Rusya Coğrafyası ve Milletinin Yer Yer Türklere de Benzeyen Klasik Özellikleri

Rus topraklarının bu genel özellikleri, Rus klasiklerinden 2. Dünya Savaşı'na kadar pek çok şeyi daha iyi anlamanızı sağlayacak.
Rusya Coğrafyası ve Milletinin Yer Yer Türklere de Benzeyen Klasik Özellikleri

haritaya bakıp "vay anasını ne büyük ülke" demekle veya sovyet belgeselleri izlemekle anlaşılamayacak kadar garip, dünyanın en şizofrenik coğrafyası burası. baştan uyarayım, bu entry biraz uzun olacak çünkü okuduğunuz her rus klasiğinin, izlediğiniz her 2. dünya savaşı filminin arka planını anlatacağız. çayınızı kahvenizi (ya da votkanızı) alın, başlıyoruz.

1. coğrafya ve manyaklık seviyesi

şimdi haritayı gözünüzün önüne getirin. kaliningrad'dan vladivostok'a giden trans-sibirya ekspresi'ne bindiğinizi düşünün. yolculuk tam 7 gün sürüyor. ülkede 11 farklı saat dilimi var abi. yani sen moskova'da sabahın körü metrobüs (onların versiyonu metro) çilesi çekerken, vladivostok'taki adam çoktan akşam mesaisini bitirmiş, deniz kenarında birasını yudumluyor oluyor. böyle bir devasa manyaklığı ankara'dan veya paris'ten yönettiğini düşünsene? adamların yüzlerce yıldır neden psikopat gibi otoriter ve merkeziyetçi olduğunu buradan anla. coğrafya o kadar büyük ve parçalanmaya o kadar müsait ki, ipin ucunu milim gevşetirsen 50 tane ayrı devlete bölünürler. o yüzden hep bir "demir yumruk" ihtiyacı hissederler.

2. tarih ve o bitmek bilmeyen travma

tarihleri tam bir hayatta kalma ve aşağılık kompleksi travmasıdır. zamanında moğollar (altın orda devleti) bunların içinden öyle bir geçmiş, köyleri öyle bir yakıp yıkmış ki, ruslarda o gün bugündür "etrafımızı sürekli tampon bölgelerle çevirelim yoksa birileri gelip bizi yine çiğ çiğ yiyecek" paranoyası var. ukrayna olayının temelinde bile yatan psikoloji budur.
batı avrupa rönesans kasıp, sanatla heykelle uğraşırken; bu topraklarda toprak köleliği (serflik) vardı. insan bildiğin mal gibi alınıp satılıyordu lan 19. yüzyılın sonlarına kadar. gogol'un "ölü canlar" romanını okuduysanız bilirsiniz; adam gidip ölü kölelerin evraklarını satın alarak devleti dolandırıp zengin olmaya çalışır. işte bu yüzden rusya'da bireyin hiçbir zaman zerre kıymeti olmamıştır. devlet kutsaldır, insan ise devleti yaşatmak için harcanabilir bir mermidir. sovyetlerin 2. dünya savaşı'ndaki 27 milyonluk kaybına bakın. biz çanakkale'de 250 bin kayıpla (ki haklı olarak) destan yazıyoruz, bu adamlar stalingrad'da bir haftada o kadar adamı kıyma makinesine atıp "ee sıradaki birliğimiz nerede?" diyebiliyorlar.

3. günümüzdeki yaşam: cyberpunk moskova vs. 1990'lar taşrası

rusya deyince aklınıza karda votka içip ayıyla güreşen, sovyet apartmanlarında çürüyen adamlar geliyorsa o hollywood vizyonunuzu bir kenara bırakın. bugün moskova'ya veya st. petersburg'a giderseniz şok geçirirsiniz. dijitalleşme ve hizmet sektörü distopik bir seviyede kusursuzdur. kışın -20 derecede moskova sokaklarında yandex'in otonom küçük teslimat robotları fıtı fıtı kahve ve yemek taşır. metroda nakit falan geçmez, yüz tanımasıyla (face pay) kameraya bakıp turnikeden geçersin. getiryemek'in çok daha manyak versiyonları 7/24 çalışır.

ama... o şatafatlı moskova'nın "çevre yolu" sınırından çıkıp 200 km ötedeki derin rusya'ya (mesela ryazan'a veya tver'e) bir git... zaman makinesiyle 1993 yılına, o çöküş dönemine ışınlanırsın. altyapı dökülür, çamur deryası yollar, ayda 300 dolar maaşla hayatta kalmaya çalışan, hayattan zerre umudu kalmamış alkolik amcalar ve aileyi ayakta tutmaya çalışan aşırı fedakar rus kadınları görürsünüz. bir yanda cyberpunk 2077 yaşanırken, öte yanda half-life 2 city 17 yaşanır. gelir uçurumu ebesinin nikahı seviyesindedir.


