Psikiyatri Dünyasını Derinden Sarsan Rosenhan Deneyi ve Çarpıcı Sonuçları

Sekiz sağlıklı kişinin psikiyatri hastanelerine "sahte hasta" olarak kabul edilmesini ve hiçbirinin personel tarafından fark edilmemesini belgeleyen bu deney, psikiyatrik tanı sistemlerinin güvenilirliğini temelinden sarstı.
Psikiyatri Dünyasını Derinden Sarsan Rosenhan Deneyi ve Çarpıcı Sonuçları

david rosenhan'ın 1973'te yayımladığı "on being sane in insane places" makalesi, psikiyatri tarihinin en etkili ve en tartışmalı çalışmalarından biridir. sekiz sağlıklı kişinin psikiyatri hastanelerine "sahte hasta" olarak kabul edilmesini ve hiçbirinin personel tarafından fark edilmemesini belgeleyen bu deney, psikiyatrik tanı sistemlerinin güvenilirliğini temelinden sarstı. ancak 2019'da gazeteci susannah cahalan'ın araştırması, rosenhan'ın verilerini büyük ölçüde manipüle ettiğini ve muhtemelen sahte hastaların çoğunu uydurduğunu ortaya koydu. çalışma bir yandan bilimsel sahtekârlık örneği olarak tartışılırken, öte yandan dsm-iii reformunu tetikleyen ve psikiyatrik etiketlemenin tehlikelerini gösteren tarihsel bir dönüm noktası olarak yerini koruyor.

deneyin tasarımı ve uygulama süreci

david l. rosenhan, stanford üniversitesi'nde hukuk ve psikoloji profesörüydü. anti-psikiyatri hareketinin öncülerinden r.d. laing'in bir konferansını dinledikten sonra deneyini tasarladı. temel soru basit ama yıkıcıydı: psikiyatristler sağlıklı insanları hasta olanlardan gerçekten ayırt edebilir mi?

deney iki aşamadan oluşuyordu. birinci aşamada sağlıklı kişiler hastanelere sahte semptomlarla başvuracak, kabul edildikten sonra tamamen normal davranacaktı. ikinci aşamada ise bir hastane, sahte hastaları tespit edip edemeyeceğini sınayacaktı.

rosenhan kendisi dahil 9 kişi topladı; ancak birinin verileri "kişisel geçmişini uydurduğu" gerekçesiyle çıkarıldı ve yayında 8 sahte hasta raporlandı. katılımcılar 5 erkek ve 3 kadından oluşuyordu: rosenhan'ın kendisi (hukuk ve psikoloji profesörü), bir psikoloji yüksek lisans öğrencisi, üç psikolog, bir pediatrist, bir psikiyatrist ve bir ressam. akıl sağlığı alanında çalışanlar, özel muameleden kaçınmak için sahte meslekler kullandı. tümü takma isim kullandı; isim, meslek ve işyeri dışında tüm biyografik bilgilerini doğru aktardılar.

sahte hastalar abd'nin doğu ve batı kıyılarında, 5 farklı eyaletteki 12 hastaneye başvurdu. bazıları birden fazla hastaneye gitti. hastaneler arasında eski ve bakımsız devlet hastaneleri, iyi donanımlı üniversite hastaneleri ve bir özel hastane vardı.

başvuru ve kabul süreci

her sahte hasta telefonla randevu aldı ve randevusunda tek bir şikâyet bildirdi: sesler duyduğunu söyledi. bu sesler kendi cinsiyetinden, tanımadığı birine aitti ve çoğunlukla belirsizdi; ancak "boş" (empty), "içi boş" (hollow) ve "güm" (thud) sözcüklerini söylüyormuş gibi geliyordu. bu sözcükler bilinçli olarak seçilmişti -varoluşsal bir kriz çağrıştırıyorlardı ("hayatım boş ve anlamsız") ve o dönemde "varoluşsal psikoz" üzerine hiçbir yayın bulunmuyordu. başka hiçbir psikiyatrik semptom bildirmediler -en azından yayımlanan makalede böyle iddia edildi.

