Öldürüldüğü Açıklanan Ali Hamaney Kimdir? Ölümü Ne Anlama Gelyor?

İran'ın İsrail suikasti ile öldürülen dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney kimdir, neyin nesidir tam olarak? Peki bundan sonra ne olacak?
Öldürüldüğü Açıklanan Ali Hamaney Kimdir? Ölümü Ne Anlama Gelyor?

hamaney sonrası iran / rejim, güç ve denge arayışı

hamaney kimdir?

ali hamaney, 1989’dan itibaren iran islam cumhuriyeti’nin “rehber” makamını elinde tutan ve rejimin ikinci büyük dönemiyle özdeşleşen bir figürdür. humeyni devrimi başlatmış; hamaney ise devrimin devletleşme safhasını yönetmiştir. göreve geldiği an; iran-ırak savaşı’nın yaralarının sarıldığı, kurumların kalıcı olarak yeni bir form aldığı ve güvenlik bürokrasisinin siyaset üstü konuma yerleştiği bir döneme tekabül etmektedir. hamaney’in asıl rolü de tam da bu noktada görünürlük kazanacaktır: sistemin ağırlık merkezini, seçilmiş organlardan çıkartarak, atanmış kurumlara ve güvenlik mimarisine doğru kaydıran radikal bir profil.

1939’da meşhed’de doğan hamaney; gençlik yıllarında yoğun bir dini tedrisattan geçmiş ve buna mukabil şah rejimine karşı muhalif ağların içerisinde pozisyonlanmıştır. 1979 devrimi’nden sonra yaşadığı hızlı yükseliş, bilhassa dikkat çekicidir: parlamentoda temsil, savunma bürokrasisinde görevler ve nihayetinde 1981’de cumhurbaşkanlığı. aynı yıl, yani 1981’de kendisine yönelik bir suikast girişiminin ardından taşıdığı fiziksel izler ise, devrim sonrası şiddet atmosferinin simgesine dönüşecektir.

görev süresi 1980’lerin sonuna uzanan hamaney, humeyni’nin ölümünden sonra, uzmanlar meclisi tarafından 4 haziran 1989’da rehber olarak seçilir. bu seçimi, salt dini bir mertebe şeklinde okumamak gerekir; zira söz konusu makam hamaney'e anayasal düzenleme, rejim içi denge ve süreklilik ihtiyacı gibi konularda önemli bir güç bahşedecektir. nitekim humeyni’nin sağlığı kötüleşirken bir anayasa revizyonu gündeme gelmiş ve ölümünün ardından yeni liderlik kararı da bu revizyon ikliminde şekillenmiştir.

hamaney’i ayırt edici kılan özellik, karizmadan çok kurumsal sezgidir. usıp’nin “ıran primer” dosyası, onun humeyni’ye kıyasla daha sınırlı karizma ve teolojik ağırlıkla göreve geldiğini; buna karşılık rakiplerini dengeleme ve kurumlar üzerinden iktidar üretme kapasitesiyle etkisini büyüttüğünü yazmaktadır. bu kapasitenin de, iran siyasal sisteminde “seçim” ile “atanma” arasındaki gerilimi kalıcı bir hiyerarşiye dönüştürdüğü açıktır. cumhurbaşkanlığı ve meclis vardır, evet; fakat asıl belirleyici hat rehberlik makamı, anayasayı koruyucular konseyi, yargı ve devrim muhafızları gibi fraksiyonlar üzerinden ilerlemektedir.

devrim muhafızları (irgc) meselesi burada kritik bir düğüm noktasıdır. gerçekten de hamaney dönemi, irgc’nin askeri bir teşkilattan çıkarak devletin güvenlik, istihbarat, ekonomi ve hatta dış politika kapasitesinin ana taşıyıcısına dönüştüğü bir evreye tekabül etmektedir. hamaney’in liderliği boyunca iran’ın teokratik yapısında devrim muhafızlarının ağırlığı kademeli bir şekilde artmış ve rejim, içerideki baskı kapasitesi ile dışardaki vekil ağlarını daha aktif bir biçimde kullanmaya başlamıştır. keza financial times da benzer şekilde, onun yıllar içinde “hardline” çizgiyi tahkim ettiğini ve ırgc’yi geleneksel güç odaklarına kıyasla daha merkezi bir konuma taşıdığını manşetlerine çıkarmıştır.

