SİYASET 16 Şubat 2026
2,8b OKUNMA     10 PAYLAŞIM

Avrupa'nın Sembolik Kral ve Kraliçeleri, O Ülkelerin Hukukundan Muaf mı Sayılıyor?

Kral Charles, eşi Camilla'yı öldürürse hapse girer mi mesela?

rex non potest peccare... ingilizlerce the king can do no wrong olarak tabir edilen bu kavramı biraz arabesk şekilde "kral hata yapamaz" diye tercüme edebiliriz. ancak burada kastedilen, kralın fiilen hata veya yanlış yapamayacağı değil suç işlemesi halinde sorumlu tutulamayacağıdır. bugün sovereign immunity haline dönüşen kavram kral ya da kraliçelerin şahsında devlet otoritesinin sürekliliğini ifade eder.

yalnız mesela kral ııı. charles'ın eşi kraliçe camilla'yı öldürmesi gibi hallerde egemen dokunulmazlığı kavramına ne olacağı günümüzde teorik olarak tartışılan sorulardandır.

nitekim 2001 yılında nepal'de enteresan bir olay yaşanır. veliaht prens dipendra, henüz tam olarak bilinmeyen bir nedenle kral babası, annesi ve kardeşleri dahil kraliyet ailesinden 9 kişiyi öldürdükten sonra intihara teşebbüs eder. ağır yaralı ve komada iken anayasa uyarınca kral ilan edilir ve üç gün sonra ölür (bkz: nepalese royal massacre).

aslında ailesini katleden birinin kral ilan edilmesi orta çağda garipsenmezken, günümüz için oldukça ilginçtir. zira tarihte babasını, kardeşini ya da amcasını öldürüp tahta çıkan veliahtlar uzun süre meşru kabul edilmiştir. dipendra da teorik olarak yargılanıp hüküm giymediği için, hiyerarşik sıraya göre tahta çıkması mümkündür. asıl ilginç olan, hayatta kalsaydı kral dipendra'nın anayasa ve geleneklere göre yargılanamayacak olmasıdır.


günümüz ingiliz, ispanyol veya isveç gibi avrupa monarşilerinde dokunulmazlık -bu kadar kanlı olmasa bile- ara sıra gündem olmuştur.

isveç'te 1950'lerde v.gustaf döneminde ortaya çıkan, haijby skandalı kraliyetle ilgili iddiaların tahkikatının sınırlı kalabileceğini gösterirken, danimarka'da king's law uyarınca kraliyet üyeleri cezai ve hukuki yargılamalardan bağışık tutulmuştur.

uzun yıllar general franco sonrası ispanyol demokrasisinin kurucu figürü olarak görülen ve 1981 darbe girişimini atlatan kral juan carlos, yıllar sonra yurt dışındaki mali varlıkları ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle ciddi bir meşruiyet krizinin merkezine oturur. anayasaya göre dokunulmazlığı bulunan kral hakkında cezai tatbikat yürütülmez. ancak siyasi ve toplumsal baskılar sonucunda 2014 yılında tahttan feragat ederek yerini oğlu vı. felipe'ye bırakır (bkz: abdication of juan carlos ı).

birleşik krallık'ta da dokunulmazlık meselesi zaman zaman tartışılmıştır. prens philip uzun yıllar emniyet kemeri takmadan araç kullanmış, sıradan bir yurttaş para cezası alırken, kraliyet mensubu söz konusu olduğunda "hukuki sorumsuzluk" sessizce işlemiştir (bkz: prince philip seatbelt incident, bbc).

kraliçe ıı. elizabeth de sadece tahtta oturmakla kalmamış, queens consent sayesinde kraliyet çıkarlarına uygun yasa değişiklikleri sağlamış ve sembolik rolünün ötesine geçmiştir (bkz: queen lobbied for change in law to hide her private wealth). nitekim kişisel servetiyle ilgili yasalara müdahale ederek tacın sadece cezai değil bazı hukuki yükümlülüklerden de muaf olduğunu göstermiştir (bkz: what does the queen’s legal immunity mean?).

tüm bunlar, akla yeni sorular getirir: kral iii. charles eşi kraliçe camilla'yı öldürürse ne olur?

gerçekte common law uyarınca kral hem cezai hem de hukuki yargılamalardan tamamen bağışık kabul edilir. bu bağışıklık, hem görevinden kaynaklanan hem de şahsi eylemlerini kapsar. yani polis ile mahkemeler kendisine ulaşamaz.

yani kral ııı. charles karısını öldürse bile tutuklanamaz, hakkında kovuşturma yapılamaz. çünkü devletin başı olduğu gibi mahkemeler de yargı yetkisini kral adına kullanır. bu nedenle kral kendi adına, şahsında dava edilemez (bkz: can the king be arrested under british law?).

işte kralın fiilen bir suç işlemesi halinde, doktrinde bu bağışıklığın kaldırılmasının tek yolu tahttan çekilmesi olarak kabul edilir. aksi halde kendisine ceza verilemez. kral tahttan feragat etmezse, tek olası yol parlamentonun müdahalesiyle tahttan indirilmesidir. ancak bu da ciddi bir anayasal ve siyasi kriz yaratır (bkz: constitutional deadlock).

böyle bir durumda parlamentonun kralı tahttan indirmesi veya zorla görevden uzaklaştırması, teknik olarak "darbe" değil, anayasal müdahale sayılır. zira bu tür bir müdahale, royal prerogative ve parlamentonun anayasal üstünlüğü çerçevesinde değerlendirilir (bkz: the royal prerogative and ministerial advice).


