CIA ve Sovyetler'in Peşine Düştüğü Paranormal Kadın: Ninel Kulagina
nina (ninel) kulagina 3 çocuk sahibi sıradan bir kadındı. dışarıdan bakıldığında onu diğer insanlardan ayıran hiçbir şey yoktu. fakat özellikle öfkelendiğinde çevresindeki objeleri hareket ettirebiliyordu, bu gücün ona annesinden miras kaldığını söylerdi. öncesinde bir odaklanma sürecine ihtiyaç duyduğunu söylediği gücü kullanırken sırtında ağrı ve gözlerinde bulanıklaşma olduğunu anlatmıştı. 1960’ların başında bir rahatsızlık nedeniyle hastaneye yatırıldı. hastanede iyileşmeye çalıştığı dönemde, nakış yapmak için ihtiyaç duyduğu renkli iplikleri, onları görmeden, opak bir torbanın içinden doğru seçebildiğini hatırlıyordu. belki de bunu bir yetenek olarak ilk kez o anda düşünmeye başlamıştı.
önce kocasını ikna etmeye çalıştı. gözleri bağlanmışken saklanan renkleri doğru tahmin ettiğini gösterdi. ardından deneyler genişledi. kocasının başka bir odada çizdiği basit şekilleri yeniden çizebildiği, gizli yazıları okuyabildiği ve madeni paraların üzerindeki tarihleri belirleyebildiği ileri sürüldü
bu özelliğini duyan sovyet yönetimi onun üzerinde testler uyguladı. başlangıçta mesele, görmeden algılama iddialarını incelemekti. fakat kısa süre sonra kulagina’nın başka bir yeteneğe sahip olduğu öne sürüldü: düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek. çok sayıda bilim insanı onun inanılmaz şeyler yaptığını belgelediler. irili ufaklı, bazıları oldukça ağır olan birçok değişik objeyi hareket ettirebiliyordu, kulagina’nın iddia edilen yetenekleri, nesneleri hareket ettirmekle de sınırlı değildi. bir sarkacı durdurabildiği veya salınım yönünü değiştirebildiği, suyun içinde yüzen bir yoğunluk ölçerini tel kafesin içerisinden hareket ettirebildiği bildirildi.
10 mart 1970’te, leningrad’daki askerî enstitüsü’nde gerçekleştirilen deneylerden biri, bu iddiaların en ürkütücü örneklerinden biriydi. bir kurbağanın vücudundan çıkarılmış kalbi, atmaya devam edebilmesi için özel bir sıvının içine yerleştirilmişti. bilim insanları, küçük kalbe bağladıkları elektrotlarla atışlarını ölçüyor, kalbin dakikadaki atım sayısını dikkatle izliyordu. kulagina düşünce gücüyle, artık canlı bir bedene bağlı olmayan bir organın çalışmasını durdurmuştu, bunu yaparken kendi kalp atışları anormal şekilde hızlanmıştı.
ancak deney burada bitmedi. kulagina bu kez, yeteneklerine inanmayan bir doktorun kalp atışlarını değiştirmeye çalıştı. hem kadına hem de doktora elektrokardiyografi cihazları bağlandı. birkaç dakika sonra doktorun kalp atışlarının tehlikeli derecede yükseldiği bildirildi ve deney sonlandırıldı. tüm bunlara rağmen olan bitenlerin zihinsel bir kuvvetten kaynaklandığını, o günkü bilimsel imkanlarla kanıtlamak mümkün değildi.
ruslar bu deneyleri kapsamlı şekilde belgeliyor ve filme alıyordu. görüntüler kısa sürede amerika birleşik devletleri savunma bakanlığına ulaştı. bir anda, leningrad’da küçük nesneleri masanın üzerinde hareket ettirdiği söylenen bir kadın, iki süper gücün birbirinden sakladığı sırların merkezine yerleşmişti. soğuk savaş, insanlığın tarihindeki en büyük bilimsel ve teknolojik yarışlardan biriydi. böyle bir yetenek, gerçek olduğu kanıtlanabilirse, askerî dengeleri değiştirebilecek bir avantaj anlamına geliyordu.
(amerika - cia bu filmleri izledikten sonra psikokinezi ya da telepati türü araştırmalara başladı. örneğin1978’de cia, star gate adıyla anılacak program kapsamında uzaktaki yerleri zihinsel yollarla algılama iddiasını araştırmaya başladı. “uzaktan görüntüleme” olarak adlandırılan yöntemde, deneklere uzaktaki bir yerin coğrafi koordinatları veriliyor ve orada ne bulunduğunu zihinsel olarak tarif etmeleri isteniyordu.)
1968’de sovyet gazetesi pravda, kulagina’nın küçük mıknatıslar kullandığını iddia eden bir haber yaptı (deneyler sırasında kulagina’nın bedeninin çevresinde ortalamanın üzerinde bir manyetik alan ölçülmüştü ama üstünde bir mıknatıs vb bulunamamıştı). batılı eleştirmenler de benzer iddiaları dile getirdi. özellikle bilimsel kuşkuculuğuyla tanınan martin gardner, kulagina’yı bir şarlatan olarak nitelendiriyor ve onun gösterilerinin sihirbazların bildiği hilelerle açıklanabileceğini savunuyordu. böylece kulagina’nın hikâyesi iki karşıt görüş arasında sıkışıp kaldı. bir tarafta onun gerçekten alışılmadık yetenekler gösterdiğine inanan araştırmacılar vardı. diğer tarafta ise gözlemlerin hile, yetersiz deney düzenekleri veya yanlış yorumlarla açıklanabileceğini savunan eleştirmenler bulunuyordu. suçlamalar yıllar boyu sürdü hatta kulagina bir dergiyi kendisine iftira atmak suçuyla mahkemeye verdi ve kazandı.
diyeceksiniz ki neden halka-basına açık bir deney yapmamışlar? çünkü o dönem sovyet yönetimi bu işleri gizli devlet işi olarak görüyordu. aynı zamanda bu deneyler öncesi zihinsel hazırlıklar saatlerce sürüyor ve deneyler sırasında kadının kalbi çok zorlanıyor hatta ciddi riskler oluşuyordu. deneylerdeki başarı oranı da yüzde seksendi, farklı laboratuvarlar kulagina’nın konsantrasyonunu bozabiliyordu, ortamın başarı oranını etkilediği ortadayken halk önünde bu riski alamazlardı. ayrıca halkın önüne çıkıp, kendisini bir "sahne sihirbazı" veya "şovmen" olarak konumlandırmak istememişti kulagina. uzun süren sağlık sorunlarının ardından, 11 nisan 1990’da, 63 yaşındayken kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti (aslında sağlığı yoğun deneyler sırasında iyice bozulmuştu).
ardında, farklı ülkelerden bilim insanlarının yıllarca tartıştığı deneyler, belgesel görüntüleri, çelişkili raporlar ve birbirine zıt yorumlar kaldı. gerçek şu ki, o günlerden bu yana amerika ve rusya telepati ve psikokinezi gibi “paranormal” konulardaki araştırmaları hiç bırakmadılar.