Tam 12 Yıl Boyunca Yayınlanan The Walking Dead, Genel Olarak Nasıl Bir Diziydi?

2010-2022 arası yayınlanan diziye genel bir bakış.
Tam 12 Yıl Boyunca Yayınlanan The Walking Dead, Genel Olarak Nasıl Bir Diziydi?

the walking dead... aynı adlı çizgi romandan uyarlanmış, klasik bir zombi kıyameti dizisi gibi başlayıp zamanla insan doğası, güç ve iktidar ilişkileri üzerine evrilen bir anlatıdır; yazının kalanı tüm sezonlar için spoiler içerir.

başladığı günden itibaren takip edip 9. sezonu izlerken bırakmıştım; yıllar sonra binge şeklinde en baştan izledim diziyi. aradan geçen zaman hem diziyi hem izleyiciyi değiştirmiş, bu da özellikle 11. sezonu değerlendirirken ister istemez daha mesafeli ama daha adil bakmayı sağlıyor.

tonunu, temposunu, hatta türünü bile zaman içinde birkaç kez değiştirmiş bir dizi için “iyi bir final sezonu” yazmak neredeyse imkânsızdı. 11. sezon bunu mucizevi şekilde başaramıyor ama şunu da kabul etmek lazım: dizinin tamamına bakıldığında haksızlık da yapmıyor. bir zombi dizisi olmaktan ziyade, kişilerin aldıkları kararlar ve bu kararların bedelleri üzerine kurulmuş uzun soluklu bir karakter incelemesi demek bence daha doğru; ama tabii en iyisini uzmanları bilir.


the walking dead'i baştan sona tek bir bütün olarak izleyince, her dönemin aslında ayrı bir story arc ve ayrı bir soru taşıdığı çok net görülüyor

ilk dönem, rick'in hastanede uyanmasıyla başlayan “dünya gerçekten bitti mi?” şaşkınlığıydı. zombiler yeniydi, umut vardı, insanlar hâlâ eski dünyanın kurallarıyla düşünüyordu. kısa sürdü ama gerekliydi; çünkü neyi kaybettiğimizi göstermek zorundaydı.

çiftlik ve yol dönemi, dizinin ilk ciddi kırılmasıydı. burada mesele hayatta kalmak değil, “insan kalmak mümkün mü?” sorusuydu. shane'in düşüşü, sophia ve barn sahnesi, dizinin rotasını kalıcı biçimde değiştirdi. zombiler arka plana itildi, insanlar öne çıktı.

hapishane ve governor arc'ı, gücün nasıl yozlaştığını anlattı. güvenli bir yer bulmanın çözüm olmadığı, asıl meselenin o yeri kimin yönettiği olduğu burada netleşti. dizinin ilk büyük “insan antagonisti” bu dönemde çıktı.


hapishanenin düşüşü ve terminus yolculuğu, dizinin en karanlık safhasıydı. karakterler dağıldı, vahşileşti, yalnızlaştı. özellikle terminus sonrası rick ve carol'un geldiği nokta, dizinin geri dönülmez eşiklerinden biriydi.

alexandria dönemi sahte medeniyet eleştirisiydi. duvarların ardında yaşamanın insanı iyi yapmadığını, bazen daha tehlikeli hâle getirdiğini anlattı. rick'in “biz tehlikeyiz” noktasına gelişi, dizinin ideolojik zirvelerinden biriydi.

negan ve saviors dönemi ise dizinin travma arc'ıydı. sadece karakterler değil, izleyici de ezildi. bu dönem keyifli olmak için değil, korku, itaat ve kırılma duygusunu yaşatmak için yazıldı. seveni kadar bırakanı da çok oldu.

all out war ve carl'ın ölümüyle birlikte dizi yön değiştirdi. ilk kez “kazanmak mı, doğru olmak mı?” sorusu açık açık soruldu. rick'in negan'ı öldürmemesi, dizinin ideolojik olarak en cesur kararıydı ama aynı zamanda izleyiciyle arasındaki mesafenin de başlangıcı oldu.


rick sonrası dönem ve whisperers arc'ı, kimlik ve ilkel korku üzerine kuruldu. insanlar maske takmaya başladı, tehdit evrim geçirdi. dizi hâlâ yaratıcı olabildiğini gösterdi ama yorgunluk artık hissediliyordu.

finalde gelen commonwealth arc'ı ise zombilerden çok sistemlerle ilgiliydi. sınıflar, ayrıcalıklar, düzen ve adaletsizlik… dünya yıkılsa bile insan doğasının pek değişmediğini anlatan, soğuk ama tutarlı bir kapanıştı. 11. sezon büyük bir kurtuluş ya da mutlak bir umut vaat etmiyor; sadece hayatın devam ettiğini söylüyor.

özetle the walking dead kusursuz bir dizi değil

inişleri, çıkışları, uzayan yerleri, sabır zorlayan dönemleri var. ama baştan sona izlendiğinde, kendi içinde tutarlı bir insanlık anlatısı sunduğunu inkâr etmek zor. 11. sezon da bu hikâyeyi efsaneleştirmiyor ama yarım da bırakmıyor. belki de bu kadar uzun bir yolculuk için en adil veda buydu