zaten parlamento silahlı güç kullanımıyla kendi kendisini ele geçiremeyeceği için bu durumun gerçekten darbe olmadığı kabul edilebilir. asıl sorun, kral veya kraliçenin yandaşlarını yahut silahlı kuvvetlerin tamamını ya da bir kısmını yanına alarak direnç göstermesidir. gerçekte, buna benzer bir süreç ingiltere'de yaşanmıştır. iç savaşların ardından kral i. charles, parlamento tarafından tahttan indirilmiş, haksız vergilendirme nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali ve vatana ihanet dahil birçok suçtan yargılanarak, suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir (bkz: trial of charles ı). oğlu ıı. james de parlamentoyla yaşadığı inatlaşmalar nedeniyle desteğini kaybetmiş 1688'de kansız ama şanlı bir devrim ile parlamento kararıyla tahtından indirilmiştir (bkz: glorious revolution).

kral ile ceza hukukunun birbirine karışmaması gerektiği ilkesi yaklaşık 200 yıl sonra 1911'de kral v. george'un çok eşlilikle suçlanmasıyla mahkemede sınanır. bigami iddiası ile itham edilen kral mahkeme önüne çıkarılamamış, hakim kararıyla monarkın mahkemede ifade vermeye zorlanamayacağı kabul edilmiştir (bkz: edward mylius).

buna karşılık kırk yıl sonra kraliyet aleyhine açılacak hukuk davalarını belirli şartlarda mümkün kılan crown proceedings act 1947 yasalaşır. yasa tac'ın şahsi bağışıklığını ortadan kaldırmasa da kraliyet çalışanlarının kasti ya da kusurlu eylemlerinden, kraliyet mülkleri ile bağlı şirketlerinin sözleşmesel yükümlülüklerinden kaynaklanan durumlarda dava edilebilmesini olanaklı kılar (bkz: examples).

aslında 1947 tarihli yasa tam da ilkenin tarihsel özeti gibidir. zira orta çağ'da kilise hukukçuları ve feodal hukuk geleneği, kralın yanlış yapabileceğini kabul etmiş, ancak bu yanlışın hukuken doğrudan krala yüklenmesini tehlikeli bulmuştur. böylece "kral hata yapmaz" denirken, hatanın ortadan kalktığı değil, kimin üzerine yıkılacağı meselesinin en baştan belli olduğu anlatılmak istenir (bkz: law and revolution: the formation of the western legal tradition, harold j. berman).

hata hukuken krala yazılamıyorsa, ortadan kaybolması da beklenmez, sadece yön değiştirir. vezirler yanlış akıl vermiş, nazırlar işi eline yüzüne bulaştırmış, memurlar ise emirleri eksik anlamıştır. böylece fatura başkalarına kesildikçe kralın dokunulmazlığı korunur ve devlet otoritesi sarsılmadan yoluna devam eder (bkz: "de regno, ad regem cypri" , tommaso d'aquino).

hatta ingiltere'de günümüzde yarı şaka yollu olarak, "kral bir bakanı öldürürse, bundan başbakan sorumludur; başbakanı öldürürse kimse sorumlu değildir" denilmektedir.

hemen hemen tüm meşruti monarşilerde bu kural, hükümdarın kişisel suçlarını da içine alacak şekilde mutlaktır. mesela 1876 kanuni esasi'sinde padişahın sorumsuzluğu, "zat'ı hazret-i padişahînin nefs-i hümayunu mukaddes ve gayr-ı mes'uldür" şeklinde ifade olunmuştur (madde 5 meali: "padişahın yüce şahsı mukaddestir ve sorumlu tutulamaz").

latince rex non potest peccare, kulağa sanki "kral günah işlemez" gibi iddialı bir söz gibi gelir.


18. yüzyılda montesquieu'nün yasama-yürütme-yargı ayrımını ortaya koyması ve rousseau'nun iktidarın kaynağını tanrı'dan alıp halka vermesiyle bu anlayış sarsılsa da modern egemen dokunulmazlığı şekline evrilir. böylece kralların ve kraliçelerin şahsi dokunulmazlığı sembolizması üzerinden devlet otoritesinin sürekliliği güvence altına alırken, ulusal sınırların ötesinde de korunur, makamın yanında temsil ettiği devletin saygınlığı da muhafaza edilmiş olur (bkz: crown immunity).

günümüzde parlamenter ve başkanlık sistemleri dahil modern demokrasilerde başkan veya cumhurbaşkanı dokunulmazlığı, tarihi rex non potest peccare ilkesinin adeta cilalanmış halidir. monarşilerde kral günah işleyebilir, abd başkanı görevdeyken tazminat davalarından korunur (bkz: nixon v. fitzgerald), parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanı ise yalnızca vatan hainliğiyle yargılanır.

işte bu cilalı koruma, siyasi dengelere bağlı olarak hesap verebilirliği zayıflatır. monarşilerdeki keyfiliğin gölgesi hala modern demokrasilerin sahnesinde gezinir ve aslında dokunulmazlık, hukukun üstünlüğü ile demokratik sorumluluk arasındaki ince çizgide alaycı bir şekilde durur (bkz: structural logics of presidential ımmunity by aziz z. huq).

faideli bir eser: marie-france fortin discusses the evolution of "the king can do no wrong".