Okul Saldırılarının Sessizce Değil, Bağıra Bağıra Geldiğini Gösteren Çarpıcı FBI Raporu

Son dönemde Türkiye’de da yaşanan okul saldırıları çoğu zaman bir anda oldu cümlesiyle anlatılıyor. Oysa FBI’ın yıllardır yaptığı incelemeler, bu tür olayların aslında uzun bir sürecin sonucu olduğunu gösteriyor.
Okul Saldırılarının Sessizce Değil, Bağıra Bağıra Geldiğini Gösteren Çarpıcı FBI Raporu

şiddet sarmalı, ekonomik adaletsizlik ve toplumsal iletişimsizlik artık hepimizin malumu olan, ancak kısa vadeli reçetelerle iyileşmeyecek kadar derin yaralar. bu karmaşık yapıyı sadece şikayet ederek değil, rasyonel bir temele oturtan raporlar ve veriler üzerinden okumak zorundayız. dizilerin toplumsal etkisini tartışmak kuşkusuz önemli, fakat asıl teşhis için elimizdeki istatistiklerin dilini anlamaya ihtiyacımız var.

dünyada okul saldırısı konusunda rekor kıran abd'e fbi yıllardır bu meseleyi inceliyor ve ulaştıkları sonuç aslında çok net: bu saldırılar hiçbir zaman durup dururken, gökten zembille iner gibi yaşanmıyor. bir anda patlak vermiyorlar. hepsi bir süreç.

full fbi raporunu okumak isteyenler (vpn ile girebilrisiniz, türkiye'den gelen istekleri direkt blokluyorlar)

2024 rakamlarına baktığımızda abd'de 24 aktif saldırı yaşandığını görüyoruz. bir önceki sene bu sayı 48. türkiye'de bu kadar saldırı yaşansa her okulun önünde özel harekat beklerdi.

2000 ile 2013 arasındaki vakaları kapsayan o meşhur araştırma gibi çalışmalar aslında ortak bir profil çiziyor: bu insanlar bir anda patlamıyor, yavaş yavaş geliyorlar.

fbi’a göre bir saldırgan, eyleme geçmeden önce ortalama 4-5 tane "geliyorum" diyen davranış sergiliyor. en sık rastlananlar ise zihinsel sağlık sorunları, ikili ilişkilerde yaşanan problemler ve belki de en kritiği olan sızdırma, yani leakage.

sızdırma dediğimiz şey şu: "bir gün ben de yapacağım", "hepsi bunu hak ediyor" gibi cümleler, sosyal medya paylaşımları veya üstü kapalı tehditler... saldırganların %56’sı niyetini bir şekilde dışarıya sızdırıyor. yani yarısından fazlası aslında önceden niyetini açıkça ya da imalı bir şekilde konuşuyor.

daha da ilginci, 18 yaş altı vakalarda durumu genelde aileler değil, arkadaşlar ve öğretmenler fark ediyormuş. yani sistemin en zayıf halkası genelde gören ama bir şey demeyen insanlar.

burada fbı’ın yaklaşımı klasik psikopat mıydı, deli miydi tartışmasını direkt çöpe atıyor. çünkü mesele tek bir etiket değil. kişi psikopat olabilir veya olmayabilir; ancak davranış örüntüsü neredeyse hep benzer bir yoldan geçiyor. buna da şiddete giden yol diyorlar.

süreç genelde şu şekilde işliyor:
stres › izolasyon › takıntı › planlama › sızdırma › uygulama

ve bu zincirin herhangi bir halkasında müdahale edilirse, olay çoğu zaman hiç gerçekleşmiyor.

çözüm olarak önerdikleri şey ise aslında basit ama uygulaması bir o kadar zor: tehdit değerlendirme ekipleri kurmak. yani okulda veya iş yerinde birkaç kişinin bir araya gelip "bu kişide bir şeyler ters gidiyor" diyebileceği bir mekanizma oluşturulması gerekiyor.

çünkü istatistikler şunu söylüyor: hemen hemen her vakada birileri bir şeylerin yanlış olduğunu önceden fark ediyor. ama ya durumu ciddiye almıyor ya da "bana ne" diyerek geçiştiriyor.

işin en rahatsız edici tarafı da bu zaten. mesele toplumdaki psikopat oranı değil; o oranın %1 ya da %4 olmasının pek bir önemi yok. çünkü bu tarz saldırıları belirleyen şey bir kişilik etiketi değil, göz göre göre ilerleyen bir süreç.

fbı’ın bahsettiği o leakage (sızdırma) olayı türkiye’de her gün sosyal medya paylaşımlarında, trafikteki tartışmalarda veya aile içi tehditlerde yaşanıyor. ancak bizdeki sorun sadece "duymamayı tercih etmek" değil; aynı zamanda "duysak da bir şeyin değişmeyeceğine dair olan inançsızlık."

bu veriler ışığında, türkiye'deki durumun geçici bir dalgalanma değil, toplumsal dokuya yerleşen bir yapısal şiddet olduğunu söylemek rasyonel bir çıkarım olur. geçmiş olsun.