Yaşama Dünya Gibi Başlayan Mars Nasıl Kızıl ve Çorak Bir Gezegen Haline Geldi?

Milyarlarca yıl önce Mars; okyanusları, nehirleri ve kalın atmosferiyle Dünya’ya şaşırtıcı derecede benziyordu. Bugün ise yüzeyi toz fırtınalarıyla dövülen, suyunu ve atmosferini büyük ölçüde kaybetmiş çorak bir gezegen.
Yaşama Dünya Gibi Başlayan Mars Nasıl Kızıl ve Çorak Bir Gezegen Haline Geldi?

"milyarlarca yıl önce mars, tıpkı dünya gibiydi. su dolu okyanusları olan, kalın atmosferli bir dünyaydı. bugün o dünya artık yok. dünya dallanıp budaklanırken mars öldü. bu iki dünyanın kaderlerinin farklı olma nedeni, daha yeni yeni çözmeye başladığımız bir gizem."

bu sözler ingiltere'nin rockstar lakaplı (kendisi ayrıca müzisyendir) fizikçisi prof. brian cox'a ait. cox, bbc earth kanalındaki the planets belgesel serisinde gezegenler ve güneş sistemimize dair güncel bilgileri izleyicisiyle buluşturmuştu son olarak. bu entry'de yeralan, ufkunuzu açacağını düşündüğüm bazı bilgileri de bu seriden derlemeye çalıştım. mars'ın çorak, üzerinde günlerce devam eden toz fırtınaları kopan, bildiğimiz yaşam formlarına fırsat tanımayan bir gezegene neden ve nasıl dönüştüğü bilgisi gökyüzü meraklıları için burada...

mars'a ilk yolculuk 1964'te mariner 4 ile yapıldı ve mariner 5, viking 1 ve 2, curiosity, opportunity ve arkasından perseverance (taşıdığı ingenuity hava aracı ile birlikte) keşif sondaları ve robotları ile devam etti bildiğiniz gibi. bütün bu ziyaretlerin amacı, gezegenin geçmişini, yapısını öğrenme isteği olduğu kadar, gelecekte insanlı ilk uçuşu gerçekleştirmek ve gezegene ayak basmaktı. (bilim dünyasında bunun bir de kısa ismi bulunuyor; mars one project.)


bu keşif ziyaretleri sırasında mars yüzeyi detaylı bir şekilde haritalandırıldı, yüzey örnekleri alındı, günlerce süren ve gezegeni esir alan toz fırtınaları gibi ekstrem olaylar izlendi. ve böylece gezegenin geçmişi üzerine isabetli yorumlar yapılmaya başlandı.

"mars'ın haritaları öykü kitapları gibidir. gezegenin yüzeyine yazılmış tarihini okuyabilirsiniz çünkü milyarlarca yıldır resmen hiç erozyon olmadı. yani dört milyar yıl önceki olayların izleri dahi bugün hala görülebilir." diyor prof. brian cox.

(burada bir es vererek ufak bir not eklemek istiyorum; mars'ın keşfi sırasında kutup bölgelerinde mevsim değişikliklerinde çığ düşmesi gibi olaylara tanık olduk. gezegende çeşitli sismik aktiviteler de kayıtlara geçti. fakat bu tür değişiklikler genel olarak mars'ın yüzeyini değiştirmekte kısıtlı hareketler olarak kaldı.)


gezegenin haritalandırması sırasında, hellas planitia çarpma havzası ve bu çarpma havzasının hemen kenarında bulunan noachis terra adlı iki bölge bilim insanlarının hemen dikkatini çekti. bu bölgeler gezegenin geçmişine ilişkin işaretleri saklıyor olabilirdi.

özellikle keşif aracı curiosity'nin yaptığı detaylı yüzey analizlerini ve çektiği fotoğrafları inceleyen astrojeolog ve biyologlar, noachis terra'nın geçmişte su ile (nehirler ve göller) şekillendirilmiş olduğunu kanıtlayan birçok görüntüye denk geldi ve mars'ın suyla dolu geçmişine ilişkin ilk varsayımlar da böyle oluşmaya başladı. günümüzde ise bu düşünceler birer varsayımdan çıkıp, çeşitli akademik araştırmalarla desteklenen teoriler haline geldi. buna göre mars milyonlarca yıl boyunca su ile kaplıydı; prof. cox'un deyişiyle gezegen kızıl değil neredeyse maviydi.

peki ne oldu da gezegendeki su (ve canlılığa giden karmaşık yol) yok oldu?

bilim insanlarının en kuvvetli tahminine göre, başta çarpma havzası hellas planitia olmak üzere gezegenin tamamına yaklaşık 4 milyar yıl önce güneş sisteminin dış kısmından gelen yüzlerce asteroid çarptı. bu varsayıma göre, o dönem yeni yeni oluşmaya başlayan kaos içindeki güneş sistemi'nde neptün, sistemin dışına doğru hareket ediyordu ve bulunduğu yerdeki birçok asteroidi harekete geçirdi(bir başka deyişle kütle çekim etkisiyle güneş sistemi'nin içine fırlattı) ve o dönem dünyamız da dahil olmak üzere tüm gezegenler bu çarpışmalardan nasibini aldı. yine bilim insanlarının yaptığı bir çalışmaya göre, o dönemde mars'a metrekare başına 53 ton kaya düştü. mars, yüzeyinin üçte birinden fazlasını kaybederken, ölü bir gezegen olma yolunda ilk adımını da böylece atmış oluyordu.

bu gelişmeler olurken dünya'dan çok daha küçük boyutta olan mars'ın çekirdeği beklenenden daha hızla soğudu ve dinamo etkisini kaybetmeye başladı. çekirdekteki bu değişim gezegenin koruyucu atmosferini yok etmeye başladı. ve böylece yüzeyi neredeyse soyulan mars, güneş'in yaydığı yüklü parçacıklara karşı daha da korunmasız kaldı.

bu noktada bir açıklama yapmak gerekiyor; bizleri güneş'in zararlı etkisinden koruyan şey atmosferimizdir ve atmosferimizin kökü de çekirdeğimizde saklıdır. çekirdeğimiz bir tür dinamo etkisi yaratarak manyetik alan oluşturur ve bu alan atmosferimizi uçup gitmekten alıkoyarken bir koruyucu kalkan görevi de görür. bu etkinin görünür işareti için bakınız; kuzey ışıkları.


anlayacağınız, milyarlarca yıl önce mars tıpkı dünya gibi güneş'in zararlı etkilerinden atmosferi ile bu şekilde korunuyordu. atmosferi güneşin insafına kalan, yüzeyinin çoğunu asteroid çarpması sonucu kaybeden gezegende su yavaş yavaş buharlaştı(burada bildiğiniz buharlaşmadan bahsetmiyorum, su atmosferden uzaya kaçıyordu), yüzeyde tutunabilen su ise donmaya ya da yüzeyin altına inmeye başladı. böylece milyarlarca yıllık dönüşümden sonra mars, aslında dünya'nın bir ikizi olabilecekken, yüzeyinde su olsa dahi hayatı destekleyecek kalın atmosferden yoksun, bildiğimiz manada canlılığa kapısını kapatmış kızıl ve çorak halini aldı. yıllarca süren keşif görevleri sayesinde mars ve güneş sistemimizin geçmişine dair elde ettiğimiz bu bilgiler de, cosmos'u anlamamızda minik ama anlamlı adımlardan biri oldu.