hamaney'in ideolojik çizgisi her daim sert olmuş; fakat dış politika pratiklerinde salt sloganla asla hareket etmemiştir. misal; 2015 nükleer anlaşması (jcpoa) bu bakımdan önemlidir. mezkur süreçte batı’ya duyulan güvensizlik giderek pekişmiş ve bu koşullar altında iran’ın siyasi izolasyonunu derinleştiren bir siyasi iklim üretilmiştir.

iç siyasette ise hamaney dönemi “yönetilen çoğulculuk” şeklinde tarif edilebileceğimiz bir çizgi üzerinden ilerlemiştir. seçimler yapılırken; aday havuzu filtrelenmiş ve kurumlar arası denge, rehberlik makamının denetimi altında yürütülmüştür. hamaney'in iktidarı protestolarla, sert bastırmalarla ve geniş ölçekli toplumsal gerilimlerle geçmiş; 2009 yeşil hareketi ya da 2022’de mahsa amini gibi önemli olaylar, rejimin karakterini iyiden iyiye belirgin kılmıştır. bu tablo, aynı zamanda hamaney’in siyasi profilini de ortaya koymaktadır: rejim sürekliliğini önceleyen, itirazı güvenlik sorunu olarak çerçeveleyen, meşruiyeti kurumlar ve baskı kapasitesi üzerinden tahkim eden bir liderlik.

bugün “hamaney kimdi ?” sorusu biyografik bir merak ile sınırlı kalmaz. bu merakın altında “iran nasıl yönetildi, hangi kurumlar güç kazandı, hangi siyasal hat kalıcılaştı ?” gibi daha geniş bir sorgulama alanı da bulunmaktadır. muhtelif kaynaklar onu, uzun süreli iktidarı boyunca rejimin radikal yapısını pekiştiren ve şimdi ardında zor bir geçiş bırakan aktör olarak konumlamaktadır. hamaney'in inşa ettiği rehberlik makamı, iran’da son sözü söyler bir konumdadır; fakat bu son söz, tek bir kürsüden yükselen hitabetle değil, kurumlar üzerinden tesis edilen bir düzenle etkili olmuştur. böyle bir figürün ardından tartışılacak olan konu da; söz konusu düzenin, kurucusuz bir biçimde nasıl çalışacağı şeklinde olacaktır ...


hamaney'in ölümü ne anlama geliyor?

hamaney’in ölümü, sıradan bir liderin kaybından fazlasıdır; zira iran siyasal düzeninin kırk yıllık merkezi artık tarih sahnesinden çekilmiştir. tabi ki bu boşluk teknik olarak doldurulacaktır. anayasal mekanizma devreye girecek, uzmanlar meclisi toplanacak ve yeni rehber seçilecektir. fakat mesele yalnızca bu değildir. asıl mesele, o makamın nasıl kullanılacağı ve kim tarafından hangi ağırlıkla doldurulacağıdır.

hamaney hayattayken sistem dengede kalmıştır. fraksiyonlar rekabet etmiş, fakat son sözü o söylemiştir. güvenlik aygıtı genişlemiş, ancak nihai koordinasyon tek merkezde toplanmıştır. şimdi o merkez ortadan kalkmış durumdadır. bu koşullar altında ilk etapta gerçekleşmesi beklenen, konsolidasyondur. siyasi elitler geri çekilip ortak bir zemin arayacak, güvenlik kurumları daha görünür hale gelece ve karar alma süreci daralacaktır. yani bir dağılmadan ziyade sıkılaşma beklenmelidir.

ancak bu sıkılaşma kalıcı olmayabilir. hamaney, farklı güç odaklarını dengeleyen bir hakem işlevi görmüştür ve o hakem artık yoktur. bu bağlamda elit koalisyonu kendi iç dengesini yeniden kurmak zorunda kalacaktır. keza devrim muhafızları da daha belirleyici bir rol üstlenmek isteyecektir. dini otorite çevreleri kendi ağırlıklarını korumaya çalışacak, cumhurbaşkanlığı ve hükümet kanadı manevra alanı arayacaktır. bu süreç, dışarıdan bakıldığında yekpare gibi görünse de, içeride pazarlıklar muhtemelen hız kazanmış durumdadır.

