İyi Senaryoların En Güçlü Anlatım İlkelerinden Biri: Çehov'un Tüfeği
bir filmde ya da dizide kamera bazen akışı bırakıp küçük bir detaya gereğinden fazla takılır.
masanın üstündeki bıçak, çekmecedeki eski anahtar, karakterin cebinden sarkan fotoğraf, rafta duran ilaç, kapının bozuk kilidi… ilk bakışta sıradan şeylerdir ama ekranda biraz fazla kalınca izleyicinin kafasında hemen aynı düşünce belirir: bunu boşuna göstermediler.
işte çehov’un tüfeği biraz bu beklentiyle ilgilidir.
anton çehov’a atfedilen meşhur ilke kabaca şunu söyler: ilk perdede duvarda bir tüfek gösteriyorsan, sonraki perdelerde o tüfek patlamalıdır. eğer patlamayacaksa, o tüfeği oraya koymanın anlamı yoktur.
tabii buradaki mesele gerçek anlamda silah değildir. çehov’un tüfeği, hikayenin okura ya da izleyiciye verdiği küçük vaatlerle ilgilidir. bir detay özellikle parlatılıyorsa, kamera onu kalabalığın içinden çekip çıkarıyorsa, metin o nesneye veya bilgiye gereğinden fazla dikkat veriyorsa, izleyici onun sonradan bir karşılığı olmasını bekler.
çünkü hikayede gösterilen her şey aynı derecede önemli değildir ama özellikle gösterilen şey beklenti yaratır.
mesela filmin başlarında karakterin belli bir şeye alerjisi olduğundan söz edilir. o an sıradan bir bilgi gibi geçer ama finalde bu bilgi hayat kurtarabilir ya da büyük bir krizi çözebilir. ilk bölümde masada duran eski anahtar, sezon finalinde açılması imkansız kapının cevabı olabilir. karakterin çocukken öğrendiği önemsiz görünen bir beceri, hikayenin en sıkışık anında işe yarayabilir.
oyunlarda bile benzerini görürüz. uzun bir koridorda tek başına duran kırmızı varil çoğu zaman dekor değildir. birazdan üstüne koşacak düşman grubuna karşı kullanılmak üzere oraya konmuştur. oyuncu bunu görür ve kafasında hemen yerini ayırır.
iyi kullanıldığında bu mekanizma izleyiciyi kandırılmış değil, ödüllendirilmiş hissettirir. çünkü hikaye en başta küçük bir tohum atmış, sonra onu doğru yerde kullanmıştır. izleyici de “ha, demek bunu o yüzden göstermişler” der.
asıl keyif biraz buradadır.
kötü kullanıldığında ise tam tersi olur. hikaye bir nesneyi, bir bilgiyi ya da bir detayı çok önemliymiş gibi gösterir; sonra onu tamamen unutur. izleyici de doğal olarak “bunu niye gösterdiniz o zaman?” diye düşünür. çünkü ortada verilmiş ama ödenmemiş bir borç kalmıştır.
yine de çehov’un tüfeğini “ekranda görünen her şey mutlaka finalde işe yaramalıdır” diye okumamak gerekir. hikayeler depo sayımı değildir. bir odada atmosfer yaratmak için eşyalar bulunabilir, karakterin dağınıklığını göstermek için masada objeler durabilir, bir mekanın gerçek hissettirmesi için arka planda ayrıntılar olabilir.
mesele her detayın patlaması değil, özellikle altı çizilen detayın boşa çıkmamasıdır.
bir de bunu ucuz sürpriz sonla karıştırmamak lazım. son anda hiçbir hazırlık olmadan ortaya çıkan çözüm izleyiciyi şaşırtabilir ama çoğu zaman tatmin etmez. çehov’un tüfeğinde ise çözüm sonradan gökten düşmez; hikaye onun izini daha önce bir yere bırakmıştır.
bu yüzden iyi hikaye sadece neyi gösterdiğiyle değil, neyi özellikle gösterdiğiyle de konuşur. okurun ya da izleyicinin gözüne bir şeyi sokuyorsa, ya onu kullanır ya da baştan o kadar parlatmaz.
kaynaklar:
* britannica - chekhov’s gun, https://www.britannica.com/topic/chekhovs-gun
* masterclass - what is chekhov’s gun?, https://www.masterclass.com/…vs-gun-in-your-writing
* studiobinder - what is chekhov’s gun?, https://www.studiobinder.com/blog/chekhovs-gun/