Yönetmen Paul Thomas Anderson'ı Meşhur Eden Boogie Nights Nasıl Bir Filmdi?

Bugün üstat seviyesine çıkan ve 2025'te son filmi One Battle After Another ile çok konuşulan yönetmen Paul Thomas Anderson'ın Boogie Nights'ı, onun için bir çeşit orijin hikayesi işlevi taşıyor.
Yönetmen Paul Thomas Anderson'ı Meşhur Eden Boogie Nights Nasıl Bir Filmdi?

70'lerde altın çağını yaşayan porno sektörünü olağanüstü resmeden, mükemmel bir dönem filmi

boogie nights, türkçe adıyla "ateşli geceler" 1997 yılında abd'de gösterime girdiğinde, o dönem filmi sinemada izleyebilme şansına sahip olan izleyicileri büyülemişti. akademinin de görmezden gelmediği film, tam 3 dalda oscar adaylığı kazanmıştı. yönetmen paul thomas anderson bu filmi çektiğinde sadece 26 yaşındaydı ve hollywood bu filmle şunu anlamıştı; "bu işitilen gürültü, büyük bir yönetmenin ayak sesleriydi ve anderson, potansiyeli sınırsız bir sinema vaat ediyordu."

sektörün yıllar önceki bu nokta tespiti gerçek oldu ve anderson kendine olağanüstü bir kariyer inşa etmeyi başardı. paul potansiyelini gerçekleştirdi, bir çok büyük filme ve başyapıta imza atmayı başardı. paul hiç şüphesiz şu anda yaşayan en büyük yönetmenlerden biri ve 3 kere yönetmenlik adaylığı aldığı akademiden, artık ödülü almasının zamanı geldi. 2025'te vizyona girmesi planlanan, başrolünde leonardo di caprio'nun olacağı, one battle after another isimli filmiyle, bunu başarmaya çok yakın. sinemanın iyiden iyiye gerilediği bu dönemin avantajını da kullanarak, yönetmen önümüzdeki sene oscarlarında bu ödülü kazanabilir.

peki 1997 yılının en iyilerinden olan ve yönetmenin büyük bir sinemacı olacağının sinyallerini veren ateşli geceler'in oscar adayı güzeller güzeli senaryosu ne anlatıyordu? şimdi buna değinelim;

Uyarı: Spoiler içerir.


boogie nights 70'lerin los angeles'ının sınırsız özgürlük ortamında, jack horner (burt reynolds bu rolüyle oscar adayı oldu ve altın küre kazandı) isimli bir yetişkin filmi yapımcısının, o sırada gece kulübünde garsonluk yaparak geçimini sağlamaya çalışan eddie adams'ı keşfiyle başlar. jack, hal ve hareketlerinden yüksek eril enerjisini sezdiği bu sevimli gencin potansiyelini test etmek için, filmlerinde oynattığı brandy'i (roller girl-patenli kız) eddie'nin yanına gönderir ve eddie'nin devasa aletiyle yüzleşen brandy, patronu jack'in hedefi onikiden vurduğunu, hemen oracıkta anlar ve ilk temas saksafon müziği eşliğinde sağlanır.

eddie adams, her anlamda "büyük" bir potansiyeldir. sadece penisiyle de değil, karizması, sevimliliği, üzerinde yıldız ışığı bulunması gibi özellikleriyle kendisi artık jack'in, sürekli kazandıran yarış atı olacaktır. elbette jack buna, kendi evinde patenli kızla seviştirdiği eddie'nin, inanılmaz performansına bizzat şahit olunca emin olur. eddie'nin sektörün 1 numarası olması, belli ki pek de uzak olmayan bir gelecektir.

sürekli yıldız olmak istediğinden bahseden ve günün birinde bunu başaracağını söyleyen eddie, kendine daha s.kici ve keskin bir isim bulmuştur. bu isim tabii ki dirk diggler dır. dirk'ün dick'in (argoda penis) daha kallavi hali oluşu ve diggler'ın da çukur kazan anlamına gelen digger'dan türetilişi aşikadır. yani eddie, rol arkadaşlarını yarınlar yokmuşçasına becereceğine dair uzatılmış garantiyi, işte bu ismiyle birlikte vermektedir.