kabul edildikten sonra sahte hastalar derhal tüm semptom taklitlerini bıraktı. seslerin artık duymadığını söylediler; tamamen normal davrandılar; personel ve hastalarla sıradan sohbetler ettiler; yemekhanede yemek yediler; koğuş aktivitelerine katıldılar. zamanlarının büyük bölümünü gözlemlerini not alarak geçirdiler -önce gizlice, sonra kimsenin umursamadığını fark edince açıkça. reçete edilen antipsikotik ilaçları (thorazine, stelazine, compazine, elavil dahil) yutmadılar, tuvalete attılar. personel bunu hiç fark etmedi. toplam yaklaşık 2.100 hap reçete edildi.

19 gün, 52 gün ve bir türlü çıkılmayan kapılar

sahte hastaların hastanede kalış süreleri 7 ile 52 gün arasında değişti. ortalama 19 gün iddiası orijinal makalede doğrulanmıştır. evet, bir kişi gerçekten 52 gün kaldı -rosenhan'ın kendisi bbc röportajlarında "iki ay boyunca orada olacağımı kimse bilmiyordu" demiştir.

tanı konusunda sonuçlar çarpıcıydı. kamu hastanelerindeki 7 sahte hasta şizofreni tanısı aldı. özel hastanedeki tek sahte hasta ise manik-depresif psikoz tanısı aldı -ki bu, daha olumlu bir prognoz taşıyan bir tanıydı. taburculukta ise 12 hastane deneyiminin 11'inde tanı "remisyonda şizofreni" olarak değiştirildi. rosenhan'ın altını çizdiği nokta kritikti: "remisyonda" ifadesi "sağlıklı" anlamına gelmiyordu; hastalığın geçici olarak durakladığı ama var olmaya devam ettiği anlamına geliyordu. yani yapıştırılan etiket hiçbir zaman tam olarak sökülemedi.

hiçbir hastanede hiçbir personel, sahte hastaların taklitçi olduğundan şüphelenmedi. oysa gerçek hastalar farklı düşünüyordu. ilk üç hastanede yapılan sayımlarda, koğuştaki 118 hastanın 35'i (yaklaşık %30) sahte hastaların sağlıklı olduğundan şüphelendi. "sen deli değilsin. gazeteci ya da profesörsün. hastaneyi denetliyorsun" gibi yorumlar yapıldı.

etiket bir kez yapıştı mı: onay yanlılığının anatomisi

rosenhan'ın belgelediği en rahatsız edici bulgu, tanının tüm algıyı biçimlendirmesi olgusuydu. sahte hastaların tamamen normal davranışları, şizofreni etiketinin prizmasından geçirilerek patolojik olarak yorumlandı.

not alma davranışı hemşire raporlarına "yazma davranışı" olarak kaydedildi ve hastalık belirtisi sayıldı. sıkıntıdan koridorda yürümek "gerginlik" olarak değerlendirildi. yemekhanede öğle yemeğinden 30 dakika önce bekleyen hastalar, bir psikiyatrist tarafından asistanlara "oral-acquisitive" (ağızdan almayla ilgili) psikiyatrik semptom gösteren bireyler olarak tanıtıldı. bir sahte hastanın tamamen normal aile geçmişi -annesiyle yakın ilişki, babasıyla geç dönemde yakınlaşma, eşiyle iyi ama ara sıra tartışmalı bir evlilik- vaka özetinde "yakın ilişkilerde uzun süreli ambivalans öyküsü" olarak yeniden yazıldı.

personelin genel tutumu derinlemesine sorunluydu. sahte hastalar mahremiyetin ciddi şekilde ihlal edildiğini, kişiliksizleştirildiğini bildirdi. eşyaları rastgele arandı; tuvalete giderken gözlemlendiler. personel hastaları sıklıkla sanki orada değillermiş gibi yanlarında konuştu. altı sahte hastanın 129 günlük toplamında, psikiyatrist, psikolog ve doktorlarla günlük ortalama temas süresi sadece 6,8 dakikaydı. bir hemşire, erkek hasta koğuşunda hastaların gözü önünde üniformasının düğmelerini açıp sütyenini düzeltti -hastaları fark etmemişti bile.

