Pablo Neruda'nın "Vampir" Diye Tanımlayıp Utandığı Engelli Kızı: Malva Marina
pablo neruda dendiğinde akla aşk şiirleri, şili, nobel ödülü ve 20. yüzyılın en büyük şairlerinden biri gelir. dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan onun dizelerini okudu. ama neruda’nın hayatında neredeyse hiç kimsenin hatırlamadığı bir isim vardı: malva marina.
her şey 1930’da endonezya’da başlamıştı. neruda henüz genç bir diplomattı. şili’nin java’daki konsolosuydu. büyük bir şair olma yolunda ilerliyordu ama henüz dünyaca tanınan bir isim değildi. bir tenis kulübünde hollandalı maryka ile tanıştı. neruda ona maruca diyordu. ikisi aralık 1930’da evlendi.
ve 1934’te madrid’de bir kız çocukları oldu. adını malva marina koydular. fakat doğduğu andan itibaren malva’nın hayatı diğer çocuklarınkinden farklı olacaktı.
hidrosefali nedeniyle başı normalden çok daha büyüktü. dönemin tıbbi ve toplumsal anlayışı içinde ağır bir engellilikle dünyaya gelen çocuk, babasının gözünde kısa sürede bir hayal kırıklığına dönüştü. ispanyol şair aleixandre, bebeği gördüğünde günlüğüne son derece ağır ifadeler yazdı. çocuğun başını korkunç ve acı verici bir görüntü olarak tarif etti.
neruda’nın kendi sözleri ise daha da sarsıcıydı. kızından bir mektubunda “vampir”, “sülük”, “ucube” ve “canavar” gibi ifadelerle söz etmişti. malva’nın suçu yoktu. ama babasının gözünde, onun hayatındaki kusursuzluk fikrinin karşısında duran bir gerçeklikti.
neruda güzelliği, aşkı, şiiri ve kendi edebi geleceğini büyütmek isterken, malva ona hayatın kontrol edilemeyen tarafını hatırlatıyordu. sonra ispanya’da siyasi ortam giderek karardı.
1936’da ispanyada ortalık karışmışken neruda, karısını ve kızını hollanda’ya gönderdi. karısı kızlarını gönüllü protestan bir ailenin yanına bırakmak zorunda kaldı ve sonrasında sadece ayda bir ziyaretine gidebildi.
neruda ise paris’e taşınmış, yeni sevgilisi delia ile yaşamaya başlamıştı. ispanya’daki savaşın ardından cumhuriyetçi mültecilerin kurtarılması için çalışıyor, binlerce insanın şili’ye ulaşmasına yardımcı oluyordu. dünyanın başka yerlerinde insanların hayatını kurtarmak için mücadele eden neruda, kendi kızının hayatından giderek uzaklaşıyordu.
1940’ta meksika’ya konsolos olarak atandı. bir ay önce nazi almanyası hollanda’yı işgal etmişti. artık malva’nın ve annesinin bulunduğu ülke savaşın içindeydi. karısı neruda’ya mektuplar yazdı. para istedi. kızı için yardım istedi. yiyecek ve bakım masraflarını karşılayabilmek için yalvardı. ama neruda çoğu zaman cevap vermedi.
ve sonra 1943 yılının mart ayında kızları malva öldü. henüz sekiz yaşındaydı.
bir çocuğun hayatı sona ermişti. fakat neruda’nın hayatında sanki hiçbir şey olmamıştı. maruca, kızının ölümünden sonra bu kez kendisinin hollanda’dan çıkabilmek için neruda’dan yardım istedi. ama o yardım etmedi. maruca bir nazi kampına düştü ve yıllarca orada kaldı! üstelik daha sonra ortaya çıkan belgelere göre maruca’dan gizlice boşanmıştı.
23 eylül’de pablo neruda öldü. 1974’te yayımlanan ve kendi yazdığı yüzlerce sayfadan oluşan anılarında malva’nın adı bir kez bile geçmedi.
2005’te hollandalı yazar peeters rastlantı sonucu neruda’nın bir kızı olduğunu öğrendi ve konunun peşine düştü. babasının günlüğünde kızının doğumundan bile söz edilmiyordu. babası onu şiirlerinden, anılarından ve biyografisinden çıkarmıştı.
bir sanatçının büyüklüğü, onun yaptığı şeylerin bedelini görünmez kılabilir miydi? malva'nın hikâyesini ilginç yapan şeylerden biri de bu büyük çelişki: insanlık, aşk ve ezilenler üzerine son derece güçlü şiirler yazan bir adamın, kendi hayatındaki savunmasız insanlara karşı bambaşka davranabilmesi.
sanki nobel ödülü, terk edilmiş bir çocuğun acısını azaltabilirmiş gibi. sanki güzel bir şiir, bir annenin yalnızlığını ortadan kaldırabilirmiş gibi.
yorum siz okurlarındır.