X Yaptım, O Zaman Y Yapmaya da Hakkım Var Demenin Vicdani Hali: Moral Licensing

Öncesindeki bazı davranışlarımız nedeniyle vicdanımızı rahatlatma işine moral licensing deniyor. Peki ama nasıl yapıyoruz bunu? Detaylara inelim.
X Yaptım, O Zaman Y Yapmaya da Hakkım Var Demenin Vicdani Hali: Moral Licensing

sabah 5'te uyanıp 8 km koştun. akabinde sağlıklı bir kahvaltı yaptın. bütün gün tertemiz beslendin. akşam oldu; en sevdiğin diziyi izlerken, koca bir paket cipsi afiyetle mideye indirdin. yanında da buz gibi kola... içindeki ses neden susuyor dersin?

ihtiyaç sahibi birine yardım ettin ya da. vicdanın çok rahat, kendini çok iyi hissediyorsun. akşam trafiğindesin, eve dönüyorsun. uyanıklık yapayım derken önüne kırdığın, az daha arabasına çarpacağın adama yok yere bağırıp, içinden "ne vardı yani yer verseydi? ben iyi biriyim, o hak etti." demeyi, kendine nasıl hak görüyorsun sence?

cevap: moral licensing / ahlaki lisanslama.

ama gel biz buna "vicdanı önceden satın alma" diyelim. daha akılda kalıcı sanki. iyi bir davranışın ardından, kötü bir davranışı kendine hak görme ve vicdanı önceden rahatlatma mekanizması bu.

zihnin bir pusula olduğunu ve bizi sürekli doğruya götüreceğini düşünürüz öyle değil mi? ama maalesef o kadar da lineer çalışmıyor. zihnimizde hayali bir terazi varmış gibi davranıyoruz. bir tarafa iyi, doğru, etik ya da faydalı bir davranış koyduğumuzda, diğer tarafa fark etmeden küçük bir hata yapabilme kredisi koyuyoruz. sanki zihnimiz; "bugün çok iyiyim, biraz şımarmaya hakkım var." diyor da küçük bir muafiyet uyguluyor gibi. ya da "ben zaten iyi biriyim." düşüncesiyle o anki davranışı sorgulamaya gerek bile duymuyor.

hayatımızın her anında bolca örneği var bu durumun

mesela, çok önemli bir projede birine yardım ettiğimizde, bir sonraki toplantıda başka birine kaba davranmayı kendimize hak görebiliyoruz. "diğerine yardım etmiştim, demek ki ben iyi bir insanım. şu an böyle davranıyorsam, bunu o hak etmiştir." diyoruz içten içe. sanki o nezaket, sonraki toplantıdaki kabalığın önceden ödenmiş kefaretiymiş gibi.

bu mekanizma sadece bir bahane üretme hâli değil, aynı zamanda kendilik algımızı koruma biçimidir. kişi, kendini her zaman iyi, haklı, doğru görmek ister. kim kendi hikâyesinde kötü karakter olmak ister ki? bu iyi imajı sürdürebilmek için de, zihin kişinin yaptığı olumlu davranışları referans alır. ardından gelen küçük sapmaları da, bu referansla yumuşatır.

peki ama neden yapıyoruz bunu? çünkü sürekli doğru olmak ciddi bir öz-denetim gerektirir. zihinsel enerji sınırlıdır ve insan zaman zaman gevşemek ister. ama o "iyi insan" imajından da vazgeçmek istemiyoruz... işte bu kredi sistemi, hem ufak kaçamaklara (hata yapmamıza) hem de kendimizle barışık kalmamıza izin veriyor.

ama şu bir gerçek ki: iyilik, biriktirilip harcanabilecek bir şey değildir

sabahki nezaketimiz, akşamki kabalığımızı silmez. haklı çıkarmaz. dengelemez. her an, bir öncekinden etkilenebilir ama onun tarafından aklanmaz.