yine de rosenhan, personele karşı şaşırtıcı bir dürüstlük sergiledi: "çalışanların gerçekten önem veren, adanmış ve olağanüstü zeki insanlar olduğu izlenimini edindik. başarısız oldukları yerlerde, bunu kişisel duyarsızlığa değil, içinde bulundukları ortama atfetmek daha doğru olur."

ikinci deney: hiç sahte hasta gönderilmedi ama 41 kişi tespit edildi

deneyin en çarpıcı kısmı ikinci aşamadır. rosenhan'ın bulgularını öğrenen tanınmış bir araştırma ve eğitim hastanesi, böyle hataların kendi kurumlarında olamayacağını iddia ederek meydan okudu. rosenhan anlaştı: üç aylık bir süre içinde bir veya daha fazla sahte hasta gönderecekti. tüm personel -hemşire, bakıcı, psikiyatrist, psikolog- her yeni hastayı 1-10 arası bir ölçekle değerlendirecekti (1-2 puan: "bunun sahte hasta olduğundan eminim").

üç ayda 193 hasta kabul edildi. sonuçlar:

- 41 hasta, en az bir personel tarafından yüksek güvenle sahte hasta olarak işaretlendi
- 23 hasta, en az bir psikiyatrist tarafından şüpheli bulundu
- 19 hasta, hem bir psikiyatrist hem de bir başka personel tarafından birlikte şüphelenildi

rosenhan tek bir sahte hasta bile göndermemişti.

bu sonuç, ilk deneyin simetrik karşılığıydı. birinci deney, sistemin sağlıklıyı hasta olarak etiketleme eğilimini (tip 2 hata) gösterirken; ikinci deney, beklenti oluşturulduğunda hastaları sağlıklı olarak etiketleme eğilimini (tip 1 hata) ortaya koydu. rosenhan'ın vardığı sonuç kesindi: "bu kadar büyük hatalara açık bir tanı süreci güvenilir olamaz."

science'ta yayın ve psikiyatri dünyasının tepkisi

makale 19 ocak 1973'te "science" dergisinde yayımlandı (cilt 179, sayı 4070, s. 250-258). 4.500'den fazla akademik atıf alarak sosyal bilimlerin en çok referans verilen makalelerinden biri oldu.

psikiyatri camiasının tepkisi sert ve bölünmüş oldu. en güçlü eleştiri robert spitzer'dan geldi. 1975'te yayımladığı "on pseudoscience in science, logic in remission, and psychiatric diagnosis" makalesinde rosenhan'ın çalışmasını "bilim kılığında sözde bilim" olarak niteledi. nörobilimci seymour kety'nin ünlü analojisini aktardı: "bir litre kan içip, kanı saklayarak acil servise kan kusarak gelsem, personelin davranışı oldukça öngörülebilir olurdu. bana kanayan ülser tanısı koyarlarsa, tıbbın bu durumu tanılayamadığını ikna edici şekilde savunabileceğimden şüpheliyim."

spitzer'ın en keskin argümanı ise ironik bir gözleme dayanıyordu: taburculuktaki "remisyonda şizofreni" tanısının gerçek hastalar için son derece nadir kullanıldığını gösterdi. bu, psikiyatristlerin aslında sahte hastaların diğerlerinden farklı olduğunu fark ettiği anlamına geliyordu -tanısal bir nüans göstergesi, başarısızlık değil.

rosenhan 1975'te "the contextual nature of psychiatric diagnosis" başlıklı savunmasını yayımladı. asıl meselenin doktorların kandırılabilmesi değil, tek bir semptomdan (halüsinasyon) şizofreni gibi ciddi bir tanıya yapılan devasa sıçrama olduğunu vurguladı.