toplumsal düzeyde ise iki zıt eğilim eş zamanlı olarak çalışacaktır. bilhassa bu gibi bir dış saldırı ve kriz ortamında, “kuşatma altındaki ülke” söylemini kullanacak olan milliyetçi fraksiyonun güçlenmesi kaçınılmazdır. diğer yanda ise ekonomik yorgunluk ve siyasal baskı, hafızalarda hala canlılığını korumaktadır. protesto dalgaları bastırılsa da unutulmamıştır. bu nedenle ölüm, kısa vadede duygusal bir birlik üretse de, orta vadede rejimin meşruiyetini yeniden test edecektir.

uluslararası düzleme baktığımızda hamaney'in ölümünün geldiği anlam daha da serttir. zira ölümün doğrudan bir saldırı sonucunda gerçekleşmesi, iran açısından egemenliğe yönelmiş açık meydan okumadır. binaenaleyh misilleme baskısı artacak, geri adım atmak ise zayıflık olarak görülecektir.

burada kritik soru şudur: bu ölüm sistemi zayıflatacak mı, yoksa daha da kapalı bir yapı haline mi getirecek ? şahsi kanaatim ilk aşamada güvenlik devleti eğiliminin ağır basacağı yönünde. çünkü belirsizlik ortamında istikrarı sağlayan aktör güvenlik aygıtıdır. ancak güvenlik merkezli yönetim sürdürülebilir değildir; ekonomik ve diplomatik maliyet üretir. bu maliyet de zaman içerisinde politik dengeyi yeniden şekillendirecektir.

dolayısıyla hamaney’in ölümü, tek bir anlama indirgenemez. kısa vadede konsolidasyon üreteceği aşikardır. orta vadede elit rekabetini keskinleştirir. uzun vadede ise rejimin karakterini yeniden tanımlama potansiyeli taşır. peki söz konusu potansiyel gerçekleşecek midir? bu, halefiyet sürecinin nasıl işleyeceğine ve hangi aktörlerin belirleyici olacağına bağlı kalacaktır.

1988

halefiyet süreci nasıl işleyecek, kim ya da kimler belirleyici olacak?

iran anayasası, rehberlik makamının boşalması halinde sürecin nasıl işleyeceğini açık biçimde tanımlamaktadır. rehber öldüğünde ya da görev yapamayacak duruma geldiğinde, uzmanlar meclisi yeni bir lider seçmekle yükümlüdür. uzmanlar meclisi üyeleri doğrudan halk tarafından seçilirken; adaylar, anayasayı koruyucular konseyi tarafında filtrelenmektedir. yani süreç seçim ile başlamakta, fakat siyasi bir elemeden geçerek şekillenmektedir. bu teknik çerçeve nettir. fakat iran siyasetinde teknik çerçeve ile fiili güç dağılımı her zaman birebir örtüşmez.

rehberlik makamı boşaldığında geçici bir kolektif mekanizma devreye girer: cumhurbaşkanı, yargı erki başkanı ve uzmanlar meclisi’nden bir din adamı birlikte yetki kullanır. bu ara formül sürekliliği garanti altına almak için tasarlanmıştır. ancak asıl belirleyici aşama, uzmanlar meclisi’nin kapalı oturumlarında gerçekleşir. 1989’da humeyni’nin ölümü sonrasında yaşanan süreç buna örnektir: karar hızlı alınmış ve sistem boşluk hissi üretmemiştir. o günkü hız, rejimin dağılma riskini önlemiştir.

ne var ki 1989 ile bugün arasında önemli farklar vardır. o dönemde devrimin kurucu kuşağı hala sahnededir. bugün ise hem kuşak değişmiş hem de güvenlik aygıtı çok daha geniş bir ekonomik ve kurumsal alanı kontrol etmektedir. binaenaleyh halefiyet yalnızca dini bir liyakat meselesi olmaktan ziyade; güç koalisyonunun yeniden kurulması süreci olacaktır.

