İbrahim Tatlıses'in Asena Dans Ederken Ağlayışının Psikolojik Analizi
yüzeysel bir bakışla eski aşkın alevlenmesi ya da romantik bir nostalji olarak etiketlenip geçilebilecek; ancak göstergebilimsel ve psikanalitik açıdan incelendiğinde, bir dönemin mutlak güç figürünün kendi çöküşüyle yüzleştiği o nadir, trajik anlardan biridir bu.
buradaki gözyaşlarını anlamak için önce iktidar kavramını masaya yatırmak gerekir. o koltukta oturan adam, yıllarca sadece sahnenin değil, hayatına giren kadınların, piyasanın, raconun ve ilişkilerin belirleyeni olmuştur. özne her zaman kendisidir; karşısındakiler ise onun izin verdiği ölçüde var olan nesnelerdir. ancak o malum sahnede rollerin dramatik bir şekilde değiştiğini görürüz. yöneten, karar veren, hükmeden "imparator" gitmiş, yerini zamanın ve biyolojinin acımasız kurallarına boyun eğmiş, edilgen bir beden almıştır.
karşısında dans eden asena ise artık bir arzu nesnesi olmaktan çok daha öte, ontolojik bir hatırlatıcıdır. asena, ibo'nun kişisel tarihinin kara kutusudur. onu en zirvede olduğu, tanrı-kral kompleksiyle yaşadığı dönemlerde tanımış, o gücün hem sefasını hem de -belki daha çok- cefasını çekmiştir. geçmişte bedensel ve psikolojik bütünlüğüne kastedilen, sindirilmeye ve "mülkiyet" altına alınmaya çalışılan o kadın; şimdi 40'lı yaşlarının sonunda, tüm o yıkım girişimlerine inat, protez bir uzuv gibi değil, capcanlı ve özerk bir birey olarak sahnededir.
işte bir zamanların o mutlak muktedirini ağlatan şey, asena'ya duyduğu aşk değil; asena'nın hayatta kalma becerisi karşısında kendi tükenişinin ifşasıdır.
freudyen bir geri dönüş yani flashback yaşayan ibo, asena'nın her kıvrak hareketinde kendi geçmişteki kudretini hatırlamakta, ancak hemen akabinde mevcut fiziksel kısıtlılığına çarpmaktadır. bu çarpışma şiddetli bir narsisistik kırılma yaratır. ağlamak, burada bir çaresizlik beyanıdır. "benim yok edemediğimi, zaman bile yok edememiş; ama ben zamanın karşısında eridim" itirafıdır
ayrıca o gözyaşlarında gecikmiş bir süperego sızısı da sezilir. geçmişte yapılan hataların, hoyratlıkların ve "güce" güvenerek işlenen günahların geri alınamazlığı, yaşlılık melankolisiyle birleşmiştir. gençken vicdanın sesini bastırabilen iktidar gürültüsü artık yoktur; geriye sadece sessizlik ve pişmanlık kalmıştır.
hasılı, o dakikadan sonra ekrana yansıyan şey bir oryantal performansı değil, biyolojik bir devir teslim törenidir. sahnedeki yaşam enerjisi, koltuktaki tükenişin üzerine toprak atarken; o mağrur imparator aslında kadının dansını değil, kendi gençliğinin ve iktidarının gıyabi cenaze törenini izlemektedir.