cahalan'ın 2019 soruşturması: "büyük taklitçi"nin maskesi düşüyor

gazeteci susannah cahalan, kendi deneyiminden yola çıkarak rosenhan'ın çalışmasını araştırmaya başladı. cahalan, bipolar bozukluk ve şizoafektif bozukluk olarak yanlış tanı almıştı; aslında anti-nmda reseptör otoimmün ensefaliti vardı. başlangıçta rosenhan'ın bulgularını desteklemek niyetindeydi -ama bulduğu şeyler onu şoke etti.

stanford üniversitesi'nin özel koleksiyonlar arşivinde rosenhan'ın kişisel notlarına, yazışmalarına ve doubleday yayınevinin sipariş ettiği 200 sayfalık tamamlanmamış kitap taslağına ulaştı. keşifleri yıkıcıydı:

rosenhan çok daha ciddi semptomlar bildirmişti. haverford devlet hastanesi'ne "david lurie" takma adıyla başvuran rosenhan, kabul eden psikiyatriste sadece "boş, içi boş, güm" sesleri duymakla kalmadığını söylemiş; radyo sinyallerini yakalayabildiğini, başkalarının düşüncelerini dinleyebildiğini, bunu engellemek için kafasına bakır tencere koyduğunu, altı aydır çalışamadığını, uyuyamadığını ve dünyanın onsuz daha iyi olacağını düşündüğünü (intihar düşüncesi) aktarmıştı. kabul sonrası bile personele "dünya onsuz daha iyi olur" demeye devam etmişti. muayene eden doktor mırıldanma, yüz buruşturma ve tikler gözlemlemişti. cahalan'ın değerlendirmesi: "dr. bartlett kötü bir doktor değildi. aldığı bilgilerle yapılabilecek en iyi kararı verdi. onu eve göndermek malpraktis olurdu."

doğrulanabilen sadece 3 sahte hasta vardı. rosenhan ve stanford yüksek lisans öğrencisi bill underwood dışında, cahalan özel dedektif tutmasına rağmen **diğer 6 sahte hastanın hiçbirini doğrulayamadı. rosenhan'ın notlarında onlara dair somut bilgi yoktu. cahalan, bunların "tamamen uydurulmuş" olduğu sonucuna vardı.

dışlanan 9. sahte hasta: harry lando. stanford'da doktora öğrencisi olan lando, 19 gün hastanede kalmıştı. ancak deneyimi son derece olumluydu: personel üniforma giymiyordu, grup terapilerine katılmıştı, sahile gezi düzenlenmişti, iyi muamele görmüştü. rosenhan'ın notlarında yazdığı şey her şeyi özetliyordu: "hoşuna gidiyor." lando'nun verileri, "kişisel geçmişini uydurduğu" bahanesiyle çalışmadan çıkarıldı -oysa rosenhan'ın kendisi ve underwood da yayımlanan senaryodan sapmıştı.

sayısal tutarsızlıklar: underwood'un deneyimi hakkında makale 7 gün ve 8.000 hastalık bir hastane diyordu; gerçekte 8 gün ve 1.500 hastalık bir hastaneydi.

rosenhan, doubleday'in sipariş ettiği kitabı hiçbir zaman tamamlayamadı. yayınevi sonunda avansın iadesini dava ederek aldı. cahalan'a göre rosenhan, verilerinin yakın incelemeye dayanamayacağını biliyordu -spitzer'ın eleştirileri onu köşeye sıkıştırmıştı.

2023'te tıp sosyoloğu andrew scull (uc san diego), "history of psychiatry" dergisinde hakemli bir makale yayımlayarak deneyi "yirminci yüzyılın en başarılı bilimsel sahtekârlıklarından biri" olarak niteledi. rosenhan 6 şubat 2012'de 82 yaşında stanford üniversitesi hastanesi'nde hayatını kaybetmişti -cahalan'ın soruşturmasından yedi yıl önce.

dsm devrimi ve psikiyatri reformu üzerindeki kalıcı etki

çalışmanın bilimsel bütünlüğü tartışmalı olsa da tarihsel etkisi tartışmasızdır. dsm-ıv başkanı allen frances, cahalan'a şunu söyledi: "rosenhan'ın çalışması olmasaydı, spitzer dsm-ııı'te yaptıklarını asla yapamazdı." spitzer, dsm-ııı'ün kriter yazım sürecinde sürekli olarak "rosenhan ve sahte hastaları bundan geçer miydi?" sorusunu soruyor ve bu soruyu bir turnusol testi olarak kullanıyordu.

