Amerika Kıtası Keşfedildiği Sıralarda Osmanlı Ne Yapıyordu?

Amerika keşfedilirken Osmanlı İmparatorluğu ne ile meşguldü?
Amerika Kıtası Keşfedildiği Sıralarda Osmanlı Ne Yapıyordu?

bu sorunun gerçek cevabı, amerika’ya neden gitmediler diye sormaktan ziyade, neden gitmeleri gerektiği varsayılıyor sorusunu sormakla başlar. çünkü soru, daha en baştan birkaç yanlış kabulü cebine koyup geliyor.

en yaygın yanılgılardan biri, osmanlı imparatorluğu’nun ipek yolu’nun efendisi olduğu ve coğrafi keşiflerle birlikte deniz ticaretinin yükselmesinin osmanlı’yı ekonomik olarak çökerttiği iddiasıdır. bu anlatı osmanlı için değil, mısır’daki memlük sultanlığı için geçerlidir. hatta osmanlı, memlüklerin bu gerilemesinden doğrudan faydalanmıştır. 16. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle mısır’ın fethinden sonra osmanlı ekonomisi; artık yok olmaya yüz tutmuş orta çağ kara ticaret yollarına değil, hint okyanusu, kızıldeniz, karadeniz ve doğu akdeniz ticaret ağlarına dayanıyordu. ispanya ve portekiz’in yeni rotalar aramasının nedeni, osmanlı’nın ticareti boğması değil; aksine bu ticaretin zaten osmanlı kontrolünde, güvenli ve pahalı hale gelmiş olmasıydı.

amerika kıtasının osmanlı tarafından bilinmediği iddiası da doğru değildir. piri reis haritası başta olmak üzere, osmanlı haritacılığında yeni dünya yer almıştır. kimi haritalarda antilia vilayeti olarak, kimilerinde yalnızca koloni şeklinde geçer. ancak bu durum, osmanlı’nın amerika üzerinde özel bir siyasi ya da askeri planı olduğu anlamına gelmez. burada anakronik bir okuma yapılmaktadır. 16. ve 17. yüzyıl dünyasında "terra nullius" yani sahipsiz toprak fikri henüz oluşmamıştı. hem hristiyan hem de islam dünyasında evrensel devlet iddiası vardı ve herkes kendisini roma’nın gerçek varisi olarak görüyordu. bu nedenle dünya, fethedilecek boş alanlardan ziyade, zaten bir evrensel düzenin parçaları olarak algılanıyordu; tek anlaşmazlık, bu düzenin hangi devlet tarafından temsil edildiğiydi.

osmanlı imparatorluğu’nun yeni dünya’ya karşı olağanüstü bir siyasi ya da ideolojik refleks göstermemesi bu yüzden şaşırtıcı değildir. islam coğrafyası, zaten hristiyan coğrafyasından çok daha geniş bir alanı kapsıyordu. üstelik portekiz denizciliği ve navigasyon teknolojisi dahi, büyük ölçüde müslüman denizcilik geleneğinin uyarlanmış biçimiydi. amerika kıtası, afrika’nın doğu kıyıları, hint adaları ve kızıldeniz gibi çok daha erişilebilir ve stratejik bölgelerin yanında ikincil hatta üçüncül bir konumdaydı.

osmanlı’nın denizci bir devlet olup olmadığı sorusu da sıkça yanlış bir çerçevede ele alınır. osmanlı denizcilik bilmez ya da zayıf bir donanmaya sahip değildi. ancak osmanlı’nın hedefi, venedik veya cenova gibi denizaşırı ticaret kolonileri kurmak değildi. fatih sultan mehmet’ten itibaren imparatorluk ideali, bitişik, kesintisiz ve kara ağırlıklı bir imparatorluktu; roma’nın yeniden diriltilmesi fikri, atlantik’e açılma hayalinin çok önündeydi. bu nedenle devlet, donanmalardan ziyade düzenli kara ordularına yatırım yaptı; donanma ise kara hakimiyetini destekleyen bir araç olarak görüldü. barbaros hayreddin paşa döneminde bile temel hedef, okyanuslara açılmak değil, akdeniz’i kontrol altına almaktı ve bu hedef büyük ölçüde başarıldı.

öte yandan, amerika’ya ilgisizlik, keyfi bir kayıtsızlık değil; imparatorluğun öncelikleri kara ve komşu deniz savaşlarıyla, iç isyanlarla ve uzak eyaletlerin yönetimiyle belirlenmişti. safeviler, iran ve kafkasya’daki sınır sorunları, balkanlarda ayaklanmalar, mısır ve yemen’in kontrolü gibi meseleler, osmanlı devletinin dikkatini daha çok kendi içi ve çevresine çevirmesin de sebebiyet veriyordu.

