Nazilerden ABD’ye Herkesin Peşinde Olduğu Ada: Grönland’ın Stratejik Laneti

Buzlarla kaplı, ıssız bir ada gibi görünse de Grönland, II. Dünya Savaşı’nda madenleri ve stratejik konumu sayesinde hem Nazilerin, hem ABD’nin peşine düştüğü kritik bir yerdi. Bugün ise nadir madenler ve Arktik dengeleri yüzünden yeniden gündemde.
Nazilerden ABD’ye Herkesin Peşinde Olduğu Ada: Grönland’ın Stratejik Laneti

ne çektin be grönland!

grönland, kuzey atlantik’te avrupa ile kuzey amerika arasında bir köprü konumundaydı. okyanuslar modern uçakların gelişimi sonrası doğal bir savunma hattı olmaktan çıkmıştı. grönland’dan kalkan bir uçağın amerika’nın kuzeydoğusuna birkaç saat içinde ulaşabilmesi, adayı doğrudan amerikan güvenliğiyle bağlantılı hâle getiriyordu.

ancak asıl mesele yalnızca coğrafya değildi. grönland’in güneybatısındaki ıvittuut (ıvigtut) madeninde çıkarılan kriyolit adlı mineral, savaşın görünmeyen kahramanlarından biriydi. kriyolit, alüminyum üretiminde vazgeçilmezdi. alüminyum ise modern savaş uçaklarının bel kemiğiydi: bombardıman uçaklarının motorlarının büyük bölümü, kanatları ve gövdesi bu hafif ama dayanıklı metalden yapılıyordu. 1938’de yılda yalnızca 1.800 uçak üreten abd, roosevelt’in hedeflediği 50.000 uçaklık dev üretim planını kriyolit olmadan gerçekleştiremezdi. başka bir deyişle: grönland olmadan kriyolit yoktu; kriyolit olmadan da dev bir amerikan hava gücü kurmak neredeyse imkânsızdı.


bu nedenle almanya danimarka’yı işgal ettikten sadece haftalar sonra abd sahil güvenliği gemileri ıvittuut madenini korumak üzere yola çıktı. 1941’de adaya 14 üs kuruldu. böylece grönland, abd’nin daha savaşa resmen girmeden önce attığı stratejik adımların merkezine yerleşti.

ikinci dünya savaşı yalnızca cephelerde verilen bir askerî mücadele değildi; aynı zamanda bir kaynak savaşıydı. petrol, kauçuk, bakır, uranyum ve elbette alüminyum gibi stratejik hammaddeler olmadan modern silah üretmek mümkün değildi. nazi almanyası da bunun farkındaydı.

alman kimya endüstrisi kriyolite alternatif üretmeye çalışsa da, grönland’deki doğal rezerv dünyanın en güvenilir kaynağıydı. eğer almanya bu kaynağa erişebilseydi ya da en azından müttefiklerin erişimini kesebilseydi, amerikan ve kanada uçak üretimini ciddi biçimde sekteye uğratabilirdi. ayrıca grönland’in kuzey atlantik’teki konumu, hava ve deniz yollarının kontrolü açısından da stratejik değer taşıyordu.

dolayısıyla grönland üzerindeki rekabet, fiili bir çatışmadan çok “ekonomik savaşın” bir cephesi hâline geldi. abd, nazi almanyası’nın adaya nüfuz etmesini engellemek için diplomasi ile askerî caydırıcılığı dikkatle dengeledi. roosevelt, monroe doktrini’ni yeniden yorumlayarak grönland’i batı yarımküre’nin bir parçası gibi sunuyor, böylece müdahaleyi savunma refleksi olarak meşrulaştırıyordu.


sonuç olarak grönland, buzullarla kaplı ıssız bir ada olmanın ötesinde, ii. dünya savaşı’nın görünmez ama belirleyici cephelerinden biriydi. amerika için bu ada, ulusal güvenliğin ve hava üstünlüğünün anahtarıydı; naziler içinse rakibin savaş makinesini zayıflatabilecek stratejik bir hedefti.

bugün de grönland nadir toprak elementleri; neodimyum, praseodimyum ve dysprosium gibi teknoloji ve savunma sanayisinde kritik olanlar ve de uranyum gibi madenleri nedeniyle jeopolitik önemini sürdürüyor.

grönland’ın konumu ise ayrı bir öneme sahip. abd, sovyetler birliği’nden gelebilecek balistik füze saldırılarını erken tespit etmek için arktik bölgesine radar sistemleri yerleştirdi. ayrıca bu bölge kuzey deniz yollarının merkezinde bulunuyor ki ticaret ve ulaşım anlamında çok önemli bir noktada demek bu. savaş sonrasında kurulan ticaret ağları, askerî üsler ve ittifak sistemleri; yalnızca sovyetler birliği’ne karşı değil, aynı zamanda stratejik kaynaklara erişimi garanti altına almak için tasarlandı.