SUÇ 16 Şubat 2026
1,7b OKUNMA     9 PAYLAŞIM

Albert Fish, Neden Seri Katillere Kıyasla Bile Apayrı Bir Manyaktı?

Kuzuların Sessizliği filmine ilham veren Albert Fish'inki gibi bir hikaye görmediniz, duymadınız...

Neyin nesiydi bu adam?

albert fish en ünlü seri katillerin başında gelir.

genellikle küçük ve savunmasız çocukları kurban seçen albert fish, cinayetlerinde mutlaka işkenceler uyguluyor, [tecavüz] ediyor, etlerini yiyor, kurbanlarına acı çektirmekten büyük zevk duyarak, bunları din adına yaptığını düşünüyordu. 1920 yılına kadar yaklaşık 15 cinayet işlediği varsayılmaktadır. seri katil, aynı zamanda kendi kendisine de çeşitli işkenceler uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle kendi günahlarını cezalandırdığına inanıyordu. işkence yaptığı ve öldürdüğü çocukları "tanrıya verilen kurbanlar" olarak düşünüyordu.

Neden ayrı bir manyaktı?

psikolojiyle yakından ilgilenen bir hatun olarak, hayatı en çok ilgimi çeken ve een çok etkileyen seri katil albert fish.

kendisine bir ara çok kafaya takmıştım ve bayağı uzun bir süre hayatını araştırmış, bir sürü video izlemiş, podcastler dinlemiştim. çünkü kendisi sadece bir seri katil değil; psikiyatri tarihine bile "yok artık, bu da çok fazla." dedirten bir seri katil.

niye derseniz; kendisi içinde tüm manyak şeyleri barındıran bir paket gibi. yani bir sürü cinsel sapkınlığa sahip. bunlardan bazıları; sadistlik, mazoşistlik, teşhircilik, röntgencilik, pedofili, nekrofili, kan görmeye yönelik cinsel uyarılma, işeme, dışkı ile ilgili cinsel sapkınlık... vücuduna iğne batırmak ise en sevdiği şeylerden biriydi mesela. hatta elektrikli sandalyeye mahkum edilince, "çok heyecanlıyım, bu daha önce hiç deneyimlemediğim bir şey." dediğine dair söylentiler var. yani adam için acı, kaçılması gereken şey değil, deneyimlenecek içerik gibi.

işin psikolojik kısmı bence daha rahatsız edici. çocukluğu baştan sona istismar, ihmal ve şiddet dolu. fish'te tuhaf olan, bu travmayı sadece bozularak değil, komple deforme olmuş bir kimlik haline getirip yeniden üretmesi. dışarıdan bakınca sakin, sessiz, sıradan amca profili, içeride ise empatiyle bağı kopmuş, acıyı tamamen başka bir şey olarak algılayan kapalı devre bir zihin.

sonuç olarak, psikolojiyle ilgileniyorsanız, albet fish'in hayatına bir göz atmanızı tavsiye ederim. inanın bana içinden çıkamayacaksınız ve okurken gözlerinize inanamayacaksınız. her yeni bilgiyle "yok artık, bu kadarı da olmaz" diyip sekmeyi kapatmayı düşüneceksiniz, ama sonra kendinizi yine başka bir video, başka bir makale, başka bir detayın peşinden giderken bulacaksınız. bittiğinde ise geriye, zihninizin bir köşesinde uzun süre çıkmayacak, rahatsız edici bir merak duygusu kalacak.

sevgiler ve saygılar.

İcraatlarının daha detaylı dökümüyle bitirelim

albert fish'e "amerikanın öcüsü" adı verilmiştir ve bunun da iyi bir nedeni vardır. sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı. çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir iblis.

halkın ilgisinin fish'e yönelmesindeki suç, 1928'de grace budd adında on iki yaşında sevimli bir kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesiydi. ebeveynleriyle arkadaşlık kurmasının ardından fish, şeytanca bir yalan uydurdu. yeğeninin doğum günü partisi olduğunu, söyledi ve grace'in gitmek isteyip istemediğini sordu. bir büyükbaba gibi görünen bu ihtiyar adamın bir canavar olduğunu bilmelerine hiçbir imkan olmayan bay ve bayan budd daveti kabul ettiler. en güzel kıyafetlerini giyen güven dolu küçük kız, fish ile birlikte yola koyuldu. fish onu new york city'nin kuzey banliyölerinden birinde, yakınlarında hiç bina olmayan terk edilmiş bir eve götürdü. burda onu boğdu, vücudunu parçalara ayırdı ve bir kısmını kaldığı pansiyona getirdi. burada kızın "etini" havucu, soğanı, ve jambon dilimleriyle yamyam yahnisi şeklinde pişirdi. bundan sonraki 9 gününü odasından çıkmayarak bu iğrenç yemeği yiyip devamlı mastürbasyon yaparak geçirdi.

sonraki altı yıl boyunca serbest dolaştı, ancak grace budd olayı kendi kişisel haçlı seferine dönüştüren william king ismindeki bir new york city dedektifi onu inatla arıyordu. buna rağmen fish kaçmayı başarabilirdi ; tabii kendi içindeki şeytanlarla başa çıkabilseydi. 1934'de bayan budd 'a bugüne kadar yazılmış en hastalıklı mektuplardan biri olan bir mektup göndermeyi kendini mecbur hissetti. sonuçta king, fish'i mektup kağıdında ki antetten bulup yakalayabildi.

fish yakalandığında yetkililer ellerinde tasavvur edilemez sapkınlıkta bir suçlu olduğunu anladılar: bu adam bütün ömrünü acı vererek geçirmişti. diğer borç seri katil gibi, fish de bir din manyağıydı ve günahlarının cezası olarak kendisine çok tuhaf işkenceler yapmıştı. yaraladığı ve öldürdüğü çocuklar onun kaçık zihninde tanrı' ya verilen kurbanlardı. savunma makamı tarafından fish'i muayene etmesi için çağırılan new yorklu ünlü psikiyatr dr.frederic wertham, ihtiyar adamın "bilinen her türlü cinsel sapıklığa " sahip olmasının yanında, bugüne değin kimsenin duymadığı anormallikler de taşıdığını belirtmiştir. hapishanede çekilen leğen bölgesi röntgeninde, mezhanesinin etrafındaki alana sokulmuş 29 iğne bulunmuştur.

1935'teki duruşmasında jüri onun deli olduğuna karar vermiş, olmasına rağmen, yine de elektrikli sandalyede idam edilmesi gerektiğine inandı. idam kararının açıklanmasından sonra, bu anormal ihtiyarın "elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük zevk olacak! bu tadacağım en büyük zevk olacak. şimdiye dek tatmadığım tek zevk." dediği bildirilmiştir.

16 ocak 1936'da 65 yaşındaki fish, elektrikli sandalyeye gitti. sing song'da idam edilen en yaşlı insandı.