Japonya'da Polisi İntihara Sürükleyen ve Asla Çözülemeyen Dosya: 21 Yüzlü Canavar
1984 yılında bir mart akşamında, silahlı ve maskeli üç adam japonya'da glico şirketinin başkanı ezaki’nin evine girdi. önce eşini ve küçük kızını bağladılar. ardından henüz duştan çıkan ezaki’yi çıplak halde kaçırıp karanlığa karıştılar. kadın, bir süre sonra bağlarını çözüp polise haber verdiğinde, japonya tarihinin en tuhaf ve en uzun soluklu suç zinciri başlamıştı bile.
ertesi gece kaçıranlar telefon etti. 1 milyar yen nakit ve 100 kilo altın istiyorlardı. aile fidyeyi kabul etti ama arayanlardan bir daha haber çıkmadı.
üç gün sonra, olay beklenmedik biçimde sona erdi. bir demiryolu çalışanı, osaka’daki bir istasyonda bitkin halde duran ezaki’yi fark etti. başkan, osaka yakınlarındaki bir su kontrol kulübesinde tutulduğunu ve fırsatını bulunca kaçtığını söyledi. sağ salim evine dönmüştü ama geride bıraktığı belirsizlik, çok daha karanlık bir sürecin habercisiydi.
iki hafta sonra glico’nun osaka’daki merkez binasında yangın çıktı. yarım saat sonra, birkaç kilometre ötede şirkete ait bir araç kundaklandı. görgü tanıkları, başında şapka olan esrarengiz bir adamın olay yerinden koşarak uzaklaştığını söyledi.
bir ay sonra, japonya artık bunun sıradan bir suç olmadığını anlamıştı. ülkenin en büyük gazetelerine aynı mektup ulaştı. mektubu yazan kişi ya da kişiler kendilerine bir isim vermişti: 21 yüzlü canavar.
mektupta, glico ürünlerinin içine potasyum siyanür katıldığı, bu ürünlerin market raflarına yerleştirildiği yazıyordu. “glico yiyin ve mezara gidin” cümlesiyle biten bu mesaj, ulusal bir paniğe yol açtı. marketler glico ürünlerini raflardan indirdi. şirket milyonlarca dolar zarar etti, yüzlerce çalışan işten çıkarıldı. japonya’da şekerleme satışları çakıldı (glico ülkenin e büyük şeker, çikolata firmalarından biriydi).
polis, bir marketteki güvenlik kamerasında tuhaf bir görüntüye rastladı. şapkası yüzünü gölgeleyen bir adam, mağaza çalışanı olmadığı halde glico ürünlerini raflara diziyordu. görüntü çok net değildi. ama adamın net olmayan yüzü, ülkenin hafızasına kazındı.
zaman ilerledikçe tehditler genişledi. morinaga, marudai ham, house foods gibi dev şirketler de hedef haline geldi. fidye istekleri, karmaşık talimatlar ve tuzaklarla doluydu. para trenlerde, otoyol kenarlarında, restoran otoparklarında teslim edilecekti. her seferinde polis pusudaydı, ama kimse yakalanamıyordu.
bir seferinde, kyoto’ya giden bir trende görevli bir polis, yolcular arasında dikkat çeken bir adam fark etti. atletik yapılıydı ve en çarpıcı yanı gözleriydi: keskin, sinsi, tilki bakışlıydı tıpkı o kamera görüntüsündeki gibi. adam, polis tarafından takip ettiği anda kalabalıkta kayboldu. bu “tilki gözlü adam”, ilerleyen aylarda defalarca görülecek, ama her seferinde izini kaybettirecekti.
1984 sonbaharında canavar bir adım daha ileri gitti. morinaga şekerlerinin içine siyanür katıldığını duyurdu. polis ülke çapında alarma geçti. market raflarından toplanan 21 paketin içinden gerçekten de zehir çıktı. ancak tuhaf bir ayrıntı vardı: zehirli ürünlerin üzerinde uyarı etiketleri bulunuyordu. “tehlike: zehir içerir.”
sanki amaç insanları öldürmek değil, korkunun dozunu artırmaktı.
tehditler aylarca sürdü. polis, yüzlerce mektup, telefon kaydı ve sahte ipucu arasında yolunu kaybetti. baskı her geçen gün artıyordu. basın, kamuoyu ve siyasetçiler, sonuç alınamamasını sert biçimde eleştiriyordu. bu baskı, 1985 yazında trajik bir noktaya ulaştı.
soruşturmanın başındaki polis şefi shoji yamamoto, emekliliğine günler kala, resmi konutunun bahçesinde kendini ateşe verdi. davayı çözememeyi onuruna yediremeyen adam hayatını kaybetti. japonya sarsıldı.
birkaç gün sonra, gazetelere son bir mektup ulaştı: “polis şefi öldü. ne kadar aptalca. gıda şirketleriyle uğraşmayı bırakıyoruz.”
bu, canavar’ın veda mesajıydı. o andan sonra tehditler kesildi. ne yeni bir mektup geldi, ne yeni bir zehirleme girişimi oldu. sanki 21 yüzlü canavar, sahneden kendi isteğiyle çekilmişti.
yıllar geçti. deliller toplandı, şüpheliler sorgulandı, yüzlerce teori üretildi. kimilerine göre amaç fidye değildi, borsayı manipüle etmekti. şirketlerin hisse değerleri düşürülüyor, sonra bu hisseler ucuzdan alınıp tehditler sona erdirilince büyük kazanç sağlanıyordu. kimilerine göre ise canavar, toplumsal düzene, elit sınıfa ve otoriteye karşı derin bir nefret besliyordu. polisin küçük düşmesi, şirketlerin diz çöktürülmesi, halkın korkuyla izlediği bir sahne, onun asıl tatmin kaynağıydı.
1994’te ezaki’nin kaçırılması, 2000’de zehirleme olayları zamanaşımına uğradı. hiç kimse yargılanmadı. dosya kapandı.
bugün japonya’da hâlâ şu soru yankılanır: 21 yüzlü canavar kimdi?