Orada Yaşayanlar İçin Ankara'daki Kuğulu Park'ın Hemen Fark Edilmeyen Anlamı
kuğulu park'ı sevme nedenimiz büyük, emsalsiz, tüm şehir halkına hitap eden, türlü aktivitelere imkan tanıyan vs bir park olması değildir
tam tersi; kuğulu park mahalle parkıdır, butiktir, şehrin en kalabalık trafikli bulvarının kenarında nefeslenme mekanıdır. 1943 doğumlu babamın, 1951 doğumlu anneme "bu mektubu sana yazdım, okuyup cevap verirsen sevinirim" diye elden mektup verdiği parktır.
ankara'da çok büyük, çok güzel, çok işlevsel başka parklar elbette vardır fakat kuğulu park'ın ankara'nın (görece eğitimli, kentsoylu) birkaç kuşağına hissettirdikleri ve yaşattıkları kendine hastır.
kavaklıdere mahallesi'nin, kıymeti kendinden menkul mücevheridir.
Detaylandıralım
bir parkın değerini boyutuyla ölçerseniz külliye'yi de dolmabahçe'den hem daha büyük hem daha yeni diye översiniz. olabilir tabi, hayatta bir tek büyüklüğe önem veriyorsanız tartışacak bir şey yok. kumaşınız buymuş der geçeriz.
halbuki kuğulu park size woww hiç bu kadar büyüğünü görmedim dedirtmek için yapılmamıştır. yerle bir edip yerine apartman dikmeye kalksanız (şeytan kulağına kurşun) 7-8 tanesi anca sığar. şehre turist olarak gelip de bu neymiş diye gezmeye gitseniz 15 dakikada her köşesini görürsünüz. gördüğünüz de ufak bir gölet, ağaç, bank, çimen, kuğular ve pekin ördekleri. tamam, hadi arabaya binip avm gezmeye gidin şimdi, burada sizlik bir durum yok.
öte yandan ankaralıysanız, ve özellikle de kavaklıdere, çankaya, gazi osman paşa, ayrancı veya küçükesat sakiniyseniz, veya oralarda bir yerlerde çalışıyorsanız, kuğulu hayatınızın bir parçasıdır. orada biriyle buluşursunuz, orada uzun bir ankara yürüyüşünün ortasında mola verip dinlenirsiniz, ya da ofisten çıkar etrafındaki satıcılardan bir şeyler alır bir banka oturur yersiniz, tunalı'da alışveriş yaptıktan sonra çocuklarınızı getirip çocuk parkında oynatırsınız, çocuklar ufaksa bir de kuğu ve ördek kovalamalarını seyredersiniz. ilk gençlik yıllarınızda tekelden bir şişe içki alıp gece sote bir köşesinde arkadaşlarınızla demlenirsiniz, cebiniz para gördüğünde gece eğlencesine çıkar, bestekar sokak'a veya arjantin caddesi'ne giderken yanından geçersiniz. bazen de tek başınıza gider, bir bankında oturup düşünürsünüz. kuğulu bir merkez değildir, merkezin ortasında mola verdiğiniz bir dinginliktir.
Parkın zamanında meşhur olma sebebiyle bitirelim
kavaklıdere, ankara'nın merkezindeki en eski yerleşim yerlerinden biri. karum'un bulunduğu yer bundan 40-50 yıl önce kavaklıdere şarap fabrikası'na ve bağlarına ev sahipliği yapıyordu. aynı zamanda burada bir de dere vardı. kavak ağacı da boldu. kavaklıdere ismi zaten eski semtin özelliklerinin özetidir.
başlangıçta orada kuğular falan yoktu tabii. viyana belediyesi 2 adet kuğu hediye edince diplomatik nedenlerden ötürü, bu kuğular oradaki parka yerleştirildi. ilgi çekiciydi elbette. türkiye'nin neresine giderseniz gidin, içinde kuğular olan bir park vardır gibi bir durum olmadığı için de meşhur oldu burası. sonradan çin de siyah kuğu hediye etti falan derken orası 1950'lerden bu yana kuğulara ev sahipliği yapmaya devam etti. meşhur olma nedeni bu şehrin ve dünya üzerindeki başka birçok şehrin arasında, parklarından birinde kuğu olmasıydı özetle. meşhur heykeltıraşların ikonik eserleri de eklenince sanat da barındıran bir buluşma yeri oldu.
tunalı hilmi caddesi, ankara'nın en işlek caddelerinden biri. genellikle işlek caddelerin hepsinde böyle su sesi eşliğinde huzuruna sığınabileceğiniz bir yer bulamayabilirsiniz. dolayısıyla kıymetlidir ankara halkı için. tabii kişisel olarak buraya yüklediğiniz farklı anlamlar da olabilir, kimisi romantik kimisi üzücü veya neşeli...
geleyim şu ankara gri ya da orada yapacak şey yok diyenlere. öncelikle, ankara iklimsel olarak bozkırdır. yani özünde ormanlık bir alan değil. atatürk orman çiftliği gibi ağaçlandırılmış alanlar var. belediyelerin sağdan soldan ağaç getirip diktiği de malumunuzdur belki ama bir bozkır şehri için ankara o kadar da gri ya da sarı sayılmaz. bu son derece ezber bir laf. çoğunuz ankara'yı kızılay'dan ibaret sanıyorsunuz. meydanda ağaç yok diye size garip geliyorsa açın taksim meydanı'nın fotoğraflarına bakın. meydanların çoğu o durumda bu ülkede çünkü birçok olayda toplanma yeri olarak da düşünülür böyle yerler ama mesela kızılay'dan yukarıya atatürk bulvarı'na doğru devam edin yola. atakule'ye çıkarken cinnah caddesi'nin iki tarafındaki ağaçlı yollar yazın, tadına doyulmaz bir görüntü verir. portakal çiçeği vadisi, seğmenler gibi büyük parklar merkezî yerlerde bulunuyor ve yeterince büyükler. şehrin ortasında size nefes aldıracak yerler. inanmayan aha dayıya sorsun:
tonla park var şehirde. ciddiyim, istemediğiniz kadar park var. park yok, yeşil alan yok diyenler neyin kafasını yaşıyor, merak ediyorum.
neyse daha uzatmayayım. türkiye genel olarak yeşille sorunu olan bir ülke. istanbul gibi yerlerden gelip ankara yeşil değil diyen arkadaşlara tonla gri istanbul semti fotoğrafı atabilirim buraya ama gerek yok. sadece 1-2 semt görüp de her yeri öyle sanmayın...