Till Lindemann'ın, Şarkılarına Olduğu Gibi Yansıyan Tekinsiz Çocukluğu ve Yaşadıkları

Alman metal grubu Rammstein'ın solisti Lindemann'ın röntgenini çeken bir yazı.
Till Lindemann'ın, Şarkılarına Olduğu Gibi Yansıyan Tekinsiz Çocukluğu ve Yaşadıkları

rammstein'i yıllardır çok severek dinlerim. ama garip bir şekilde, özellikle (bkz: till lindemann)'ın imajına yapışan karanlık etiketler yüzünden zaman zaman “bu adamı nasıl dinlersin” tarzında anlamsız eleştirilerle de karşılaşıyordum.

bu sabah günlerdir yaptığım gibi (bkz: spieluhr)'u dinlerken aynı mesele aklıma geldi. şarkının içindeki çocuk vokalleri ve tekinsiz atmosfer zaten az çok ne anlattığını hissettiyor ama sözlerin içeriğini inceleyince bunun bilinçli bir karanlık çocukluk anlatısı olduğunu daha net fark ettim. bunun üzerine ilk kez oturup sözlerin yazarı da olan till lindemann hakkında biraz araştırma yapmak istedim.

önce çocukluğuna baktım çünkü bence şarkı sözlerini anlamak için orası önemli bir yer.

annesi gazeteci, babası ise çocuk şiirleri yazan tanınmış bir şair. şarkı sözlerindeki edebi yoğunluk biraz da buradan geliyor sanırım. anne babası boşandıktan sonra babasının onunla çok ilgilenmediği söyleniyor. küçük yaşta yatılı spor okuluna gönderiliyor ve doğu almanya'nın sert, disiplinli atmosferinde büyüyor.

iki kızı ve bir torunu var. röportajlarında ilk kızını bir dönem tek başına büyüttüğünü anlatıyor. belki de kendi çocukluğunda eksik kalan şeyleri tekrar etmemeye çalıştı.

lindemann profesyonel müziğe de oldukça geç başlıyor. gençliğinde yüzücülük yapıyor, sonra farklı işlerde çalışıyor ve davul çalıyor. 1994 yılında richard kruspe'nin girişimiyle kurulan rammstein'ın solisti oluyor.

çocukluğuna bakınca şarkılarındaki o yoğun çocukluk travması hissi bana çok daha anlamlı gelmeye başladı

çünkü lindemann'ın yazdığı dünyada çocukluk neredeyse hiçbir zaman masum bir yer değil; daha çok korkulu, yalnız ve karanlık bir alan gibi anlatılıyor.

(bkz: mutter)'da aidiyetsizlik ve sevgisizlik hissi baştan sona hissediliyor.

(bkz: mein herz brennt) resmen bir çocuk kâbusu gibi ilerliyor. hatta bunun bana aşırı etkileyici gelen bir filmi hatırlattığını düşünüyorum: lilja 4-ever

(bkz: spieluhr)'da yanlışlıkla gömülen bir çocuk anlatılıyor.

(bkz: puppe) ise doğrudan psikolojik çöküş hissi veriyor.

üstelik bu sadece sözlerde değil; kliplerde de sürekli çocuk figürleri görüyoruz. özellikle (bkz: mein herz brennt) klibindeki çocuklar ve o karanlık yatakhane atmosferi hâlâ inanılmaz rahatsız edicidir.

sonra 2023 yılında gündem olan olaylara baktım ve asıl şaşırdığım noktaya orada geldim

çünkü internette yıllardır dolaşan anlatıyla resmî soruşturma dosyası arasında ciddi fark varmış.

2023 yılında shelby lynn isimli bir kadın, konser sonrası düzenlenen partilerde rahatsız edici deneyimler yaşadığını anlattıktan sonra olay kısa sürede büyüyor. sosyal medya birkaç gün içinde till lindemann'ı “predator”, “tecavüzcü”, hatta “pedofil” ilan etmeye başlıyor.

fakat soruşturma sürecinde olayın sosyal medyada anlatıldığı kadar net olmadığı görülüyor.

berlin savcılığı soruşturmayı;
cinsel suç şüphesi,
bilinç etkileyici madde verilmesi,
güç dengesinin kötüye kullanılması
iddiaları üzerinden yürütüyor.

daha sonra yayımlanan açıklamada ise:
reşit olmayan kişilerle ilgili suç unsuruna,
zorla cinsel ilişkiye,
uyuşturucu verilmesine dair yeterli kanıt bulunamadığı belirtiliyor.

kaynaklar: berlin savcılığı açıklaması / dw.com

yani internette kesin gerçek gibi anlatılan imaj ile resmî dosyada yazanlar arasında ciddi bir fark var.

bu durum bana biraz (bkz: michael jackson) meselesini de hatırlatıyor. onun hakkında da kısa zaman önce şunu yazmıştım:michael jackson

sonuçta gerçeğin tüm detaylarını hiçbirimiz tam olarak bilemeyiz. ama ortada kesinleşmiş bir suç yokken insanların böyle korkunç sıfatlarla damgalanması da bana doğru gelmiyor.

özellikle marjinal görünen, sert estetik kullanan ya da toplumun alışık olmadığı sanatçılar çok daha hızlı şekilde “tehlikeli” ilan ediliyor sanki.

oysa (bkz: andrei tarkovsky)'nin dediği gibi: “sanatçının var olabilmesi için özgür olması gerekir.”

çünkü sanat bazen rahatsız eder. bazen karanlık olur. bazen insanın en huzursuz taraflarına dokunur. ama yine de özgür kalmalıdır.

isteyen dinler istemeyen dinlemez, isteyen izler istemeyen izlemez. ama kesin olan şu; sanatı özgür bırakmak gerekir bence.

ve bütün bu tartışmaların dışında tek bir gerçek var: gerçekten çok iyi müzik yapıyorlar.

klipleri neredeyse kısa film gibi. özellikle (bkz: deutschland) başlı başına sinematik bir proje hissi veriyor.

sahneleri ise apayrı bir dünya; alevler, teatral atmosfer, endüstriyel distopya hissi… adamlar yıllardır konser değil, deneyim tasarlıyor sanki.

ve (bkz: mutter), hâlâ yazılmış en karanlık ve etkileyici metal albümlerinden biri bence. benim ise en sevdiğim albümleri…