4. türkiye ile kıyaslama (bizim aynadaki yansımamız)

işin en keyifli kısmı burası çünkü hem ruh eşiyiz hem de taban tabana zıttız.

• benzerlik: ikimiz de çökmüş dev imparatorlukların (osmanlı ve çarlık/sovyetler) kompleksli çocuklarıyız. o "bizi kıskanıyorlar, biz aslında süper gücüz ama dış minnaklar ayağımızı kaydırıyor" tribi onlarda da tavan yapmış durumdadır. putin'in herhangi bir konuşmasını açın, bizim siyasilerin rusça dublajı gibidir. ikimiz de avrupalı gibi yaşamaya çalışıp, anadolu/asya genlerinden kurtulamayan, arafta kalmış milletleriz.

• fark - samimiyet: türk insanı sıcakkanlıdır. minibüse binersin, şoförle 5. dakikada dayıoğlu gibi memleket kurtarırsın. ama bu ilişki saman alevi gibidir, dolmuştan inince biter. rus ise sokakta asık suratla gezer. "sebepsiz yere gülümsemek ahmaklık belirtisidir" diye bir atasözleri vardır. markette kasiyer kızı kestiğin için değil, sana harbiden düşmanıymışsın gibi bakar. ama... o buz gibi rusla bir şekilde tanışıp arkadaş olursan, aynı masada içip dertleşirsen, geçmiş olsun. artık ölümüne kankasındır, senin için kurşun yer. dostlukları çok zor kurulur ama beton gibidir.

• fark - kurallar: türkiye'de yaya geçidinde yola atlasan tofaşlı bir keko seni kaputa alır, üstüne levye ile döver. rusya'da ise devlete duyulan o korku genetiklerine öyle bir işlemiştir ki, 4 şeritli hayvan gibi akan bir caddede yaya geçidine adım attığın saniye bütün arabalar zıırt diye durur. şoför sana içinden sovyet küfürleri eder ama o cezayı yememek, o polisle muhatap olmamak için paşa paşa bekler.

5. meşhur askeri güçleri (terminatör değil, balyoz)

gelelim şu ordularına. batı medyasının pompaladığı "ellerinde süper teknolojik lazerler var, putin düğmeye basarsa uzaylılar iner" gazına gelmeyin. ukrayna'da gördük ki rus ordusu yüksek teknolojili bir neşter değil, sapı koli bandıyla sarılmış ama gülle gibi ağır bir balyoz. doktrinleri her zaman "kalite değil, nicelik (kantite)" üzerine kuruludur. "1 tane kusursuz süper tank yapacağıma, 1000 tane t-72 basarım, elbet biri hedefi vurur" kafasındadırlar. bürokrasi ve yolsuzluk ordunun iliklerine kadar işlemiştir.

ama yenilmezlik aurası silahlardan değil, az önce bahsettiğim o "ölümü ve acıyı umursamama" kapasitelerinden gelir. adamların coğrafyası kitle imha silahı. rasputitsa dedikleri bir çamur mevsimleri var, ne amerikan tankı dinler ne alman tankı, löp diye yutar aracı. napolyon ve hitler bu çamura ve o dondurucu soğuğa saplandıklarında, karşılarında kayıp vermeyi zerre umursamayan, günde 10 bin ölü verip ertesi gün "hadi bir 10 bin daha atalım cepheye" diyen bir manyaklık gördükleri için kafayı yiyip yenildiler.

özetle

burası rasyonel batılı kafasıyla, cnn izleyerek ya da bloomberg okuyarak analiz edilecek bir yer değildir. winston churchill amcamızın dediği gibi: "rusya, bir muammanın içine sarılmış, gizemle örtülmüş bir bilmecedir." gidip yaşanır mı? sağlam bir gelirin (dolar bazında) varsa moskova'da krallar gibi yaşar, dünyanın en iyi hizmetini alırsın. ama paran yoksa gidip tver'de kışın patates kemirirken varoluşsal krizlere girer, kendini dostoyevski romanında tavan arasına asan karakterler gibi hissedersin.