Milyondan Fazla İnsanı Etkileyen Tıbbın Büyük Gizemlerinden Biri: Ensefalit Lethargica
1916, dünya zaten savaşla ve yıkımla boğuşurken, insanlığın üzerine bu kez daha sessiz ama en az savaş kadar korkutucu bir felaket çöktü. insanlar bir sabah uyuyakaldı… ve bazıları bir daha asla gerçekten uyanamadı.
1916 ile 1930’lu yıllar arasında, ensefalitis letarjika adı verilen gizemli bir hastalık dünyanın dört bir yanına yayıldı. bir milyondan fazla insanı etkiledi, yaklaşık yarım milyonunun ölümüne yol açtı. hayatta kalanların önemli bir kısmıysa bedenleri hayattayken zihinleri bir tür hapishaneye kapatıldı.
hastalık çoğu zaman masum belirtilerle başlıyordu: boğaz ağrısı, ateş, baş ağrısı, halsizlik… ardından gözler tuhaf biçimde kayıyor, kapaklar kapanıyor ve karşı konulmaz bir uyku başlıyordu. bazı insanlar yemek yerken bir anda bilincini yitiriyor, yarım çiğnenmiş lokma ağızlarında kalıyordu. haftalarca, aylarca süren derin bir uykuya gömülüyorlardı.
kimileri bu uykudan hiç uyanamadı. kimileri uyandı ama artık aynı insan değildi.
hayatta kalanların bir kısmında yıllar sonra parkinson benzeri ağır nörolojik bozukluklar gelişti. yüzleri donuklaştı, kasları sertleşti, bedenleri heykel gibi hareketsiz kaldı. zihinleri ise hâlâ canlıydı. düşünebiliyor, hissedebiliyorlardı ama dünyayla bağ kuramıyorlardı. doktorlar onları “canlı heykeller”, oliver sacks ise “sönmüş yanardağlar” olarak tanımladı.
bazı çocuklar için kader daha da karanlıktı. hastalığı küçük yaşta geçirenler, yıllar içinde ağır kişilik değişimleri gösterdi. kontrolsüz dürtüler, şiddet patlamaları, kendine zarar verme davranışları… yaptıklarından pişmanlık duysalar bile kendilerini durduramıyorlardı. bu, kötülükten değil; beynin derinlerinde kopan görünmez bir fırtınadan kaynaklanıyordu.
bu salgın, ispanyol gribiyle neredeyse aynı dönemde ortaya çıkmıştı. bu yüzden uzun süre ikisi arasında bir bağ olduğu düşünüldü. ama hiçbir zaman kesin bir kanıt bulunamadı. kimi araştırmacılar otoimmün bir tepkiyi, kimileri bakteriyel ya da viral bir tetikleyiciyi suçladı. on binlerce araştırma yapıldı, binlerce makale yazıldı… ama cevap bulunamadı.
ve sonra, en az ortaya çıkışı kadar gizemli bir şekilde, hastalık yok oldu.
1920’lerin ortasında vakalar azalmaya başladı. 1930’a gelindiğinde salgın neredeyse tamamen sönmüştü. o zamandan bu yana dünyada yalnızca birkaç münferit vaka rapor edildi. neden geldiği bilinmediği gibi, neden gittiği de bilinmiyor.
1990’da gösterime giren awakenings (uyanışlar) filmi, bu hastalığın dramatik hikâyesini yeniden gündeme getirdi. parkinson ilacı l-dopa, yıllarca donmuş gibi yaşayan bazı hastaları kısa süreliğine hayata döndürdü. konuştular, güldüler, hareket ettiler… ama bu mucize uzun sürmedi. yan etkiler başladı ve kapı yeniden kapandı.
aradan yüz yıldan fazla zaman geçti. bilim ilerledi, beyin haritalandı, genler çözüldü. ama ensefalitis letarjika hâlâ tıbbın en büyük gizemlerinden biri.
bir zamanlar dünya, uyanamayan insanlarla doluydu. belki de asıl korkutucu olan şuydu: onlar uyumuyordu. sadece dünyaya ulaşamıyorlardı.