Türkiye'de Motorsiklet Kazası Artışlarının Alternatif Bir Sosyolojik Analizi

Türkiye'deki motor kazaları basit birer dikkatsizliğin değil de, sosyolojik olarak daha derin sebeplerin bir sonucu olabilir mi?
Türkiye'de Motorsiklet Kazası Artışlarının Alternatif Bir Sosyolojik Analizi

türkiye'de son yıllarda motosiklet kazalarındaki dramatik artış, sadece bir "trafik sorunu" değil; ülkenin değişen ekonomik yapısının, sosyal modellerinin ve sınıfsal tercihlerinin trajik bir yansıması:

türkiye’nin bugünkü sosyo-ekonomik ikliminde gençler için motosiklet, sadece iki tekerlekli bir ulaşım aracı değil; sıkışmışlık hissinin, sınıfsal öfkenin ve "görünür olma" arzusunun patlama noktası. gençlik, içine düşürüldüğü ekonomik dar boğaz ve gelecek kaygısı sarmalında, kendi varoluşunu kanıtlayabileceği en ucuz ama en tehlikeli yola itiliyor.

geleceksizlik ve "anda yaşama" mecburiyeti ile gelen bu devasa sıkışmışlık duygusu içinde, ekonomik imkansızlıkların bir araba sahibi olmayı imkansız kıldığı bir düzende, gençlik "gelecek tasarrufu" yapma motivasyonunu da kaybediyor.

on yıl çalışsa da derli toplu bir otomobil alamayacağını bilen bir genç, elindeki üç kuruşla en yüksek cc’li, en gürültülü motoru alarak bir ikinci mevki "statü" satın alıyor. dahası gelecek beklentisi olmayan biri için ölüm riski, "anlık haz" karşısında önemsizleşiyor. kazaların, bu umutsuzluğun, bu enerjisini akıtacak mecralardan, hayata dair projelerden yoksunluğun, hem paraca hem de fikirce yoksullaşmanın fiziksel bir sonucu.

ana akım medya, hem de sosyal mecrayı geçtim ve kendisini bilge kişi gibi gören ve gösteren liderlerin ağzında bile yasa dışılığın "estetik" bir başkaldırı olarak tanımlanmasıyla ortaya çıkan toplumsal çılgınlığın motosiklet tutkusuna yansıması şaşırtıcı mı? bu sosyal atmosferin etkisi, genci her türlü kuralları çiğnemeye iterken, motosiklet, doğası gereği kuralların etrafından dolanmaya müsait bir araç. öte yandan bu, sadece cezadan kaçmak değil; devletin denetim mekanizmasına karşı bilinçsiz bir "sivil itaatsizlik" gösterisi.

bütün bunlara trafik kurallarını ihlal etmenin getirdiği, "kuralların üzerinde" olduğu illüzyonunu da eklemek lazım. bu artık, toplumda bulamadığı gücü trafikte zorbalıkla geri alma çabası, hayatın her alanında "sıradan" ve "etkisiz" kılınmış ve dahası embesilleştirilmiş bir gençliğin, kaskı taktığı ve motorun sesini yükselttiği an yaşadığı bir hiper gerçeklik hali.

artık motoru, onun sosyal hayattaki zayıf karakterinin yerini alan güçlü bir avatara dönüşmüştür. o artık "asgari ücretli bir çalışan", geleceği elinden alınmış, işverenin zorbalığına teslim yaşayan biri değil, "virajın hakimi" veya "otobanın asisidir. motorun markası, rengi ve hatta montun, kaskın deseni; bir cv’den veya diploma derecesinden çok daha hızlı bir şekilde "saygı" devşirmesini sağlar. bu, emeğin yerini imajın aldığı postmodern bağımlılıklar çağının bir simgesi.