belirleyici aktör kimdir sorusu burada kritik hale gelmektedir. kağıt üzerinde uzmanlar meclisi son sözü söyler. pratikte ise üç merkez öne çıkmaktadır: devrim muhafızları, ruhani elit ve mevcut yürütme çevresi. devrim muhafızları kırk yıl içinde askeri güç olmanın ötesine geçmiş, ekonomik imtiyazlara ve stratejik sektörel kontrol alanlarına sahip bir yapı haline gelmiştir. bu kurumsal ağırlık, rehber seçimi üzerinde dolaylı fakat güçlü bir etki yaratacaktır. güvenlik aygıtı, kendi çıkarlarını koruyacak ve dış tehdit ortamında sertlikten geri adım atmayacak bir isim isteyecektir.

ruhani çevreler ise makamın teolojik meşruiyetini önemser. rehberlik makamı sadece siyasi bir liderlik değildir; aynı zamanda şii otorite zincirinin de bir parçasıdır. bu nedenle seçilecek ismin dini yeterliliği tartışma konusu olacaktır. ancak iran siyasal pratiği göstermiştir ki teolojik hiyerarşi ile politik güç her zaman örtüşmez. 1989’da bu denge siyasal gereklilik lehine kurulmuştur. benzer bir tercih pekala yeniden gündeme gelebilir.

cumhurbaşkanlığı ve yürütme çevresi ise daha pragmatik bir profil arayacaktır. ekonomik baskı ve diplomatik izolasyon artmışsa, sistem içinden daha hesaplı bir isim tercih edilmesi talep edilebilir. fakat bu talebin ağırlığı, güvenlik merkezinin konumuna bağlı kalacaktır.

olası senaryolar burada belirginleşmektedir. ilk senaryoda, güçlü güvenlik desteğine sahip, ideolojik çizgisi net bir isim seçilir. bu tercih kısa vadede istikrar üretse de, dış politikada sertleşme eğilimi güçlendirecektir. ikinci senaryoda daha kolektif bir liderlik modeli gündeme gelir; rehberlik makamı sembolik olarak korunur, fakat karar alma süreci daha kurumsal hale getirilir. bu model, iç dengeleri rahatlatabilir; ancak iran siyasi geleneğinde tam karşılığı henüz net değildir.

en radikal ihtimal, anayasal çerçevenin tartışmaya açılmasıdır. rehberlik makamının yetkileri yeniden tanımlanabilir mi ? teoride mümkündür. pratikte ise sistemin kurucu ilkelerini sarsacak böyle bir adımın kısa vadede gündeme gelmesi zayıf görünmektedir. zira kriz anlarında rejimler ekseriya reform değil, sıkılaşma eğilimi gösterir.

sonuç olarak halefiyet süreci teknik olarak öngörülebilir; fakat siyasal sonucu önceden belirlenmiş değildir. karar hızlı alınacak ve geçiş, boşluk hissi üretmeyecek biçimde yönetilecektir. ancak seçilen ismin profili, iran’ın önümüzdeki on yılını belirleyeceği de gözden kaçırılmamalıdır. güvenlik merkezli bir tercihin sertleşmeyi kalıcılaştıracağı açıktır. daha pragmatik bir tercih ise kontrollü değişime alan açabilir. hangi yolun seçileceği, güç koalisyonunun hangi kesiminin ağırlığını koyacağına bağlı olacaktır.


bölgesel güç dengesi ve abd – israil hesapları nasıl değişir?

hamaney sonrası dönem, iran’ın iç siyasetinden çok daha fazlasını etkileyecektir. çünkü tahran’daki liderlik mimarisi, son otuz yılda orta doğu’daki güç dağılımının temel parametrelerinden biri haline gelmiştir. iran’ın nasıl yönetileceği sorusu, aynı zamanda israil’in güvenlik doktrininin, abd’nin bölgesel konumlanmasının ve körfez’in stratejik tercihinin yeniden hesaplanması anlamına gelmektedir.

önce israil açısından tabloya bakmak gerekir. israil güvenlik kültürü belirsizliği tehdit olarak kodlamaktadır. bilhassa düşman olarak tanımlanan aktörlerde liderlik geçişi yaşandığında, tel aviv bunu iki farklı şekilde okuyacaktır. eğer geçiş süreci güvenlik merkezli ve sert bir profil üretirse, israil riskin arttığı kanaatine varacaktır. böyle bir okuma durumunda “bekle ve gör” yaklaşımı zayıflayacak ve önleyici refleks güçlenecektir. israil’in askeri planlaması, belirsizlik dönemlerinde ihtiyatlı savunmadan çok aktif caydırıcılığa kaymıştır; bu tarihsel örüntünün de değişmeyeceği açıktır.