jack horner'ın sevgilisi amber waves (julianne moore bu rolüyle oscar adaylığı aldı) yaralı bir kadındır. önceki evliliğinden olan oğlunu görememekte ve velayet davası sancılı biçimde devam etmektedir. amber'ın porno sektöründe çalışması ve uyuşturucu bağımlısı olması, oğlunu görmesini yasal olarak neredeyse imkansız hale getirmiştir. travması büyüyen amber'ın evine yeni gelen genç eddie'yi, oğlunun yerine koyması ise an meselesidir. çünkü eddie, amber'ın annelik duygularını daha ilk tanışmalarında harekete geçirmeyi başarmıştır.

filmin estetik harikası olan ve sektörün gerçekliğiyle izleyicisini buluşturan sahnesi elbette, yeni ismiyle dirk diggler'ın, amber waves ile olan, ilk profesyonel porno çekimidir. bu sahnede amber, dirk'ü işe almadan önce test eder ve dirk'ün hazinesini görünce, gözleri fal taşı gibi açılır. kamera arkasındaki tüm ekibin de, gözlerine inanamadığı bu devasa erkeklik, birazdan başlayacak performansın efsanevi olacağının müjdecisidir.

kısa süren ön sevişmenin ardından başlayan seks, o sırada çekimi izleyen herkesi tam anlamıyla mest eder. amber dirk'ün rahat hareket etmesi için o'na; "içime boşalabilirsin, korunuyorum." der. bu sözcükler, amber'ın o'na aşık olduğu ya da ensest bir tondan oğlu yerine koyduğu biriyle yaşadığı tutku dolu seksi anlatmaz. amber'ın bu tavrı aslında teknik olarak, oğlu masterchef'de yarışacak olan tecrübeli aşçı bir annenin oğluna "profiterollerin pastacı kremasını, içine soğuk olarak koy" demesi gibidir. yani amber, oğlu yerine koyduğu ve annelik içgüdüleriyle sevdiği dirk'ün, işinde en iyisi olmasını istemekte ve o'nu yıldız yapmayı arzulamaktadır. unutmayın, onların hepsi profesyonel ve seks, endüstride çalışanlar için bir ilişki şekli değil, sanat icrası. zaten jack horner da, pornoda üst seviye sanatı işlemekte üstattır. filmleri basit "konulu" filmler değil, bayağı bayağı tutku ve estetik dolu sanat eserleridir.

filme "dönem draması" demiştik. 70'lerde fırtına gibi esen dirk diggler'in cazibesi, yıllar geçtikçe düşecek ve yıldızının parlaklığı gün be gün azalacaktır. çünkü tüketim toplumu her şey gibi o'nu da tüketecek, başka arayışlara girecektir. biz dönem geçişlerinde bunu en güzel, horner'in set sorumlusu little bill'in yaşadığı dramla şahit oluruz. bill'in karısı ileri derece nemfomandır ve bulduğu her erkekle düzüşmektedir. üstelik bu bazen public (kamusal alanda) olmakta ve bill artık buna dayanamaz hale gelmektedir. günün birinde evine girdiğinde, karısını yine yatakta yabancı bir erkekle yakalayan bill, artık cinnet getirir, karısıyla yabancı adamı öldürür, sonra da kendi canına kıyar. porno sektöründe bir dönem kapanmış, gerileme dönemi başlamıştır.


filmin harika yazılan başka bir karakteri buck swope'tur. kendisi hassas kulaklara sahiptir ve müziğin iyisinden anlar. bütçesi olsa, kendine istediği kadar geniş bir yelpazede en iyi kalite müzik enstrümanlarını satabileceği bir dükkanı olmasını istemektedir. çok az komisyonla çalıştığı müzik dükkanından ayrılıp, porno sektöründe şansını denemiştir ancak bir türlü voliyi vuramamıştır. ancak kader ağlarını çok değişik biçimde örmüştür. biz bu tip örmeyi en güzel haliyle yönetmenin sonraki filmi magnolia'da görmüştük. buck, bir dükkanda çatışmanın ortasında kalır ve içi para dolu çantayla oradan uzaklaşır. bununla kendine istediği müzik dükkanını açar ve o'na kalbini açan porno aktrisi jesse ile güzel bir hayata merhaba der. buck aile babası olur. yani hayat aslında kumar gibidir. mutlaka bazıları bir yerde kazanacak, bazıları da kaybedecektir. bazısı da başladığı noktaya (kürkçü dükkanına) geri dönecektir.

