Sanılanın Aksine Amerikan Rüyasının Tam Tersini Anlatan Film: Rocky
rocky balboa ilk bakışta amerikan rüyasının kaslı ve terli bir versiyonu gibi görünür. ama aslında o rüyanın kıyısında kalmış insanların hikayesidir.
rocky ne çok yeteneklidir ne çok zeki ne de doğru zamanda doğru yerde bulunmuştur. philadelphia’nın kenar mahallelerinde, hayatı başlamadan eskimiş bir adam gibidir. küçük paralar için tahsilat yapar, bodrum katı salonlarda dövüşür, aynaya baktığında büyük bir gelecek görmez. çevresindeki insanlar da ondan pek bir şey beklemez. zaten rocky’nin trajedisi de burada başlar: insanın kendine inancı tamamen bitmeden önce, başkalarının ondan vazgeçmiş olması.
apollo creed ona dünya şampiyonluğu maçı verdiğinde rocky’nin asıl hedefi kazanmak değildir. bunu film boyunca açıkça hissederiz. onun istediği şey, maç sonunda hala ayakta kalabilmektir. çünkü rocky için mesele kemer değil, kendi varlığını ispatlamaktır. “ben de buradaydım” diyebilmek, bütün ömrünü anlamsız geçirmediğine bir kanıt bulmaktır.
bu yüzden ilk filmin finali bir yenilgi değil, kişisel bir kurtuluştur.
rocky kaybeder ama hayatında ilk kez kendini küçük görmez. seyirci de onu şampiyon olduğu için değil, kendini terk etmediği için sever.
karakterin en güçlü tarafı tam da budur. büyük cümleler kurmaz, üstün bir zeka göstermez, dünyayı değiştirmez. sadece devam eder. bazen aptalca, bazen inatçı biçimde, bazen de kırılmış bir halde. onun kahramanlığı kusursuz olmasından değil, kusurlarının içinde direnebilmesinden gelir.
adrian ile ilişkisi de bu yüzden önemlidir. rocky’nin ring dışında kazandığı ilk şey sevgidir. adrian onu güçlü olduğu için değil, kırılganlığını saklamadığı için sever. rocky’nin bütün o kaslarının altında, sürekli onaylanmak isteyen, terk edilmekten korkan ve sevildiğine bir türlü inanamayan bir adam vardır.
serinin ilerleyen filmlerinde rocky artık yalnızca rakipleriyle değil, kendi mitine dönüşmenin yüküyle de dövüşür. şöhret, para, kayıp, yaşlılık ve pişmanlık karakteri yavaş yavaş değiştirir. özellikle rocky balboa filminde karşımızda artık gençliğini geri isteyen biri değil, geçmişiyle düzgün biçimde vedalaşmak isteyen bir adam vardır.
adrian’ın ölümünden sonra içindeki boşluk daha da görünür hale gelir. o noktada ringe dönmek istemesi yasın bedensel bir ifadesidir. bazı insanlar acılarını konuşur, bazıları yazar, rocky ise yumruk yer.
“önemli olan ne kadar sert vurduğun değil, ne kadar sert darbe alıp ilerlemeye devam edebildiğindir” sözü bu yüzden basit bir motivasyon cümlesi değildir. rocky’nin bütün hayatının özeti, hatta belki lanetidir. çünkü bu adamın en büyük erdemi dayanıklılığıdır ama en büyük yalnızlığı da sürekli dayanmak zorunda kalmasıdır.
hayranı olmamızın sebebi onun kazanması değil.
hayat boyunca kaybetme ihtimaline rağmen ringe çıkmasıdır.
onun mitine saygı duyan insanlar hep var olacak.