buna karşılık daha pragmatik bir liderlik profili ortaya çıkarsa, israil hesap yapacaktır. sert retoriğe rağmen fiili gerilim düşerse, tel aviv askeri baskıyı artırmak yerine mevcut dengeyi izlemeyi tercih edebilir. fakat bu temkin kalıcı güven anlamına gelmez. israil’in temel stratejik varsayımı değişmeyecektir: onlara göre iran’ın nükleer eşik kapasitesi kabul edilemezdir. binaenaleyh yeni lider kim olursa olsun, israil istihbarat ve operasyonel hazırlık düzeyini yüksek tutacaktır.

abd cephesinde ise hesap daha katmanlıdır. washington’un önceliği geniş ölçekli bölgesel savaş değildir. ırak ve afganistan tecrübesi, rejim değişikliği hedefinin maliyetini göstermiştir. abd, iran’da yaşanacak ani bir çöküşü de tercih etmez; çünkü kontrolsüz bir istikrarsızlık enerji piyasalarını sarsacaktır, ırak ile suriye sahasını yeniden alevlendirecek ve küresel ekonomiyi baskılayacaktır. bu nedenle abd’nin ilk refleksi “kontrollü geçiş” arayışı olacaktır.

öte yandan pragmatik eğilim ağır basarsa, abd diplomasi kanalını kapatmayacaktır. nükleer dosya yeniden müzakere masasına gelebilir. iran’ın bölgesel faaliyetleri konusunda dolaylı temaslar hızlanabilir. washington, tahran’ı tamamen izole etmek yerine davranış değişikliğine zorlayan hibrit bir strateji izler. bu yaklaşım, iran’ı sistem dışına itmektense maliyet - fayda dengesi üzerinden yönlendirmeyi amaçlamaktadır.

körfez ülkeleri için mesele daha varoluşsaldır. suudi arabistan ve birleşik arap emirlikleri son dönemde iran’la gerilimi düşürme arayışına girmiştir. ancak bu normalleşme adımlarının kırılgan olduğu unutulmamalıdır. iran’da sert güvenlik çizgisi güçlenirse, riyad ile abu dabi savunma harcamalarını doğal olarak arttıracak ve abd'yle olan güvenlik koordinasyonunu sıkılaştıracaktır. hürmüz boğazı'nın risk altına girmesi durumunda, enerji ihracatının doğrudan etkileneceği herkesin malumudur. bu nedenle körfez’in tercihi belirsizliğin tırmanmaması yönünde olacaktır. kontrollü ve öngörülebilir bir iran, körfez başkentleri adına daha "yönetilebilir" görünmektedir.

ülkemiz açısından baktığımızda mevcut konjonktür, tabiri caizse daha ince bir ayar gerektirmektedir. iran’da ortaya çıkabilecek olan ani bir istikrarsızlık, sınır güvenliği ve göç baskısı gibi konuları ana gündem maddesi haline getirecektir. enerji hatlarının ve ticaret kanallarının da böyle bir gelişmeden etkilenmesi kaçınılmazdır. ankara, sert tırmanıştan kaçınan, fakat iran’ın tamamen güç kaybetmesini de istemeyen bir denge politikası izleyecektir.

genel güç dengesi perspektifinden bakıldığında, hamaney sonrası dönem orta doğu’da yeni bir bloklaşma üretmeyebilir; ancak risk algısını yeniden kalibre edecektir. israil daha temkinli ve proaktif davranırken, abd kontrollü baskı–diplomasi dengesini korumaya çalışacaktır. körfez ülkeleri savunma refleksini güçlendirecek, türkiye ise denge arayışını sürdürecektir.

asıl belirleyici unsur, iran’daki geçişin tonu olacaktır. eğer güvenlik devleti derinleşirse, bölgesel gerilim kalıcı biçimde yükselecektir. eğer sistem içi pragmatik denge ağır basarsa, tansiyon yönetilebilir seviyede tutulabilir. fakat hangi yol seçilirse seçilsin, hamaney sonrası dönemde orta doğu’nun risk haritası yeniden çizilecektir. bu çizim de askeri bir haritadan çok, algı ve caydırıcılık düzeyinde gerçekleşecektir.