Men in Black Filmleriyle Bildiğimiz Siyah Giyen Adamlar Fikri Nasıl Ortaya Çıktı?
lafa girmeden önce şarkımızı bir açalım derim...
biz insanlar olarak tarih boyunca bilinmeyene karşı korku duymuş ve birçok hikaye uydurmuşuzdur. işte bu korku ve hikayeler her çağda farklı formlar alarak karşımıza çıkmıştır. antik çağlarda karanlık ormanlardaki canavarlar, orta çağ’da cadılar ve iblisler... uzay çağına ayak bastığımızda ise karşımıza yıldızlarla dolu gökyüzü, yani ufo ve uzaylı fenomenine evrilmiştir.
işte bu modern mitolojinin en gizemli ve ikonik figürü ise şüphesiz siyah giyen adamlar (men in black) olmuştur. ilk başlarda bir şehir efsanesi olarak doğan sonrasında popüler kültürle devleşen bu fenomen, aslında toplumun otoriteye olan güvensizliğinin ve bilinmeyene duyulan merakın bir yansıması olmuştur.
özellikle 1947 yaşanan roswell ufo olayı yada roswell kazası olarak adlandırılan olay sonrası insanlar gözlerini iyice gökyüzüne döndü ve birçok ufo gören masum köylü türedi. ardından 1950'lerde insanlar sadece yıldızları değil, açıklayamadıkları şeyleri de görmeye başladı. asıl kırılma noktası ise gördüklerini anlatan bazı kişilerin, yalnız olmadıklarını iddia etmesiydi. özellikle bu anlatılarda sık sık aynı figürler anlatılıyordu. siyah takım elbiseli, duygusuz, neredeyse insan gibi ama tam olarak insan olmayan varlıklar...
albert k. bender gibi ufo gözlemcileri deneyimlerini anlatırken, bu figürü bir şehir efsanesinden öteye taşıyarak bilinç altımıza yerleştirdi ve bir korkuya dönüştürdü. artık mesele sadece uzaylılar değildi. mesele, gerçeğin kim tarafından kontrol edildiğiydi.
oluşan bu karanlık ve paranoyak atmosfer, yıllar sonra yeşillendi ve lowell cunningham zihninde bir ışık çakmasını sağladı. ve onun aklıyla ortaya the men in black adlı çizgi roman serisi doğdu. ancak bu yorum, korkunun özünü korudu diyebilirim. çizgi romandaki siyah giyen adamlar, düzeni sağlayan kahramanlar daha çok düzeni kontrol eden, gerekirse insanları silen, öldürebilen ahlaki sınırları belirsiz figürlerdi. onlar için gerçek, korunması gereken bir değer değil, daha çok yönetilmesi gereken bir araçtı. bu yönüyle çizgi roman, basit bir bilim kurgu hikayesinden çok güç, bilgi ve kontrol üzerine karanlık bir alegoriydi.
fakat bu fikir, 1997’ye geldiğinde hikaye aynı isimle bambaşka bir forma büründü
will smith ve tommy lee jones’un canlandırdığı karakterlerle birlikte, bu korkulan karanlık mit bir anda eğlenceli, enerjik ve ironik bir evrene dönüştü. artık siyah giyen adamlar korkulacak figürler değil, izleyicinin sempati duyduğu bazı zamanlar kendilerini gördükleri kahramanlardı. artık gerçekliği kontrol eden gizemli varlıklar, bu yeni anlatıda dünyayı koruyan bir tür kozmik polis ve devlet dairesine dönüştü.
böylece siyah giyen adamlar fenomeni, basit bir bilim kurgu öğesi olmayı geçerek sinemayla birleşti, bu korkuyu eğlenceye dönüştürdü ve toplumsal ölçekte bir duygusal rahatlama sağladı. bugün gökyüzünde bir ışık gördüğümüzde ya da açıklayamadığımız bir olayla karşılaştığımızda aklımıza gelen o siyah takım elbiseli figürler, modern dünyanın peri masalları olmuştur.
fakat unutmayın ki gerçek ile hayal arasındaki o ince çizgide, cebimizde bir hafıza silici ile karşınıza bir siyah giyen adam çıkarabilir...
son...