dsm-ııı (1980), psikiyatrik tanıda bir paradigma değişimi getirdi

- operasyonel tanı kriterleri: her bozukluk için açık dahil etme/dışlama kriterleri, spesifik semptom eşikleri, süre gereksinimleri ve karar kuralları belirlendi. dsm-ı ve dsm-ıı'deki kısa, muğlak tanımlar terk edildi.

- ateorektik, betimleyici yaklaşım: psikanalitik teorilere dayalı tanılar, betimleyici semptomlara dayalı bir sistemle değiştirildi. spitzer'ın yaklaşımı: "semptomlar hastalığın kendisidir" -freudyen "buzdağının görünen kısmı" metaforunu reddetti.

- çok eksenli sistem: kapsamlı değerlendirme için beş eksenli bir sistem tanıtıldı.

- genişleme: dsm-ııı, dsm-ıı'nin 134 sayfa ve 83 bozukluktan oluşan yapısını 500 sayfa ve 265 tanı kategorisine genişletti.

- klinik olarak anlamlı sıkıntı/işlev bozukluğu gerekliliği: sonraki baskılarda (özellikle dsm-ıv) tanı kriterleri boyunca sistematik olarak eklendi.

bu dönüşüm, 1972'deki feighner kriterleri ve spitzer'ın araştırma tanı kriterleri (rdc) üzerine inşa edildi. aynı yıl (1973) eşcinselliğin dsm'den çıkarılması, psikiyatrinin zaten bir güvenilirlik kriziyle karşı karşıya olduğunu gösteriyordu ve rosenhan'ın çalışması bu krizi doruk noktasına taşıdı.

sovyet psikiyatrisi: tanının silah olarak kullanılması

rosenhan'ın uyardığı tehlikelerin en uç noktasını sovyetler birliği'ndeki siyasi psikiyatri temsil eder. özellikle brejnev döneminde (1964-1982), psikiyatri sistematik olarak siyasi muhaliflere karşı silah olarak kullanıldı. temel mantık ideolojikti: sovyet sistemi dünyanın en iyisi olduğuna göre, ona karşı çıkan herkes akıl hastası olmalıydı.

moskova psikiyatri enstitüsü direktörü andrei snezhnevsky (1904-1987) tarafından geliştirilen "yavaş seyirli şizofreni" tanısı, bu baskının temel aracıydı. psikotik semptomlar olmadan bile konulabilen bu tanının "belirtileri" arasında "reform hezyanları," "gerçek için mücadele," "ısrarcılık," karamsarlık ve otoriteyle çatışma yer alıyordu -yani herhangi bir siyasi muhalefet.

vladimir bukovsky, 1971'de altı vakanın belgelerini batı'ya kaçırarak dünya kamuoyunu haberdar etti. leonid plyuşç, kasılmalara ve konuşma yetisinin kaybına neden olan zorla ilaç enjeksiyonlarına maruz kaldı. natalya gorbanevskaya'nın akıl hastalığı kararını bizzat snezhnevsky imzaladı. soljenitsin'in sözleriyle: "sağlıklı düşünen insanların tımarhanelere kapatılması ruhani cinayettir; gaz odasının bir varyasyonudur, hatta daha acımasızıdır."

