Haldun Dormen'in 1953'te Amerika'da Verdiği, Kendisine Dair Çok Şey Anlatan Röportajı
haldun dormen'in inci pirinçcioğlu ile amerika'da 1953 yılında yapılmış, 'resimli 20. asır mecmuası, 11 haziran 1953 sayı: 44'te yayınlanmış röportajından kısa bir alıntı
"daha kolejde (robert koleji) iken, içimde tiyatroya karşı büyük bir aşk vardı. son sınıfa geldiğim zaman ise, artık tiyatroyu kendime meslek olarak seçmeğe karar vermiştim. arzumu aileme kabul ettirmek hususunda güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim; fakat nihayet onlar da razı oldular ve 1949 senesinde artistlik ve rejisörlük tahsil etmek üzere yale üniversitesine geldim. kışları mektebe devam ediyor, yazın ise pratik sahada çalışmak istiyordum. netekim 1950 yılında bu fırsatta elime geçti. hollywood’da açılan bir müsabakaya iştirak ederek pasadena tiyatrosuna girmeğe muvaffak oldum. rol aldığım beş piyesin üçünde baş rolü oynadım."
o yıllarda tiyatro kurmak fikrini ise şöyle açıklamıştır
"bu arzu senelerden beri benim içimde yaşıyordu. zaten türkiye’ye döndüğüm zaman da en büyük gayem, memleketimin san’at hayatını geliştirmek maksadı ile, yeni bir tiyatro daha kurmak. bu sahada vatanıma faydalı olabilirsem ne mutlu bana. amerika’da kurduğum tiyatronun (serenac lake) hazırlıklarına, mezun olacağım sene başladım. böyle bir teşebbüs için icabeden sermayenin temin edilmesi, münasip bir tiyatro binası bulunması ve ciddî bir şekilde çalışacak bir kadro kurulması, takdir edersin ki pek kolay değildi. sermayenin dörtte üçünü, bu şirin sayfiye şehrinde yazlık bir tiyatro kurulmasını isteyen serenac lake’liler verdi. dörtte birini de biz artistler koyarak anonim bir şirket kurmuş olduk. bütün yaz boyunca dokuz piyes temsil ettik ve civarda büyük bir alâka topladık. başlangıç olarak kazancımız da hiç fena değildi diyebilirim. bu dokuz piyesin dördünü sahneye ben koyduğum gibi, yedisinde de bilfiil rol aldım.''
resimli 20. asır mecmuası'nda yayımlanan mülakatının tam versiyonu
"amerika’daki yale üniversitesinde rejisörlük tahsil ettikten sonra, geçen yaz new york’un şimalinde bir tiyatro kurmağa muvaffak olan haldun dormen, ilk fırsatta anavatana dönüp burada da yepyeni bir tiyatro kurmak niyetinde olduğunu ve genç san’atkârlarımızla samimî bir işbirliği yapacağını söylüyor.
basık modern eşya ile döşenmiş bir salon. köşede bir bar, tatlı bir müzik sesi ve loş, kızıl ışıklar... duvarlar piccasso’nun, orosco’nun, lautrec’in tabloları ile süslenmiş. burası artistler mahallesi olan “village”den bir köşe. “village” new york’un belki de en zenginlerinin ve en fakirlerinin bir arada yaşadığı bir mahalle, fakat bu insanların arasında müşterek bir bağ var: san’at! (...)
“village”de bir partiye davetliyim. toplantıya biraz geç gelmiş olacağız ki, ortalık epeyce kızışmış... bir yanda yanak yanağa danseden çiftler, öte tarafta ellerinde içki kadehleriyle bara dayanmış hasbıhal eden gençler... davetlilerin bir kısmı da yerlerde, yumuşak halılara uzanmışlar... herkes neş’e içinde.
tam bu sırada, salonun bir ucundan bir alkış koptu. ortada esmer, uzunca boylu, zarif bir genç kız, etrafında hakikaten yakışıklı iki şarışın delikanlı ve siyah sakallı bir ressam, “isteriz, isteriz” diye bağrışıyorlar. herkesin gözleri o tarafa çevrildi; derken sarışın delikanlılardan biri: “doli’dan, herhangi bir piyeste oynadığı rollerden birini canlandırmasını rica ediyoruz.” diye istediklerini umuma ilân edince, bütün salondakiler bu fikri alkışlamağa ve “doli” u alkışlamağa başladılar. genç kız hayatından memnun, ortaya doğru ilerledi ve arkadaşlarına teşekkür ettikten sonra: “size en sevdiğim rollerimden biri olan ve geçen yaz “serenac lake” de oynadığımız shakespeare’in “şirret kadının uslandırılması” piyesinden bir sahneyi canlandırmağa hazırım; fakat bu sahneyi yalnız başıma oynıyamıyacağımı elbet siz de takdir edersiniz. şayet kıymetli rejisörümüz ve sahne arkadaşım dormen de bana yardım ederse, size piyesin en can alıcı sahnelerinden birini takdim edebiliriz.”