filmin kanımca en güzel sahnesi ise, jack horner'ın, roller girl'ün ve dirk diggler'ın çöküşünü en güzel resmeden ve bizlere paralel kurguyla aktarılan çift sahnedir. jack artık ne yapsa tutmamakta ve düşüşünü engelleyememektedir. bunun çaresini aşırı b.ktan bi fikirde bulmuş ve roller girl'le limuzinine yoldan herhangi birini alıp, seviştirecektir. dirk ise iyiden iyiye gözden düşmekte, yemek parasını çıkarmak için, sapığın birine para karşılığı mastürbasyon yapacaktır. dirk bunu başaramayınca, sapığın arkadaşlarıyla beraber ağzı burnu kan içinde kalacak şekilde dövülür. aynı anda limuzine alınan erkeğin, patenli kız brandy'nin sınıftan tanıdığı bir genç çıkması, jack ve brandy'i aşağılaması yüzünden, onun da ölesiye dövüldüğünü görürüz. böyle güzel bir çöküş sahnesi, çok az filmde rastlayacağınız türdendir. yönetmen bu sahnede drama yaratmada çılgın atmıştır.

jack horner'ın filmlerinin bütçesini sağlayan the colonel (albay) lakaplı adamın iğrenç suçlar işlediği ortaya çıkmıştır. evinin bodrum katında küçük çocuklarla pornolar çekmekte ve bunu sapık pedofillere satmaktadır. bu yüzden hapse giren ve jack'in öğrenince tamamen sırtını çevirdiği adam, filmde çöküşün bir diğer örneği olsa da, gerçek hayatta ne yazık ki, bu yönlü büyüyen sektörü temsil etmektedir. yani filmde gizlice, sektörün bu yönde büyüyeceği, korkutucu biçimde bizlere anlatılmaktadır. filmde albay'ı oynayan robert ridgely, film post prodüksiyon aşamasındayken ve vizyona girmesine 7-8 ay kala vefat etmiş, kendi oynadığı bu güzel filmi göremeden dünyadan göçmüştür.

filmin sonunda jack'le barışıp, tekrar eski günlerine dönme fırsatı bulan dirk'ün, kuliste kendi kendine yaptığı konuşma ve kendine verdiği "sen yıldızsın ve hep öyle olacaksın" motivasyonu muazzamdır. filmin son sahnesinde, 2 saat 30 dakika boyunca izleyicilerin merağına mazhar olan, herkesin gördüğü ama bir tek seyircinin göremediği o devasa canavarı, dirk kulisinde çıkararak, aynadan yansımasını bize gösterir. bu son sahneyi görüp, krize girecek erkek seyircinin içini rahatlatalım. son sahnede dirk'ün aleti esasen bir tür protezdir. dolayısıyla en azından mark wahlberg üzerinden komplekse girmenize gerek yoktur :)

elbette bu son sahne olsa da, çağımızın en büyük oyuncularından philip seymour hoffman'ı unutmak ne mümkün. oyuncu bu filmde, adeta pasta üzerindeki çilek olmuştur. gay bir film sektörü emekçisini oynayan hoffman, sahnelerinde parlamaktadır ve gelecekte anderson'ın birçok filminde rol alarak, yönetmenin kült aktörlerinden biri olmuştur. 11 sene önce vefat eden hoffman, 21. yy'ın en önemli oyuncularından biridir.

buraya kadar okuyan ve filmi henüz izlememiş seyircilere müjdeyi vereyim. filmde en az bunun iki katı kadar, farklı konuların da işlendiği, güzel sahne yer almaktadır. filmin 155 dakikalık süresi dolu doludur ve inanın hiç boş sahnesi yoktur. şüphesiz bu özelliği de filmin değerini artırmaktadır.

Spoiler bitti.

boogie nights, paul thomas anderson'ın henüz 18 yaşındayken, lisede çekmiş olduğu 1988 yapımı kısa filmi the dirk diggler story'nin uzatılmış ve detaylandırılmış halidir. film, porno yıldızı john holmes'ün hayatı ilham alınarak, 1981 tarihli "exhausted : john c. holmes, the real story" belgeselinden esinlenerek çekilmiştir. ünlü oyuncu julianne moore'un hayat verdiği karakter amber waves ise, porno yıldızı veronica hart'tan ilham alınarak yazılmıştır. film, pornonun altın çağı olan 1977 yılında başlamakta ve 1984 yılında sona ermektedir.
yönetmenin geleceğin en büyük sinemacılarından biri olacağına dair sinyalleri veren bu ultra estetik 18+ filmi, mutlaka partnerinizle birlikte izleyiniz. iyi seyirler dilerim.