üstüne bir de sosyal medya, tiktok etkisinin, bu tehlikeli akımı bir "yaşam stili" olarak pazarlayarak gençleri vahşi bir arenaya sürdüğü sosyal mecra gladyatörlüğünü ekleyelim. 200 km üstü "makaslar", "teker yapmalar", hayatını hiçe sayarak 20-30sn'lik videoyla dijital dünyada "takdir" toplama çabası...

dahası kaza yaparak hayatını kaybedenlerin ardından paylaşılan "cennete sürdü" temalı içerikler, ölümü trajik olmaktan çıkarıp epik bir finale dönüştürüyor. ölümün bu şekilde romantize edilmesi, kazayı korkutucu değil, "göze alınabilir bir bedel" gibi gösteriyor. ve sonuç, bir ulaşım aracının çoğunlukla kullananın elinde patlayan bir "silah" haline gelmesi oluyor.

türkiye'de bugün motosiklet; artık, bir ulaşım değil, sınıf atlama veya bir kimlik yaratma aracıdır. gençler, sistemin onlara vermediği saygınlığı ve heyecanı, kural tanımayan bir sürüş tarzında ararken; aslında sistemin onlara kurduğu en büyük tuzağa, yani "kendi hayatlarını bir imaja feda etme" tuzağına düşüyorlar.

türkiye'deki motosiklet artışı, sadece bir ulaşım tercihi değil; aynı zamanda bir "yeni nesil kabadayılık" veya "modern akıncı" imgesi üzerinden şekilleniyor. türkiye sosyolojisinde "altındaki araç", oldum olası kişinin toplumsal statüsünü ve gücünü temsil ediyor. eskiden "altında siyah bir mercedes" olması güç gösterisiyken, şimdi yüksek cc'li, gürültülü ve agresif görünümlü bir motosiklet, bu gücün "hızlı ve öfkeli" versiyonuna dönüşmüş durumda.

üstelik motosiklet de çakarlı mercedes gibi, trafikteki kuralları (şerit çizgileri, hız sınırları) hiçe sayabilme özgürlüğü tanıdığı için, bireye sahte bir "kanun üstü" olma hissi veriyor.

özellikle sosyal medyada "yol verme kavgası" videolarının bu kadar izlenmesi tesadüf değil. kurtlar vadisi tarzı maçoluk ve dokunulmazlık, racon kültürü ile beslenen postmodern motorcu, kaskının ve zırhının verdiği anonimlikle, trafikteki diğer aktörlere karşı "ayar veren", racon kesen bir polat alemdar figürüne bürünüyor.

yeni nesil motorcu için en büyük referans noktası artık sürüş okulları değil, instagram ve tiktok fenomenleri. "300 km/s ile gitmek" bir yetenek değil, bir intihar girişimi olsa da; dijital mecralarda bu, bir "cesaret testi" ve "erkeklik kanıtı" olarak pazarlanıyor.

evet, motosiklet, doğası gereği bir "özgürlük" sembolü, ancak türkiye'deki sosyo-ekonomik sıkışmışlık içinde bu özgürlük, bir "sistem dışı" olma illüzyonu yaratıyor ve "sisteme başkaldırı" ile karıştırılıyor.

uzun lafın kısası, türkiye'deki motosiklet kazaları; medyadan beslenen hastalıklı bir maço kültürü ile postmodern tüketimin birleştiği noktada patlak veriyor. motosiklet bir ulaşım aracı olmaktan çıkıp, bireyin "ben buradayım, güçlüyüm ve kimseden korkmuyorum" demekte kullandığı bir silaha dönüşünce, kaza kaçınılmaz oluyor. motosiklet kullanmak artık bir "teknik beceri" değil, bir "karakter sergileme" biçimi olarak görülüyor. maçoluk ne kadar artarsa, güvenlik o kadar azalıyor.

"motorcu tayfası" içinde kabul görmek için yapılan en tehlikeli hareketler bireysel sürüş becerisinden ziyade grubun "en cesuru" olma rekabetine dayanıyor. bu rekabetin sonu ise genellikle virajı alamamakla bitiyor.

İstatistik kaynağı