Tiner, Bali ve Çakmak Gazı Gibi Uçucu Maddeler Beyni Nasıl Çökertiyor?
tiner, basitçe özellikle boya ve benzeri malzemeleri inceltmek akışkan hale getirmek için kullanılan kimyasal karışımlara verilen bir ad. tinerin içinde toluene de başta olmak üzere farklı solventler ve hidrokarbonlar bulunur. bu kimyasalların çoğu ise oda sıcaklığında buharlaşır. sanırım bu madde grubunun psikoaktif bağlamda türkçeye çevirisi direkt 'solunanlar' olurdu. kısacası uçucu maddelerden bahsediyoruz. adı üstünde, bu madde grubundaki maddeler solunarak psikoaktif etkilerini gösterirler.
e peki sigara da bir 'solunan' olmuyor mu? hayır - sigara combusted yani yakılarak dumanı solunan bir madde. bunlarda ise her zaman bir tür kimyasal oda sıcaklığı koşullarında buhar, gaz halinde veya sıkıştırılmış gaz halinde solunuyor.
solunanlar kelimesi bana biraz garip kaçtığından genel olarak inhalantları kullanacağım. öncelikle şunu söyleyelim: tıbbi inhalantlar dışında (nitritler ve no) (bkz: nitrous oxide) (bkz: no2) (bkz: gülme gazı) belki (bkz: poppers) (evet, bunlar için de ayrı bir şeyler yazmalıyız tabii.) dışında hepsi toksiktir. bu toksik inhalantları daha çok tiner, (bkz: bali) veya (bkz: çakmak gazı) olarak bilirsiniz.
açık konuşacağım, ben bunlardan psikoaktif madde diye bahsetmeyi bile doğru bulmuyorum çünkü bunların yaşattığı psikoaktif etki diye bahsedilen etki aslında merkezi sinir sistemlerine ve organlara yaptığı hasarın ta kendisidir!
evet, yanlış duymadınız. merkezi sinir sistemine verilen kalıcı hasarı bir kafa olarak tanımlıyorsak, evet bunlar 'kafa' yapar, nasıl ateşiniz 40 dereceye çıktığında halüsinasyon görmeye başlamanızla 'kafa' yaşıyor iseniz veya bir kafa travmasından sonra 'kafa' yaşıyor iseniz, toksik inhalantlar da öyle 'kafa' yaşatırlar. evet, uranyum içtikten sonra içiniz kıpır kıpır oluyorsa ve buna psikoaktif diyecek isek, uranyum da kafa yapıcı bir psikoaktiftir! ancak ülkemizde vahim ve trajik kullanılma oranları ve bilgisizlikten ötürü haklarında yazmak lazımdı.
yani bu şu da demektir: inhalantların güvenli bir dozu da yoktur, güvenli bir kullanım sıklığı da, hasar azaltmaya dair yapılabilecek en iyi yöntem uzak durmaktır. çünkü inhalantlar tek bir seferlik kullanımda dahi ölüme yol açabilen nadir maddelerdendir.
toksik inhalantların her türlüsünden, her dozuna, 7den 70ine her türlü koşulda uzak durulmalıdır.
konu tiner olunca genelde bir tür beze peçeteye sürülüp solduğunu gözlemleriz, tiner, bali , bu maddelerde toluene, hidrokarbonlar ve farklı solvent karışımları vardır. tiner oda sıcaklığında direkt buhar haline geçen yapısı ile içindeki belli belirsiz bu karışım ilk ve tek kullanımda merkezi sinir sisteminde sayısız açıdan geri döndürülemez hasara sebep olur.
yine de size ve çevrenizdekilere bu konularda farkındalık yaratabilmeniz ve alabileceğiniz önlemlerinizi hesaplayabilmeniz adına şunlardan bahsetmek isterim:
genellikle kişinin ne kadar az hasar alacağını belirleyen en önemli şeylerden birisi bu konuda yaşı, kullanım esnasındaki uykusuzluk seviyesi, vücudundaki bazı vitamin ve minerallerin seviyesi (toksik inhalantların verdiği hasarı minimize etmeleri açısından) önceden sigara kullanmıyor olması gibi faktörler hasardan korumaz sadece ölüm ile yaşam arasındaki rus ruleti kurşunlarının sayısını azaltabilir.
