Gökyüzünden Gelen Kutulara Tapan İlginç İnancın Hikayesi: Vanuatu’daki Kargo Kültü
ikinci dünya savaşı, dünyanın her köşesinden bir şeyleri geri dönülmez biçimde alır, üstelik bazen kan bile dökülmeden. bu geri dönülemezliğin, pasifik'in en uzak köşelerinde, haritaların bile görmezden geldiği yerlerde tuhaf sonuçları olur.
buralardan biri de küçük adalar kümesi vanuatu'dur. bu adalarda hayat avcılık ve tarım ile sade bir şekilde sürerken, 1942 civarında, abd ve yeni zelanda, japon ilerleyişine karşı bölgedeki kuvvetlere destek için adaya inerler. lojistik üsler kurulur (bkz: naval base espiritu santo).
konuşlanan bu devasa yığın, adalıların o güne kadar bildiği her şeyi anlamsız kılar. bir meyve için ağaca tırmanan, balık için saatlerce bekleyen insanlar, bir işaretle gökyüzünden yağan tonlarca yemeğe bakakalır. yabancılar ne avlanıyor ne de toprağa dokunuyordur. sadece garip kıyafetlerle kutulara bağırıyorlar ve gökyüzü onlara karşılığını veriyordur.
bu manzara, hayatta kalmak için bin yıldır harcanan tüm çabayı bir anda boşa çıkarır. karın doyurmak artık bu yabancıların sergilediği tuhaf hareketleri taklit etmeye dönüşür. 1945'te savaş bitip de askerler çekildiğinde gökyüzünden yağan yemekler de durur. bu, adalılar için tanrıların onlara sırtını dönmesidir. gidenleri geri çağırmak için tek bir yol kalmıştır: onların yaptıklarını taklit etmek (bkz: cargo cult).
ormanın derinliklerine bambudan kuleler, samandan uçaklar inşa edilir. adalılar yabancıların sadece hareketlerini değil, eşyalarındaki tılsımı da kopyalamaya kararlıdırlar, ahşaptan gözlükler, hindistan cevizi kabuğundan kulaklıklarla boş pistlerde nöbet tutarlar. amerikan askerlerin düzenli yürüyüşlerini, bayrak asışlarını, el kol hareketlerini taklit etmeye başlarlar. eğer askerlerin hareketlerini yeterince doğru yaparlarsa, gökyüzü tekrar açılacak ve kargo geri gelecektir.
bu taklit ve inat, zamanla tek bir kurtarıcıya odaklanır: john frum.
isim, muhtemelen adaya gelen amerikan askerlerinin kendilerini tanıtırken kullandığı "john from america" ifadesinin yerli dilinde bükülmesidir. adalılar için frum, bir gün gökyüzünü tekrar açacak, beraberinde uçaklar dolusu konserve ve ilaç getirecek olan o son kurtarıcıdır (bkz: waiting for john frum).
vanuatu'da tanrılara olan güven, yerini gökyüzünden gelecek kargoya ve hayali kurtarıcıya bırakır. artık beklenen haberci john'dur (bkz: in john they trust). böylece inanç o kadar derinleşir ki bugün hala her yıl 15 şubat'ta, göğüslerine boyayla "usa" yazmış köylüler, omuzlarında bambu mızraklarla john frum'un hayali ordusu olarak geçit töreni düzenlerler.
aslında adalıların ritüelleri büyük bir dönüşümün bekleyişidir. gökyüzünden gelecek mucizelerle bir anda gerçekleşecek bir kurtuluş (bkz: "we shall all be changed, in a moment, in the twinkling of an eye…" 1. corinthians 15:51-52).
bu bekleyişin bir tarafında adaya gelenlerin ruhani vaadi jesus durur. diğer tarafında ise adaya adımını atan her yabancıda vücut bulan geçmişin gerçekliği. adaya ayak basan her "john frum" kutsalın bir parçasına dönüşmüştür. bir yanda asırlardır beklenen uzak bir siluet, diğer yanda gökyüzünden şifa ve görülmemiş zenginlikler indirmiş, varlığı kesin bir elçiler ordusu.
yabancıların oraya kendi savaşları için gelmiş olmasının dahi adalılar için bir önemi yoktur. çünkü kutsallık, gelenin niyetinde değil metal kutuda saklıdır. bir tanrı varsa, ne düşündüğü önemsizdir, gücü her şeye muktedirdir. yüzyılların cevapsızlığı karşısında, gökyüzünden bir kez inmiş olan o somut vaat, her zaman daha ikna edicidir.
zaten jesus iki bin yıldır, frum ise henüz seksen yıldır beklenmektedir. o kadim boşluğun yanında seksen yıl hala makul bir bekleyiştir.