Psikopatların Korkmayan ve Pişman Olmayan Zihinleri Nasıl Çalışıyor?

Psikopatların zihni; korkunun işlemediği, pişmanlığın üretilmediği ve ahlaki sınırların duygusal olarak hiç oluşmadığı bir çalışma mantığına sahip.
Psikopatların Korkmayan ve Pişman Olmayan Zihinleri Nasıl Çalışıyor?

psikopatlar şiddete eğilimli olmakla beraber özellikle de şiddet, cinsel arzuyu karşılamak gibi bir amaca istinaden olduğunda nörolojik koşullarını beyindeki belli bir bozukluk üzerinden tanımlamak en doğrusudur. psikopatlar kötü ahlaki tercihlerde bulunurlar. ne demektir bu?

ahlak, muğlak bir kavram olabilir, ama en basit düzeyde diğer insanlara nasıl muamelede bulunduğumuz hakkında bir dizi tercihten başka bir şey değildir. ahlaki bir tarzda davrandığınızda yani şiddetten uzak durup, diğer insanlara adil davrandığınızda ve muhtaç konumdaki yabancılara el uzattığınızda sizin dışınızdaki insanları hesaba katan kararlar almış oluyorsunuz. başkalarının hislerinin ne olduğunu düşünüyor, kendinizi onların yerine koyuyorsunuz.  işte psikopatların yapamadığı budur.

peki bu eksikliğin nedeni nedir? 

çoğu psikoloji testinde psikopatlar tamamen normal gözükmektedirler. işler hafızada bir bozukluk yoktur, dillerini normal kullanabilirler ve dikkat süreleri düşük değildir mantıkları gayet normal işlemektedir fakat psikopatlar tehlikelidir çünkü duygusal beyinleri hasarlıdır. bu insanlar canice şeyler yaptıklarında pişmanlık, üzüntü ya da sevinç gibi şeyler hissetmezler. günlük hayatlarında da hiçbir zaman soğukkanlılıklarını kaybetmezler ya da müthiş derecede sinirlenmezler. iç yaşamları tümüyle cinsel itkilerden ve acımasız bir akılcılıktan oluşuyr. hiçbir şey hissetmezler ama her şeyi planlayabilirler. 

normal bir insanın hiç tanımadığı birinin acı çekerkenki görüntüleri izlettirildiğinde otomatikman bedensel duygusal tepkiler gösterirler. eller terler ve kan basıncı yükselir. ama psikopatlar hiçbir şey hissetmezler. çoğu insan öldürmek gibi kelimelere, nötr kelimelere göre daha fazla tepki gösterirler. psikopatların gözünde ise kelimelerin hepsi aynıdır. psikopatlar bedensel tepkiler göstermediği için yalan makinalarını da aldatabilirler. yani yüzleri kızarmadan yalan söyleyebilirler. 

şiddet içeren görüntülere baktıkları zaman psikopatların bedenlerinde, tam tersi kan basınçları ve nabızları düşer. yani şiddet eylemleri onlar üzerinde yatıştırıcı bir etki yapar.
özetle piskopatların temel bir duygusal bozukluğu veya eksikliği vardır. şiddet içerikli görüntüleri izleyen bir psikopatın beyninde korkma durumlarında aktif olan beyin bölgeleri kayıtsız kalır. duygusal bölgeleri ifade eden amigdala ve limbik sistem eksik çalışır ya da hiç çalışmaz. bu sebeple saldırganlık onları asabi yapmaz. dehşet korkutucu değildir.
beyin görüntüleme incelemeleri insan amigdalasının yalnızca ahlaki bir yanlışta bulunmayı düşünürken aktive olduğunu göstermektedir. 

psikopatlardaki bu eksik, olumsuz deneyimlerden hiçbir zaman ders çıkaramamaları anlamına gelir. dolayısıyla ceza evinden salındıktan sonra suç işleme ihtimalleri diğer tutuklulara göre kat kat fazladır.

tüm bu açıklamalar gösterir ki duygu yokluğu en temel ahlaki kavramları anlaşılmaz kılmaktadır. normalde ahlaki kararların mantıksal yönden temellere sahip olduğu düşünülür. halbuki ahlak ile duygular arasında direkt bir ilişki vardır. denir ki: “deli, aklını kaybetmiş kişiye denmez; aklı dışında her şeyini kaybetmiş olan kişiye denir.”

ahlakın duygu ile ilişkisi için güzel bir deney daha aktarmak istiyorum. yapılan bir psikoloji deneyine göre, insanlara çeşitli hayır işlerinde ne kadar yardım yapmayı istedikleri sorulur. insanlara açlıktan kırılmış bir malavili çocuğun resmi gösterildiğinde etkileyici bir cömertlik sergiledikleri görülmüştür. o bir deri bir kemik vücuda ve akıldan çıkmayan kahverengi gözlere baktıktan sonra insanlar “çocukları kurtarın” isimli hayır derneği'ne yüklü bir bağışta bulunmuşlardır. fakat insanlara afrika'daki açlıkla ilgili bir takım istatistikler gösterildiğinde - örneğin malavi'de 3 milyondan fazla çocuk yetersiz beslenmektedir- ortalama bağış miktarı çok daha az olur. 

normal şartlarda insanlara sorunun gerçek mahiyeti hakkında bilgi verildiğinde, daha az değil daha çok para vermeleri gerekir. resimdeki çocuk, sorunun yalnızca bir yüzüdür. 

peki insanlar neden bu şekilde anlamsız davranırlar? öyle ya gerçek veriler ahlaki değerlerimizi harekete geçiriyor olmalı. çünkü ahlak, mantıki değerlere dayanıyordur.
gerçekte olan ise istatistiklerin ahlaki duygularımızı harekete geçirmiyor oluşudur. bunaltıcı rakamlar bizi olaydan uzaklaştırmaktadır. zihinlerimiz böylesine büyük ölçekli bir yoksunluğu kavrayamamaktadır. işte bu yüzden bir çocuk, kuyuya düşse içimiz parçalanırken, her yıl temiz suya ulaşamadığı için ölen milyonlarca insana gözümüzü kapatabiliyoruz. ahlaki kararlar alma yeteneği, insanın doğuştan gelen bir özelliğidir ve duygusal beyin bölgeleri ile yakın ilişki içindedir.

kaynak: how we decide kitabından derlenmiştir.