Yılın En Çok Beklenen Filmlerinden The Drama'nın Enine Boyuna İncelemesi

Robert Pattinson ve Zendaya'yı bir araya getiren Kristoffer Borgli filmini masaya yatırıyoruz.
Yılın En Çok Beklenen Filmlerinden The Drama'nın Enine Boyuna İncelemesi

başrollerinde günümüzün popüler iki ismi zendaya ve robert pattinson'ın yer aldığı, norveçli yönetmen kristoffer borgli'nin yeni filmi "drama", iki oyuncunun bu sene birlikte yer aldığı üç filmden ilki. ikiliyi ayrıca bu sene nolan filmi the odyssey ve dune serisinin son filmi, dune part three de izleyeceğiz. ancak bu filmin oyuncular için önemi, karakter odaklı oluşu ve diğer filmlerin aksine ikisinin de başrolde olması. dolayısıyla oyunculuk performansları açısından yapılacak değerlendirmede, bu film aslında onlar için gerçek anlamda bir test niteliği de taşıyor.

yönetmenin önceki filmleriyle, özellikle eleştirmenler arasında kayda değer bir yeri var. her ne kadar bu beğeni seyirciye tam yansımasa da, yine de borgli'nin kendine ait bir sinema dilinin olduğu ve beğenin ya da beğenmeyin, filmlerinde özgün bir iz bulmanın mümkün olduğunu söylemeliyim. kendi adıma konuşmam gerekirse, benim için çok cazip filmler çeken bir direktör değil kendisi. yine de gelecekte bir kariyer filmi, yapmasını mümkün görüyorum. çünkü az önce bahsettiğim gibi, yönetmenin sinemacılık anlayışında özgün doneler bulunabiliyor ve bu o'nu vasatlar sınıfından ayrıştıran bir etmen oluyor.

the drama bir a24 projesi ve şirket pazarlama işlerini çok iyi biliyor. bu filmin nikah ve kaos temalı pr'ı gayet başarılı biçimde yapıldı. özellikle yetişkin ve sinemaya meraklı kesimin dikkatini kolaylıkla çekmeyi başardılar. filmin gişede başarılı olup olmayacağı belirsiz ancak ben kendisini geniş kitlede konuşturan filmleri, beğenmesem de severim. çünkü biz şu anda, etkileşimin aşırı önemli olduğu bir dönemdeyiz ve a24 bunu en iyi beceren yapım şirketlerinden biri konumunda.

Uyarı: Buradan sonrası spoiler içerir.


borgli'nin yeni filminin özgün senaryosu yine kendisine ait. yönetmenin önceki uzun metrajları dream scenario ve sick of myself de olduğu gibi, karakterleri yine büyük sıkıntılarla sınanırken, yaşadıklarından izleyicinin eğlenmesi ve kara komedi unsurlarıyla, olan bitene tebessüm etmesi bekleniyor. elbette filmlerdeki bu karanlık ton, aslında hepimizin bildiği ve kendimizden aşina olduğumuz içsel çatışmamız.

yönetmen drama'da, bu kez hikayesini sofistike hale getirmek için, günümüzün en tartışmalı kurumlarından olan evliliği ve toplumsal travmaları konu alıyor. ekşi sözlük'te de sürekli gündem olan bir başlık var; 1-evlenmeyin 2-evlenmeyin 3-evlenmeyin diye. eğer olaya bu tarafından bakarsanız, bu filmde bunu doğrular doneleri fazlasıyla bulacaksınız. ancak bu yeterli değil. yani film aslında tam olarak bir evlilik eleştirisi de değil. bunun öncesinde, empati başlığı altında, karakterlerin yerlerine kendinizi koymanızı ve aynı durumda siz olsaydınız, ne yapardınız? sorusunu sorduruyor. evlilik, burada sadece bir hikaye malzemesi olarak kullanılıyor. filmin ana derdi/odağı, evliliğin kendisi değil.

filmdeki karakterlerle seyircinin empati yapmasını, yönetmenin istediğini söyledik. zaten bu sebeple filmde süreki "empati" kelimesi vurgulanıyor. dolayısıyla filmin asıl odağının mikro ölçekte insan psikolojisi, makro ölçekte de toplum bilimi, yani sosyoloji olduğu görülüyor. buna şuradan varıyoruz, baş karakterimiz emma'nın içsel karanlığı, o'nun sırf havalı (cool) görünmek adına, ergenlikte planladığı okul baskınının yaratacağı devasa sosyolojik travmalar. filmin ilk zirve noktası olan restoran sahnesinde, emma'nın sarhoşken yaptığı itirafla ortaya çıkan bu tehlikeli gerçekle mücadele etmek, oldukça zorlu bir psikolojik harbin başlangıcı oluyor. geçmişinde kanlı bir okul baskını planlayan biriyle evlilik yolundayken, geri adım atıp nikahınızı iptal eder miydiniz? yönetmen tarafından bizlere sorulan, bu son derece bıçak sırtı soruya verilecek cevaplar, elbette filmin tartışmalı bir yapım haline gelmesini sağlayacaktır.

