Saf Bir Erdem veya Zaaf Değil, Belirsizliğe Tahammül Edebilme Kapasitesi: Güven

Güven hakkında düşündüklerinizi derinleştirecek bir görüş bildirisi.
Saf Bir Erdem veya Zaaf Değil, Belirsizliğe Tahammül Edebilme Kapasitesi: Güven

güven, bilmek değil katlanmaktır

güven sözcüğünün kökeni yalnızca dilsel değil, düşünsel olarak da belirleyicidir. latince fidere fiilinden türeyen fides, inanmak, sadakat göstermek, kendini emanet etmek anlamlarını taşır. aynı kökten gelen confidentia ise "kendini bir şeye teslim etme cesareti" demektir. bu bağlamda güven, baştan beri bilgiye değil, riske yaslanır. güvenmek, doğruya sahip olmak değil; doğruya sahip olmadan da ilişkiye girebilmektir. bu yüzden güven bir bilişsel doğrulama değil, ontolojik bir pozisyondur. kişi güvendiğinde "biliyorum" demez; "bilmediğim hâliyle de kalıyorum" der. tam da bu nedenle güven boşa çıktığında yaşanan şey bir yanılgıdan çok bir yaralanmadır. çünkü zarar gören bilgi değil, bağdır.

modern ilişkilerde güven sıklıkla şeffaflıkla karıştırılır. her şeyin açık, görünür ve hesap verilebilir olması talep edilir. oysa bu talep çoğu zaman güvenin değil, kaygının dilidir. şeffaflık, teoride dürüstlük gibi görünse de pratikte kontrol arzusuna dönüşür. bilgi burada ilişkiyi derinleştiren bir araç olmaktan çıkar, belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik bir güvenlik aygıtına dönüşür. oysa güvenlik ile güven aynı şey değildir. güvenlik riskin ortadan kalkmasını ister; güven ise riski göze alır.

aşk ve güven arasındaki ilişki de bu noktada romantik bir gereklilikten çok yapısal bir zorunluluktur. eros ile psykhe mitinde eros’un koşulu açıktır: "yüzümü görmeyeceksin." bu, bilginin yasaklanması değil; aşkın epistemik denetime kapatılmasıdır. psykhe lambayı yaktığında yaptığı şey merak etmekten ziyade belirsizliğe tahammül edememektir. eros’un gidişi bir ceza değildir; aşkın ontolojik koşulunun ihlal edilmesidir. çünkü aşk, sürekli teyit isteyen bilinçle yaşayamaz.aşk, bilmenin değil, emanetin alanıdır.

buradan güvenin şeffaflıkla özdeşleştirilemeyeceği sonucu çıkar. güven, her şeyi görmek ya da her şeyi paylaşmak değildir. güven, alan tanımaktır. ötekinin tüm iç dünyasını erişime açmak zorunda olmadığı bir mesafeye katlanabilmektir. ilişkiyi sürdüren şey, her şeyin söylenmesi değil; söylenmeyenin otomatik olarak tehdit sayılmamasıdır. belirsizlik her zaman aldatma değildir. çoğu zaman kişisel alan, ruhsal çekirdek, paylaşılabilir olmayan bir iç bölgedir.

"aşk için çıplaklık gerekir" cümlesi bu yüzden eksiktir. evet, çıplaklık gerekir; ama her çıplaklık bağ kurmaz. davet edilmeyen çıplaklık şiddete dönüşür. birinin tüm karanlığını, tüm düşünce akışını, tüm çelişkilerini "güven" adına talep etmek, onu özne olarak değil, açıklanması gereken bir nesne olarak konumlandırmaktır. bu tür bir açıklık erotik değil, yıkıcıdır. arzu belirsizlikten beslenir; tam şeffaflık arzuyu değil, idareyi üretir. agâh aydın’ın psikanaliz bağlamında söylediği "hayal kırıklığı hayal kuranın sorunudur" cümlesi burada önemli ama sınırlı bir yere işaret eder. psikanalitik düzeyde bu doğrudur: kişinin kime güvendiği, hangi boşluğunu doldurmak istediğiyle yakından ilişkilidir. tekrarlayan hayal kırıklıkları, karşı taraftan çok öznenin örüntülerini ele verir. ancak bu cümle etik düzeyde mutlaklaştırılamaz. çünkü hayal ile aldatma aynı şey değildir. kişinin kendi fantezisini sorgulaması gerekir; fakat bu, karşı tarafın yalanını ya da ihlalini ortadan kaldırmaz. psikanaliz sorumluluğu özneye geri verir; ama karşı tarafın eylemini aklamaz.

Hannah and her Sisters (1986)

güvenin bir bedeli vardır: güvenmek, dedektiflik yapmayı reddetmektir

insanları kendilerini sundukları hâliyle muhatap almaktır. bu bir saflık değil, bilinçli bir etik tercihtir. sürekli şüphe eden, gözlemleyen, kanıt toplayan bir ilişki biçimi herkesin yapısına uymaz. bazıları için ilişki yaşanacak bir şeydir, çözülecek bir problem değil. bu tercihin bedeli, ihanet karşısında erken uyarı sisteminin olmamasıdır. ama bu bedel, ilişkiyi denetime çevirmemek uğruna ödenir.

sorun güvenmekte değil, güvenin tek otorite hâline gelmesindedir. his, ilişkiyi başlatır ve sürdürür; ama bitirme kararını vermemelidir. his zamansaldır, dalgalıdır, bağ kurar. ilke ise zamansızdır; sınır koyar. his ile ilke aynı anda karar verdiğinde kararsızlık doğar. ilişkilerde yıkıcı olan, güvenmek değil; ilkesiz güvenmektir.

bu yüzden olgun güven, koşulsuzluk değildir. "ne olursa olsun kalırım" değil; "şu olursa kalmam" diyebilmektir. yalan, gizleme, açık sınır ihlali gibi durumlar yorumlanacak gri alanlar olmaktan çıkarıldığında, güven kendini koruyan bir yapıya kavuşur. bu kontrol değildir. bu, ilişkiyi sürdüren hisle, ilişkiyi sonlandıran ilkenin birbirine karıştırılmamasıdır.

sonuç olarak güven, ne saf bir erdem ne de naif bir zaaftır

güven, bilinmeyene tahammül edebilme kapasitesidir; ama bu kapasite sınırla birlikte anlamlıdır. her şeyi bilmeye çalışmadan sevebilmek, ama her şeyi de tolere etmemek. ilişkinin nefes almasını sağlayan tam da bu dengedir.

güven, karşı tarafa dair bir garanti değil; kişinin kendi etik düzenlemesidir. ve belki de en doğru tanımı şudur: güven, başkasına değil; belirsizlikle baş edebilme gücüne sahip olduğuna inanmaktır.