1983'te ihraç tehdidiyle karşılaşan sovyet psikiyatri derneği, dünya psikiyatri birliği'nden (wpa) kendiliğinden çekildi. 1989'da glasnost döneminde yaklaşık 2 milyon kişi sovyet psikiyatri sicilinden çıkarıldı. aynı yıl 26 amerikan psikiyatristinden oluşan bir heyet sovyet hastanelerini ziyaret etti ve muhaliflerin 1980'lerin sonlarına kadar "anti-sovyet düşünceler" gerekçesiyle yatırıldığını doğruladı. ne var ki 2024'te *lancet regional health europe*'da yayımlanan bir makale, 2022 ukrayna işgali sonrası rusya'da savaş karşıtı protestoculara yönelik 34 cezalandırıcı psikiyatri vakası belgeledi.

rosenhan ile sovyet deneyimi arasındaki bağlantı doğrudandır: tanısal etiketler hesap verebilirlik olmadan kullanıldığında, baskı aracına dönüşür. her iki durumda da onay yanlılığı aynı şekilde işler -etiket bir kez yapıştırıldığında, sonraki tüm davranışlar o etiketin prizmasından yorumlanır.

milgram, stanford ve rosenhan: üç büyük deneyin ortak kaderi

rosenhan deneyini bağlamına oturtmak için aynı dönemin iki diğer dönüm noktası çalışmasıyla karşılaştırma yapmak gerekir.

milgram'ın itaat deneyi (1961-1963), yale üniversitesi'nde katılımcıların %65'inin, bir otorite figürünün talimatıyla başka bir insana 450 volta kadar elektrik şoku vermeye devam ettiğini gösterdi. jerry burger'ın 2009 replikasyonu ve dolinski'nin 2017 polonya çalışması (%90 itaat oranı) benzer sonuçları doğruladı. ancak gina perry'nin 2012 araştırması, katılımcıların yalnızca yarısının deneyin gerçek olduğuna inandığını ve gerçekten inananların %66'sının itaat etmediğini ortaya koydu.

zimbardo'nun stanford hapishane deneyi (1971), öğrencilerin "gardiyan" ve "mahkûm" rollerine atandığı, iki haftalık planın altı günde sonlandırıldığı bir çalışmaydı. ancak 2018'de thibault le texier'nin arşiv araştırması çalışmayı büyük ölçüde itibardan düşürdü: gardiyanların deney öncesinde "sert olmaları" için açıkça yönlendirildiği ses kayıtlarıyla belgelendi; bir "mahkûm" çalışmak için serbest bırakılmak amacıyla kriz taklidi yaptığını itiraf etti. nyu'dan jay van bavel'ın ifadesiyle: "zimbardo uyumun doğal, kör ve kaçınılmaz olduğu konusunda derinden yanılıyordu."

üç deneyin ortak kaderi dikkat çekicidir: üçü de ciddi sahtekârlık veya metodolojik sorun iddialarıyla karşılaştı, ancak üçü de hâlâ yaygın olarak öğretilip atıf almaya devam ediyor. hepsinde küçük örneklem büyüklüğü, araştırmacı yanlılığı ve seçici veri raporlama sorunları mevcuttur. bu durum, psikoloji tarihinin en ikonik bulgularının bilimsel temellerinin ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren daha geniş bir epistemik krizin parçasıdır.

bugün ne değişti: modern tanı sistemleri ve dijital çağın yeni etiketleri

dsm-5 (2013, metin revizyonu 2022) ve ıcd-11 (2019/2022) altında psikiyatrik tanı önemli ölçüde evrildi. çoğu bozukluk artık semptomların uzun süreler boyunca devam etmesini ve kişinin yaşamını anlamlı şekilde bozmasını gerektirir -doğru uygulandığında rosenhan'ın sahte hastalarını eleyecek kriterler. yapılandırılmış klinik görüşme (scıd) gibi araçlar, tanısal güvenilirliği artırdı.

ancak gelişme tam değildir. dsm-5 saha denemeleri'nde (2012) majör depresif bozukluk için güvenilirlik katsayısı (kappa) sadece ~0,28 çıktı -"şüpheli" düzeyde. allen frances, dsm-5'in "güvenilirlik sınavlarını geçemediğini" söyledi. peter tyrer'ın ifadesiyle: "dsm-ııı'ün yayımlanmasından bu yana 38 yılda, bağımsız olarak doğrulanmış psikiyatrik tanılara doğru ancak çekingen adımlar attık."