yönetmen borgli'nin hollywood'da kalıcı olmak ve gelecekte oscar kazanan bir sinemacı olmak istediği, bence apaçık bir gerçek. çünkü yönetmen bu filmde, aslında çürümüş amerika'yı da eleştiriyor. bu film net bir şekilde bir birleşik devletler eleştirisi. hem de bayağı ağır bir eleştiri. bildiğiniz üzere abd, düpedüz bir şiddet toplumu. her sene 20.000'in üzerinde insan cinayete kurban gidiyor. bunu 365'e böldüğünüzde çıkan rakam, günde ortalama 55 insanın hayatının başka biri tarafından sonlandırıldığını gösteriyor. işte bu bir abd gerçeği ve insanlar bununla yaşamaya alışmış. yönetmen de bunu çok iyi bildiği için, baş karakterinin geçmişindeki şiddet arzusunu, son derece doğal bir tonda bize aktarıyor. hatta "o'nunla empati kurun" diyor. bu baya tehlikeli bir istek ve buna cevap vermekte zorlanabilirsiniz. işte ben böyle bıçak sırtı işleri seviyorum, dolayısıyla filmin izleyicisine sordurduğu sorular bence kıymetli.


oyunculuklara gelirsek

potansiyel seri katille empati yapmakta, belki de haklı olarak zorlanan karakterdeki yorumuyla alana haim, oyunculuk gücüyle benden yüksek puan aldı. pek de güzel olmayan ve pablo picasso tablolarındaki asimetrik suratlı kadınlara benzeyen oyuncunun dezavantajını, son derece hümanist tonda yakaladığı yorumuyla başarıya çevirmesini alkışlıyorum. ayrıca filmde zendaya ve robert pattinson'ın performansları da gayet iyi. bunu, aslında kimyalarına ikna olmadığımı düşündüğüm halde söylüyorum. sanırım ikilinin ilk ve son romantik komedisi, her şeye rağmen bu film olacak. en son lanthimos'un kinds of kindness'ında izlediğim mamoudou athie ise, sanırım yönetmenlerin konfor alanı gibi bir oyuncu. kendisinden yine tertemiz bir oyunculuk izledik.

burada bir parantez de hailey gates için açayım. oyuncunun filmdeki sahnelerini izlerken, sanki emma stone'a kötü bir makyaj yapılmış ve dişleri de kasıtlı olarak çirkin gösterilmiş gibi geldi. adeta stone, poor things setinden fırlamış da, bu filmin setine konuk oyuncu olarak girmiş gibiydi. hatta bir sahnesindeki hareketi o kadar komik ve poor things-variydi ki, gülmekten kendimi alamadım. (evet, o malum sahne :))

filme yapacağım olumsuz eleştiriler ise şöyle

en başta bu film maalesef çok proje proje. yani filmin sinema ruhu taşıdığını söylemek pek de kolay değil. daha çok, sinema tv'de 3. sınıfta okuyan bir öğrencinin, dönem projesi gibi. bir yanıyla da online platform filmlerine göz kırpıyor. dolayısıyla filmde sinema ruhu biraz eksik kalmış. kanımca filmin en büyük sorunu bu. aslında bu haliyle film, gelecekte sinemada iz bırakacak bir yapım olma şansını da kaçırmış görünüyor. yönetmen filmiyle pek ala bunu başarabilecek potansiyele sahipken, yanlış tercihleri filmin ligini daha alt seviyeye düşürmüş.

yemek sahnesindeki itiraf ve filmin sonuna kadar, hikayenin tamamen buraya çıpalanması, eserin değerini sorgulamanıza yol açıyor. çünkü film sizi farklı veya alternatif yollara sokmuyor. bu hali, filmin tekdüze olmasıyla sonuçlanıyor. dolayısıyla filmdeki hikaye aks sayısının azlığı, sizi sanki bir tv filmi ya da uzun bir dizi izliyor havasına sokuyor. katmanlı ve sofistike hikayeler talep eden, şimdiki zamanın izleyicisini film, bu haliyle tam olarak doyuramıyor.

bunun yanı sıra, yönetmenin filmin kurgusunda yaptığı numaralar, önceki filmlerinde olduğu gibi yine sırıtıyor ve izleyiciyi yoruyor. filmin 105 dakika olduğunu görünce sevinmiştim. malum, bu ara iki buçuk saatin altında film bulmakta zorlanıyoruz. yine de film, upuzun diyalogları ve poliloglarıyla bazı sahnelerinde sabrınızı sınayabiliyor. borgli'nin hikaye anlatımındaki esleri, beni yine hiç cezbetmedi.

Spoiler bitti.


the drama, yönetmenin 2017 tarihli tv filmini saymazsak, üçüncü uzun metraj filmi ve bence ilgiye değer bir yapım. filmi genel anlamda beğenen biri olarak, yine de önümüzdeki seneki oscar yarışında olmayacağını düşünüyorum. çünkü 2026'nın daha parlak geçmesini ve the drama'dan daha iyi, en az 10 film izlemiş olmayı diliyorum. eğer bunun tersi olur ve film adaylık alırsa, gerçekten sinema adına son derece vasat bir yıl geçirmişiz demektir. yani "yandı gülüm keten helva!"

filmi sinemada izleyip izlememe hususunda tavsiyeye gelince, bu film sinemada izlemenizin gerek olmadığı bir yapım. bununla beraber, eğer çift olarak gidecekseniz, ayrıca sinemalarımızda indirimli biletlerin satıldığı, çarşamba gününe partnerinizle denk getirirseniz, elbette filme bir şans verebilirsiniz. ekonomi hepimiz için önemli.

norveçli yönetmen kristoffer borgli, yeni filmiyle daha sığ sulardan, daha derin sulara açılmaya gayret ediyor. bunu ne kadar başardığı tartışma konusu olsa da, buna dair cüreti ve kendinden konuşturmayı bir şekilde başarması sebebiyle, bence şimdilik kariyerinin en etkili filmini yapmış. gelecekte "kariyer filmi" etiketini, gözümüz kapalı vereceğimiz bir film mutlaka çekecektir. şimdilik bu filmle idare edeceğiz. saygılar.

letterboxd puanı: 3/5 (link)