Kötü İnsanlar, Kötü Olduklarının Farkında mı?
kötü insanlar kötü olduklarının farkında mıdır... bu soruya verilen klasik cevap hayır, kendilerini haklı sanıyorlar şeklindedir. cevap yanlış değil belki ama korkutucu biçimde eksik. asıl mesele kötülüğün bir farkındalık sorunu olmaması, insan beyninin hikaye kurma kapasitesiyle doğrudan bağlantılı olmasıdır. modern literatürde bu durum storytelling başarısı olarak tanımlanır. yani kötülük çoğu zaman vicdan eksikliğinden değil, anlatı ustalığından beslenir. konuyu disney villain kıvamındaki karikatürize figürlerden çıkarıp roy baumeister'in saf kötülük miti eksenine oturtmak gerekir. zira gerçek hayat sith lordlarıyla jedi'lar arasında yaşanmaz. gerçek kötülük kravatlıdır, rasyoneldir ve kendince gerekçelidir.
evrimsel psikolojiye göre, insan beyni ben kötüyüm bilgisini sürdürülebilir biçimde işleyebilecek bir yapıya sahip değildir
bu organizma için ontolojik bir intihar anlamına gelir. beyin hayatta kalabilmek için ne yapıp edip kendi doğruluğuna inanmak zorundadır. birine zarar verdiğiniz anda prefrontal korteks devreye girer ve saniyeler içinde yaşanan olayı yeniden kurgular. literatürde bu sürece bilişsel uyumsuzluk (cognitive dissonance) adı verilir. ben bunu daha basit ve dürüst bir ifadeyle vicdanın sessize alınması olarak görüyorum. fail zihninde yaşananı beni buna mecbur bıraktılar, karşı taraf bunu hak etti ya da hannah arendt'in kötülüğün sıradanlığı kavramında tarif ettiği gibi sadece verilen emirleri uyguluyordum şeklinde kodlar. mağdur açısından tablo tamamen farklıdır. olan biten keyfi, vahşi ve nedensiz bir saldırı olarak hatırlanır. işte bu iki hafıza arasındaki uçuruma moral gap denir. kötü insan bu boşluğu rasyonalizasyonla doldurduğu için kendi zihninde kötü değildir. aksine kendi hikayesinin mağdur kahramanıdır.
narsisistik yaralanma ve haklı öfke perspektifinden bakıldığında tablo daha da netleşir
nüfusun çok küçük bir kısmını oluşturan, yaptığının kötü olduğunu bilen ama önemsemeyen sosyopat ve psikopatları bir kenara bırakırsak geriye kalan büyük çoğunluk kötülüğü ego tehdidi üzerinden üretir. hapishanelerde şiddet suçlularıyla yapılan görüşmelerde en sık duyulan cümle bana saygısızlık etti şeklindedir. adam karısını döverken ben kötü biriyim demez. otoritemi sarstı, aile düzenini tehlikeye attı, müdahale etmem gerekiyordu diye düşünür. faile içeriden bakıldığında kötülük çoğu zaman bir adalet sağlama girişimi, teknik tabirle restorative justice algısı gibi görünür.
ötekileştirme ve empati erozyonu meselesi bu noktada belirleyici hale gelir
simon baron-cohen'in kötülük yerine empati erozyonu kavramını tercih etmesi tesadüf değildir. bir insanı insan kategorisinden çıkarıp nesne statüsüne indirdiğiniz anda yapılan şey zihinsel olarak kötülük olmaktan çıkar, işlem halini alır. nazi subaylarının akşam evlerine gidip çocuklarına wagner dinletip sabah gaz odalarındaki işlerinin başına dönmelerinin sırrı tam olarak budur. kurbanlar insan kümesi içinde görülmediği için yapılan eylem ahlaki suç olarak kaydedilmez.
özetle ve can alıcı nokta; tarihin en büyük katliamlarını yapanlar sabah kalkıp aynaya bakınca şeytanı görmediler
zor kararlar almak zorunda kaldıklarına inanan güçlü liderleri gördüler. iş yerinde ayağınızı kaydıran, sistematik biçimde mobbing uygulayan yönetici ben bir zorbayım demiyor; kendini standartları koruyan, işi ciddiye alan bir mükemmeliyetçi olarak tanımlıyor. bu yüzden sorunun cevabı nettir; hayır, farkında değiller. farkında olsalardı bu yükle yaşayamaz, çökerlerdi. kötülüğün en büyük başarısı kendini gerekli bir iyilik ya da kaçınılmaz bir tepki gibi sunabilme becerisidir. bu nedenle asıl korkutucu soru kötülerin farkında olup olmadıkları değildir. uykuları kaçırması gereken asıl soru şudur; biz şu an kendimizi haklı sandığımız hangi hikayede başkasının cehennemi olduğumuzun farkında mıyız?
muhtemelen farkında değiliz, zaten insanı tehlikeli yapan şey de kendi haklılığına duyduğu bu sarsılmaz inançtır.
Kaynak 1: Bilişsel Uyumsuzluk ve Rasyonalizasyon
Kaynak 2: “Kötülük” Kavramının Bilimsel Analizi: Baumeister’in Yaklaşımı
Kaynak 3: Simon Baron-Cohen ve “Empati Erozyonu” Modeli
Kaynak 4: Sosyal Psikoloji ve Moral Blindness / Objektifikasyon