rosenhan'ın deneyi bugün tekrarlansa ne olurdu? uzmanlar bölünmüş durumda. modern kriterler muhtemelen sadece geçici halüsinasyon bildiren birinin yatırılmasını engellerdi. ancak daha büyük engel psikiyatrik yatak krizi olurdu: 2001'deki bir çalışmada, gerçek şizofreni tanılı yedi kişi kaynak yetersizliği nedeniyle bakımdan mahrum bırakıldı. sistem artık ayaktan tedaviye ağırlıklı olarak kaymış durumda.

dijital çağ, rosenhan'ın kaygılarını ortadan kaldırmak yerine yeni biçimlerde yeniden üretmiştir. algoritmik etiketleme, psikiyatrik etiketlemenin dijital karşılığı olarak işliyor. suç adaletinde kullanılan compas algoritması siyah sanıklara daha yüksek tekrar suç işleme oranı biçti. sağlık algoritmaları siyah hastaları eşit derecede hasta beyaz hastalardan daha az hasta olarak etiketledi. bir kez uygulanan algoritmik etiket, geri bildirim döngüsü yaratarak kendini pekiştirir -tıpkı rosenhan'ın sahte hastalarının tanı etiketlerinden kurtulamadığı gibi.

dijital fenotipleme -akıllı telefonlardan gps, hareket, ekran etkileşimi, ses analizi ve uyku düzeni gibi veriler çıkararak ruh sağlığı durumunu çıkarsama- pasif bir psikiyatrik gözetim biçimi oluşturuyor. yapay zekâ modelleri, ruh sağlığı krizlerini insan uzmanlardan ortalama 7,2 gün önce %89,3 doğrulukla tespit edebiliyor. ancak bu, rosenhan'ın zorunlu yatırma konusundaki kaygılarını doğrudan yansıtan senaryolar yaratıyor: bir kişinin dijital davranışı intihar eğilimi ile ilişkilendirilirse, kişinin öznel deneyiminden bağımsız olarak müdahale tetiklenebilir.

sonuç: çürütülmüş bir deney neden hâlâ önemli

rosenhan deneyi, bilim tarihinin ender paradokslarından birini temsil eder: verileri büyük ölçüde güvenilmez, hatta muhtemelen uydurma olan bir çalışma, gerçek bir sorunu doğru şekilde teşhis etmiştir. 1970'lerin başında psikiyatrik tanı gerçekten güvenilmezdi; devlet hastanelerindeki koşullar gerçekten insanlık dışıydı; tanısal etiketler gerçekten kalıcı damgalama yaratıyordu.

cahalan'ın değerlendirmesi bu çelişkiyi en iyi özetleyen ifadedir: "rosenhan'ın abartılmış, hatta dürüst olmayan çalışması, gerçeğin etrafında dans ederken ona dokunuyordu. mesajlar değerliydi; ne yazık ki haberci öyle değildi." spitzer'ın dsm-ııı reformunu gerçekleştirmek için rosenhan'ın yarattığı politik baskıya ihtiyaç duyması, ironinin doruk noktasıdır -sahtekârlık üzerine kurulu bir eleştiri, gerçek bir reformun katalizörü oldu.

deney bugün bize üç kalıcı ders bırakıyor. birincisi, kurumsal onay yanlılığının gücü: bir etiket yapıştırıldığında, hem psikiyatrik kurumlarda hem de dijital algoritmalarda tüm sonraki kanıtlar o etiketi doğrulamak için yeniden yorumlanır. ikincisi, uzman otoritesinin sınırları: kurumlar sistematik olarak kendi kendini pekiştiren hatalar üretebilir ve bu hatalara itiraz mekanizmaları genellikle yetersizdir. üçüncüsü ve belki de en rahatsız edicisi, en etkili kurumsal eleştirilerin bile aynı kurumsal zaafiyetlere -veri manipülasyonu, seçici raporlama, kamuoyu yönlendirme -sahip olabileceğidir. rosenhan'ın kendisi, eleştirdiği sistemin tam da eleştirdiği hatalarını yaptı. bu meta-ironi, otoriteye duyulan güvenin ve güvensizliğin her ikisinin de eleştirel düşünce ve doğrulama mekanizmalarıyla dengelenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

kaynaklar