alkışlar gene başladı ve bütün gözler dormen denen delikanlının bulunduğu tarafa döndü. barın en ucundaki köşede, duvara dayanmış, açık kumral bir genç... “ben bu çehreyi gayet iyi hatırlıyorum; acaba bir filmde filân mı gördüm” demeğe kalmadan delikanlı, yüzünde tatlı bir tebessümle salonun ortasına doğru ilerliyor, şimdi çehresini daha vazıh olarak görebiliyorum. ah... bu bizim haldun, öyle ya haldun dormen, bir türk genci... soyadı da amerikan isimlerine öyle benziyor ki, birdenbire türk olduğunu kestiremedim. (...)
salondakiler haldun’u alkışlıyor... odanın bir köşesini sahne, farzederek uzun boylu, esmer güzeli dolly dawis’le, haldun dormen, piyesin en meşhur sahnelerinden birini canlandırmağa başlıyorlar. ikisi de, gayet tabiî ve kendinden emin bir eda ile oynuyor. ses tonları, mimikler mükemmel...
doğrusu, beni genç kızdan ziyade haldun alâkadar ediyor; aferin haldun’a...
nihayet sahne bitti, herkes alkışlar ve takdirkâr cümlelerle genç san’atkârlara teşekkür ediyor ve etraflarını sarıyor... hele genç kızlar hepsi haldun’un başına toplanıyor. (...)
nihayet haldun’un başı boşaldı. ona doğru yürüyorum ve türkçe olarak:
- merhaba haldun, tebrik ederim, çok iyi idin, diyorum. (...)
haldun’la bir kenara çekiliyoruz. kendisine biraz evvel amerika’lı arkadaşından duyduklarımı tekrarlıyorum ve yale’deki çalışmaları, serenac lake’deki tiyatrosu ve istanbuldaki plânları hakkında genç türk artistinden izahat rica ediyorum.
- daha kolejde iken, içimde tiyatroya karşı büyük bir aşk vardı. son sınıfa geldiğim zaman ise, artık tiyatroyu kendime meslek olarak seçmeğe karar ermiştim. arzumu aileme kabul ettirmek hususunda güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim; fakat nihayet onlar da razı oldular ve 1949 senesinde artistlik ve rejisörlük tahsil etmek üzere yale üniversitesine geldim. kışları mektebe devam ediyor, yazın ise pratik sahada çalışmak istiyordum. netekim 1950 yılında bu fırsatta elime geçti. hollywood’da açılan bir müsabakaya iştirak ederek pasedena tiyatrosuna girmeğe muvaffak oldum. rol aldığım beş piyesin üçünde baş rolü oynadım.
- peki, tiyatro kurmak fikri nereden aklına geldi?
- ooo, tiyatro kurmak fikri...
bu arzu senelerden beri benim içimde yaşıyordu. zaten türkiye’ye döndüğüm zaman da en büyük gayem, memleketimin san’at hayatını geliştirmek maksadı ile, yeni bir tiyatro daha kurmak. bu sahada vatanıma faydalı olabilirsem ne mutlu bana. amerika’da kurduğum tiyatronun hazırlıklarına, mezun olacağım sene başladım. böyle bir teşebbüs için icabeden sermayenin temin edilmesi, münasip bir tiyatro binası bulunması ve ciddî bir şekilde çalışacak bir kadro kurulması, takdir edersin ki pek kolay değildi. sermayenin dörtte üçünü, bu şirin sayfiye şehrinde yazlık bir tiyatro kurulmasını isteyen serenac lake’liler verdi. dörtte birini de biz artistler koyarak anonim bir şirket kurmuş olduk. bütün yaz boyunca dokuz piyes temsil ettik ve civarda büyük bir alâka topladık. başlangıç olarak kazancımız da hiç fena değildi diyebilirim. bu dokuz piyesin dördünü sahneye ben koyduğum gibi, yedisinde de bilfiil rol aldım. (...)
haldun’a bu yaz için başarılar diledikten sonra, biraz da istikbal hakkındaki projelerinden bahsetmesini rica ettim.
- (...) niyetim istanbul’da yeni bir tiyatro kurmak ve amerikan tiyatro tekniği ve san’at anlayışını memleketimde tatbik etmek... (...) diğer bir emelim de tiyatromda meşhur tercüme eserlere yer vermekle beraber, telif piyeslerden istifade etmek ve bilhassa genç türk tiyatro yazarlarını bu sahada teşvik ederek, eserlerini sahneye koymak. hakikî türk tiyatrosunun ancak bu yoldan kurulacağına ve ilerleyeceğine inanıyorum. (...) diğer bir arzum da, istanbul’da muvaffak olmuş bir eseri, aynı kadro ile turneye çıkarak, muhtelif anadolu vilâyetlerinde temsil etmek ve memlekette tiyatro alâkasını çoğaltmak..."