise lilli patentinin geçersiz olduğunu, barbie’nin özgün bir tasarım olduğunu iddia ediyordu. mahkeme salonlarında dosyalar, karşı suçlamalar ve hakaretler birikti.

ama asıl savaş mahkemede değil, zihinlerde kazanılıyordu. mattel televizyonu ele geçirmişti. barbie, çocukların gözünde tek bir firmaya aitti. hukuk kimin haklı olduğuna karar veremeden, kamuoyu çoktan kararını vermişti.


1963’te taraflar sessizce geri adım attı. davalar düşürüldü. mattel, lilli patentini cüzi bir bedelle satın aldı. ardından daha büyük bir hamle yaptı: hausser ailesinden lilli’nin dünya çapındaki tüm haklarını satın aldı. hausserler bir daha lilli üretemeyecek, hatta adını bile kullanamayacaktı.

yıllar sonra rolf hausser pişmanlıkla mektuplar yazacak, barbie’nin kendilerinden çalındığını haykıracaktı. bu hikâyeyi anlatmaya çalıştı ama basında hiçbir yerde yayınlatılmadı. haklar artık mattel’indeydi; hikâyenin de kime ait olacağına onlar karar veriyordu.

louis marx ise savaşı kaybetmişti. lisans süresi dolana kadar direndi ama imparatorluğu çöktü. şirketi satıldı, sonra iflas etti. barbie ise yükselmeye devam etti, yalnızca bir oyuncak olarak değil, hukukun, reklamın ve gücün şekillendirdiği bir ikon olarak.


(barbie sevenlere ya da almak zorunda olan ebeveynlere bir not ekleyelim; bebeği alarak iş bitmiyor tabii ki bir de kıyafetlerini, eşyalarını da alıyorsunuz. barbie ve gardırobu, elliot handler’ın “jilet ve jilet bıçağı” tekniği dediği, mattel’in favori yöntemini yansıtıyor. handler şöyle açıklıyor: “birine bağlanıyorsunuz ve ötekini almak zorunda kalıyorsunuz. bebeği alıyorsunuz, sonra kıyafetleri alıyorsunuz. biliyorum, birçok ebeveyn bu yüzden bizden nefret ediyor, ama bu yöntem uzun süre var olacak.”)