Türklerde Kibar İnsan, Neden Avrupa'dakinden Farklı Olarak Genelde Zayıf Görülür?
türklerin kibar insanı ezme huyu
“o zaman nazik insan da kendini ezdirmesin.”
gelin, bu basit gibi görünen cümlenin aslında neden bu kadar haklı bir talep olduğunu biraz konuşalım.
öncelikle nazik olmak kolaydır. zor olan çatışmaya girmektir. nazik davranış kısa vadede sosyal gerilimi düşürür anlık ödülü yüksektir, ancak uzun vadede sorunları erteleyerek büyütür.
bu, literatürde “short-term relief – long-term cost” olarak geçer. insanlar çatışmadan kaçtıklarında stres azalıyor gibi hisseder.ancak kaçınılan her çatışma, duygusal borç yaratır. bu borç birikir ve patlayıcı biçimde geri döner. amerikada eline pompalı tüfek alıp markette rastgele ateş eden insanların geçtiği aşamada tam olarak budur.
nazik dil bu konu benim için hayati değil, direnç göstermeyeceğim sinyali verir aynı zamanda tereddütlü, yumuşak tonlu, geri çekilmeye açıktır. bunun sebebi çoğu zaman çocukken özgüveninin baskılanmasından kaynaklanır ancak şu an konu bu değil. kaba kişi ise net, bedensel olarak önde, vücut dili savaşa hazırdır. bu nazik kişide tehdit yaratır be hayatta kalma içgüdüsü devreye girer; “savaş ya da kaç”
şimdi kibarlık/nezaket psikolojisini tanımladıktan sonra; gelelim türk insanı üzerinden sosyolojik tespitine
türkiye'de kibarlık çoğu zaman bir erdem olarak değil, dirençsizlik göstergesi olarak okunur. gündelik hayatta kibar davranan birey, toplumsal bilinçdışında “hak iddia etmeyen”, “itiraz etmeyecek” ve “sınır koymayacak” biri olarak kodlanır.
türk toplumunun ilişkisel yapısı, büyük ölçüde resmî kurallardan ziyade güç sinyallerine dayanır. sıra, trafik, hizmet alma ya da söz hakkı gibi alanlarda haklılık soyut bir ilke olmaktan çıkar; yerini cüret, ses yüksekliği ve bedensel alan işgali alır. bu bağlamda kibar insan, görünmezleşir.
kibar insanın ezilmesi aynı zamanda kolektif seyirci davranışıyla da beslenir. toplum, kaba davrananı ayıplamak yerine, sessiz kalan kibarı “zayıf” bulur. müdahale etmez. böylece kabalık, bireysel bir sapma olmaktan çıkar; toplumsal olarak tolere edilen, hatta dolaylı biçimde teşvik edilen bir norm halini alır.
olaya genetik açıdan bakacak olursak
orta asya kökenli toplumsal yapı; göçebe, sert coğrafyada hayatta kalmayı merkeze alan bir zihniyet üretmiştir. bu zihniyette esas olan, niyetin açık olması, kararlılığın gösterilmesi ve tereddütsüzlüktür. güç, gizlenmez; doğrudan sergilenir. bu nedenle yumuşaklık, tarihsel olarak bir erdemden çok zayıflık emaresi olarak okunmuştur. bu, genetik değil; hayatta kalma koşullarının şekillendirdiği davranış repertuarıdır.
buna karşılık avrupa'da nezaket; aristokrasi, saray kültürü ve güçlü kurumlar etrafında gelişmiştir. nezaket, bireylerin birbirini ezmemesini sağlamak için değil; çatışmayı görünmez kılarak düzeni korumak için inşa edilmiştir. orada nazik dil, güçsüzlüğün değil; kurallara güvenin işaretidir. çünkü nezaketin arkasında işler bir hukuk, öngörülebilir bir sistem ve yaptırım vardır.
türkiye'de sorun tam olarak burada başlar
avrupa'dan alınan nezaket dili, aynı kurumsal zemini bulamaz. kibar davranan birey, bu dili kuralların işleyeceği varsayımıyla kullanır. ancak karşısındaki, tarihsel refleksle şunu okur:
“bu kişi güç göstermiyor.”
orta asya kökenli toplumsal yapı; göçebe, sert coğrafyada hayatta kalmayı merkeze alan bir zihniyet üretmiştir. bu zihniyette esas olan, niyetin açık olması, kararlılığın gösterilmesi ve tereddütsüzlüktür. güç, gizlenmez; doğrudan sergilenir.
bu noktada nezaketin ya da kibarlığın kime ve nasıl gösterildiği belirleyici hale gelir. en basitinden bir şey sipariş ederken ya da bir resmî kuruma girdiğinizde; ses tonunuz, beden diliniz ve kullandığınız dil, nasıl algılanacağınızı doğrudan belirler.
sezercik gibi “bir adana alabilir miyim amca?” demekle,“bir adana istiyorum.” demek arasındaki fark tam olarak buradadır.
aynı şekilde, mesela tapu dairesine gittiğinizde suratsız memurla konuşurken “veraset ilânım yanımda, tapu kayıtlarını görmek istiyorum.” cümlesi; gereksiz nezaket barındırmayan, net ve özgüvenli bir duruş sergiler. karşı tarafın sizdeki algısı değişir ve gereksiz uzatma yerine işinizi hızlıca çözme ihtimali artar. çatışmaya girmesi halinde çatışmadan kaçmayın/ bugüne kadar kaçındıysanız bir deneyin, tartışın hakkınızı arayın.