Süryani Şarabı Nasıl Üretilir? Diğer Şaraplardan Farkı Tam Olarak Nedir?
piyasada dolanan ve üzerinde mistik fontlarla "süryani şarabı" yazan şişelerin çok büyük bir kısmı aslında koca bir pazarlama üçkağıdıdır. konunun temeline inip neyin ne olduğunu, millete nasıl bir hikaye satıldığını tane tane anlatalım.
teknik olarak literatürde, fransızların aoc veya italyanların docg sistemleri gibi sınırları çizilmiş, denetlenebilir ve tescilli bir "süryani şarabı" standardı yoktur. aslen bu kavram, yukarı mezopotamya'daki hıristiyan halkın binlerce yıllık manastır geleneğiyle, kilise ritüelleri (evharistiya) için ürettikleri kırsal/doğal şarap ekolüdür. endüstriyel kültür mayası yerine üzümün kabuğundaki vahşi maya kullanılır, koruyucu sülfit basılmaz ve taş ezimhanelerde ezilip yeraltı küplerinde fermente edilir. en önemlisi de bu şarap, bölgenin kendi endemik üzümleri olan mazrona veya kerküş gibi türlerden yapılır.
bu işin şarapçılık ve coğrafya literatüründeki asıl adı tur abdin terroir'ıdır.
süryanice "kulların/inançlıların dağı" anlamına gelen tur abdin; mardin'den midyat'a ve dicle'ye uzanan kireçtaşlı, sığ topraklı, gündüzü kavuran gecesi ise donduran yüksek platonun adıdır. bir şarabı özel ve değerli yapan şey tam olarak budur; asmanın o topraktaki stresi çekmesi, o bölgenin mineralitesini ve iklimini meyveye aktarmasıdır.
gelelim günümüzdeki keriz silkeleme ve "etnik gaz alma" boyutuna...
olay kelimenin tam anlamıyla bizim o meşhur şirince şarabı üçkağıdına dönmüş durumda. nasıl ki dökme denizli şarabını veya ne idüğü belirsiz ege üzümlerini alıp içine sentetik meyve aroması basarak turistlere "şirince şarabı" diye kakalıyorlarsa, süryani şarabı adı altında yapılan da tam olarak budur.
adamlar elazığ'dan öküzgözü'nü, diyarbakır'dan boğazkere'yi, hatta bazen alakasız bölgelerin üzümlerini kamyonlara yüklüyor. fabrikaya sokup içine kültür mayasını ve kimyasalları basıyor, paslanmaz çelik tanklarda standart, sıradan bir sanayi şarabı (kupaj) üretiyor. sonra bu şarabı şişeleyip, üzerine egzotik, doğulu bir fontla "süryani şarabı" yazarak etnik bir ambalajla piyasaya sürüyorlar. tüketici de sanıyor ki mardin'de antik bir manastırın mahzeninde, bin yıllık gizli tariflerle yapılmış mistik bir şarap içiyor ama içtikleri şey bildiğin chateau garbage.
ortada yasal bir menşe adı (appellation) kuralı olmadığı için, başka coğrafyanın üzümüyle, bildiğimiz sanayi tipi üretimle yapılan şarabı sadece etiketindeki etnik romantizm üzerinden kaktırıyorlar. yöresel terroir, endemik üzüm veya manastır geleneği falan hak getire. özetle; o havalı şişelere o paraları bayılırken aslında düpedüz fabrikasyon bir kupaj içtiğinizi bilin. afiyet olsun.