en iyi ihtimalle az bir doz solunmuştur ve oksijen seviyesinin de azalması ile beraber bir sersemlik hali yaşanır, bu genelde kullanıcıları daha yüksek dozlara teşvik eden sıkıntılı eşiklerden biridir.
daha yüksek dozlarda ise closed-eye visuals yani gözler kapalıyken görülen halüsinasyonlar (bkz: cev) ve open-eye visuals yani gözler açıkken görülen halüsinasyonlar (bkz: oev) ler deneminlenmeye başlanır. bunlardan psikedeliklerde de bahsedeceğiz ancak bu cev ve oev'ler in temaları inhalanttan inhalanta değişmekle birlikte psikedeliklere kıyasla biraz daha kaotik bir tema izler. mesela biraz daha salvia divinorum tarzında takip edilmesi zor, beklenmedik halüsinasyonlar söz konusudur.
bu halüsinasyonların sebebi en başta da belirttiğim gibi direkt merkezi sinir sistemine olan hasarın bir yan etkisidir.
çakmak gazında ise bu sefer direkt bir basınçlı gazın - çoğu zaman bütan ve propanın solunmasından bahsediyoruz. bu çok, çok daha riskli bir durumdur ve ani ölüm riski, solunum yolu depresyonu riski daha fazladır. kalp ritim bozuklukları çakmak gazı ile daha fazla deneyimlenir.
tiner kalıcı beyin hasarına daha fazla risk barındırırken çakmak gazı kalp için daha tehlikelidir.
çakmak gazının düzenli kullanımında objektif ve arkası dolu bir tolerans, bağmılılık çalışması bulmak oldukça zor çünkü bunu yapmak ne etik olurdu (bu insanlar acil tıbbi müdaheleye ihtiyacı olan ve kullanmaya devam etmelerine izin verilmemesi gereken kişiler) ancak toluene içeren tiner, bali varyasyonlarının bir tolerans yapabildiğini biliyoruz, yani kullandıkça daha fazlasına ihtiyacı olduğunu hissedebiliyor kullanıcı.
ancak burada konu gerçekten tolerans oluşması mı yoksa inhalantın daha da nüfuz edip harap edebileceği bir merkezi sinir sistemi kalmamasından ötürü müdür? tartışılır.
bu bireylerin ilk ve en önemli yapması gereken şeylerden birisi, bu alışkanlıklarını kesmektir, gerekirse başka bir şey ile. ancak hiç değilse vücutlarındaki elektrolitlerin yeterli miktarda olması, sinir sistemini koruyucu (epa, dpa oranı yüksek balık yağları gibi) takviyeler almaları ve onları acil bir durumda acil sağlık hizmetlerine ulaştırablecek birilerinin yanında olmaları 'kendileri için' olabilecek en iyi şeylerden biri.
bu illetten kurtulanlar ne yapabilir?
öncelikle merkezi sinir sisteminizi iyileştirmekle başlayabilirsiniz. her gün benzer saatlerde uyuyup uyanmak, bol su tüketmek, balık yağı, pirasetam, düzenli spor (ve özellikle koşu), meditasyon (farkındalık meditasyonları), satranç, sudoku gibi gri maddeyi arttırıcı ve beyin gençliğini teşvik eden her türlü girişim yardımcı olacaktır.
b12 seviyelerinizi kontrol ettirmeniz fazlasıyla kritiktir. çoğu solvent ve inhalant b12 seviyelerini aniden tüketmesi ile bilinir.
ala, alcar gibi takviyelerin de nöroprotekti etkileri olduğu öne sürülür, minimal düzeylerde yardımcı olabilirler. kimyasal kaynaklı beyin hasarlarını geri çevirmekte ilginç bir aday (bkz: cerebrolysn) dir ancak bu konu gerçekten tartışmalıdır ve hala araştırma seviyesindedir.
bu tür bireylere derhal, kapsamlı ve multidisipliner bir yaklaşım ile önce yaşamlarını, sonra akıl sağlıklarını sonra da topluma entegrasyonlarını sağlamak kritiktir.
işin bir hayli trajik ve üzücü bir kısmı şu ki, bu bahsettiğim korunma ve iyileşme mekanizmalarına çoğu bu durumdaki kişilerin ne erişebilecek bir çevresi kalmıştır, ne kendileri doğru yerlerde bunları araştırabilir
ve belki de en kötüsü: çileyle sararıp solan bu gözler tünelin sonundaki beyaz ışığı aramazlar, varsa da... yoksa da.