osmanlı’nın atlantik’e çıkamamasını fas’ın engellediği ya da coğrafi olarak tamamen kilitlendiği yönündeki iddialar da gerçekçi değildir. cezayir beyleri osmanlı’nın vassalıydı ve osmanlı korsanları izlanda’ya kadar baskınlar düzenleyebiliyordu. ancak bu seferlerin amacı kolonizasyon değil; ganimet, köle ve siyasi baskıydı. ispanyol-amerikan kolonilerine saldırılmamış olması, güçsüzlükten değil, bu kadar uzak bir coğrafyaya karşı duyulan pragmatik ilgisizlikten kaynaklanıyordu.

ayrıca, coğrafi olarak da dezavantajları vardı. hatta bu kolonizasyon oyunları dönerken aynı sebepler ile kimi avrupa devletleri de pekala geride kaldı. daha sonrasında oluşan dünya savaşları bile bu lojistik dezavantajların sebebiyle geride kalma etkisi ile başlandı denilebilir.

ispanya ve portekiz, coğrafi olarak atlantik kıyılarına sahipti ve kraliyet destekli büyük keşif seferleri düzenleyebiliyordu. ingiltere, hollanda ve fransa gibi ülkeler bu iki iber ülkesinin ardından hızlıca atlantik’e yöneldi. osmanlı, coğrafi olarak atlantik’e doğrudan erişimi olmayan bir devletti; dolayısıyla "geç kaldı" gibi bir yorum yanlıştır, çünkü stratejik olarak buna yetkinliği pekala yoktu.

bununla birlikte, osmanlı donanmasını oluşturan kadırgalar akdeniz tipi savaş ve kıyı seferleri için mükemmeldi, ancak atlantic tipi uzun menzilli keşif ve kolonizasyon seferleri için uygun değildi. gövdeleri, aylar sürecek okyanus yolculuklarında gerekli erzak, su ve malzemeyi taşımaya yeterli hacme sahip değildi. ayrıca uzun süreli deniz seferlerinde sık görülen iskorbüt gibi hastalıkları önleyecek depolama ve lojistik altyapısı da yoktu. mesele kadırgaların yetersiz oluşu değil, tasarım ve lojistik kapasitenin okyanus seferleri için optimize edilmemiş olmasıydı. osmanlı kadırgaları akdeniz’de çok etkiliydi ama atlantik tipi uzun menzilli seferler için uygun değildi. kızıldeniz ve hint okyanusu’nda, portekiz tipine uyarlanmış gemiler kullanılmış, piri reis ve kemal reis gibi denizciler okyanus mantığını anlamıştı. ancak donanmanın odak noktası akdeniz hâkimiyeti ve lojistik olarak erişilebilir denizlerdi, atlantik seferleri değil.

işin özü, osmanlı imparatorluğu’nun yanlış kıyıda bulunmasıdır. osmanlı, akdeniz merkezli bir imparatorluktu ve atlantik okyanusu’na doğrudan, güvenli erişimi yoktu. bu durum, avusturya veya almanya’nın neden büyük denizaşırı imparatorluklar kuramadığıyla aynı bağlamda değerlendirilmelidir. buna karşılık ispanya, portekiz, fransa, hollanda ve ingiltere atlantik kıyılarına sahipti ve coğrafya, ideolojiden çok daha belirleyici bir faktördü.

bu, osmanlı’nın keşif faaliyetlerinde bulunmadığı anlamına da gelmez. kızıldeniz, hint okyanusu, doğu afrika ve hatta endonezya’ya kadar uzanan deniz seferleri düzenlenmiştir. bu girişimlerin temel amacı yayılmak değil, kutsal toprakları korumak, portekiz baskısını dengelemek ve mevcut islam dünyasını savunmaktı.
sonuç olarak osmanlı imparatorluğu amerika kıtasının varlığından haberdardı, korsan şeklinde ele geçirilen bilgiler dahilinde de haritaladı ve kayda geçirdi. ancak amerika, osmanlı için gidilmesi gereken bir yer olarak görülmedi. çünkü ticaret yolları zaten elindeydi, ideolojik olarak sahipsiz toprak fikri yoktu, öncelikleri akdeniz, doğu ve islam dünyasıydı. bugün "atlantik romantizmi" olarak okunan anlatılar, 19. yüzyılın emperyal bakış açısının geriye doğru projeksiyonudur.

eğer osmanlı amerika’ya bir şekilde gitseydi, muhtemelen yarı devlet, yarı ticaret kolonileri kurtardı elbet; ancak bu, ispanyolların veya portekizlilerin hayalleri gibi olmazdı. atlantik’e açılmak sadece gemi inşası ile olabilecek bir mevzu değil, çok daha çeşitli gereksinimlerin eş zamanlı karşılanabileceği bir oyunda olabilirdi. zira aynı zamanda lojistik, depolama ve uzun süreli sefer yönetimi gerektirir di en nihayetinde. osmanlı’nın odaklandığı şeyler ise tamamen akdeniz ve değindiğim gibi kara hakimiyetiydi.

kısaca, tüm bu nedenlerle kısaca, osmanlı amerika’yı kaçırmadı. bu bir eksiklik değil, farklı bir dünya tasavvurunun doğal sonucuydu.