Kurtlar Vadisi’nin Senaryosunda Saklı Gerçekler: KGT, MİT ve Derin Devlet

Bir dönemin efsanesi Kurtlar Vadisi, yalnızca unutulmaz karakterleri ve replikleriyle değil, Türkiye’nin yakın tarihine uzanan çarpıcı göndermeleriyle de hafızalara kazındı.
Kurtlar Vadisi’nin Senaryosunda Saklı Gerçekler: KGT, MİT ve Derin Devlet

kurtlar vadisi öyle bir diziydi ki, üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen çıtası hala aşılamadı, yanına bile yaklaşılamadı. etkisi o kadar büyüktü ki, özellikle ramazan aylarında diziyi izlemekle kalmaz, polat alemdar resimli imsakiyeleri bile takip ederdik. bugün bile duran emmi’nin yeri olarak bildiğimiz korcan çay bahçesi'nde kurtlar vadisi bilgi yarışmaları yapılıyor ve hala yoğun bir talep görüyor. ünü sınırları öyle aşmıştı ki, polat alemdar ismiyle yetinilmemiş, murad alamdar markasıyla kaçak sigaralar bile piyasaya sürülmüştü.


gerçekten müthiş, tekrarı zor bir kadrosu vardı. her bir oyuncusu için ayrı bir film çekilse yeriydi. mesela cerrahpaşalı metin'in sadece bir bölümde sergilediği performans, cahit’in oynadığı bütün bölümlere bedeldi. hangi birini sayalım? seyfo dayı'nın kadınlar ve hayat üzerine o meşhur aforizmalarını mı, yoksa erdal kömürcü'nün o itici kötü adam rolünü sanat eserine dönüştürmesini mi? (merak etmiyor da değilim hani; erdal ile meral evlense çocukları nasıl bir psikolojiye sahip olurdu:)

aslan akbey'in ölürken bile polat'a gerçeği söylemeyişindeki o devlet soğukluğunu mu, yoksa memati'nin sarsılmaz sadakatini mi konuşalım? ya mehmet karahanlı? bir insan baronluğa bu kadar mı yakışır? büyük ortadoğu'nun büyük baronu olmak, ancak bu kadar asil taşınabilirdi.

ancak benim için zirve, istemi betil'in hayat verdiği laz ziya karakteriydi. abidin yerebakan bir röportajında, "gördüğünüz en iyi oyuncu kim?" sorusuna tereddütsüz "istemi betil" cevabını vermişti. sebebini ise şöyle anlatıyordu: "sinirli rolünü oynaması gerektiğinde gözüne öyle bir kan oturuyor, öyle bir kırmızı veriyor ki... bu, oyunculuğun çok ötesinde." hakikaten piyasadaki en yetenekli taklitçilere bakıyorum; laz ziya’yı hakkıyla taklit edebilen, o ruhu yansıtabilen tek bir kişi bile yok. öylesine büyük bir oyuncuydu.

dizinin senaryosu ise apayrı bir boyuttu; ilmek ilmek işlenmişti, su gibi akıyordu. ikili diyaloglar, seçilen kelimeler ciğerimize işliyordu. mesela doğu bey sahnelerini izlerken, sanki televizyon karşısında değil de, gerçekten bir devlet büyüğünün makamında azar işitiyormuş gibi hazırola geçesimiz gelirdi.

---

şimdi işin renginin değiştiği, benim açımdan en can alıcı noktaya gelmek istiyorum. bu dizi öylesine kurgulanmış bir senaryo muydu, yoksa gerçekten bir "gündemi" mi vardı? milli istihbarat teşkilatı'na (mit) açıklama yaptıracak kadar derin bilgilere nasıl ulaşılmıştı?

kurtlar vadisi'nin 56. bölümünde, baron mehmet karahanlı polat alemdar’ı yanına çağırır. orada dikkat çeken bir dergi vardır: 2005'e doğru. derginin kapağında ise şu başlık atılmıştır: "kgt raporunu açıklıyoruz: karahanlı baron mu?"


bu detay benim inanılmaz dikkatimi çekmişti. elbette sadece benim değil, dikkatli gözlerin kaçırmadığı bir ayrıntıydı bu. yaptığım araştırmalarda, dizideki bu kurgunun gerçek hayattaki 2000'e doğru dergisi ve meşhur 1. mit raporu ile olan ürkütücü benzerliğini fark ettim.sonra şöyle bir yazıyla karşılaştım:

gerçekte olay şuydu: mehmet eymür, 10 kasım 1987’de tamamladığı 23 sayfalık raporu hazırlamıştı ve bu rapor perinçek’in "2000’e doğru" dergisinde yayınlanmıştı. 1983-87 arası dört yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu rapordaki en kritik bilgiler, tarık ümit'ten sağlanmıştı. "iki mehmet'in kavgası" işte tam olarak bu raporla başlıyordu. raporun en belirgin hedefi mehmet ağar'dı ve iddialara göre ağar, uyuşturucu dünyasının tam merkezindeydi.

o tarihlerde mehmet eymür, mit güvenlik dairesi'nin başındayken; tarık ümit onun en güvendiği ajanıydı. aynı dönemde mit güvenlik dairesi başkan yardımcısı ise ismi sıkça duyulan korkut eken'di. 1987’de aydınlık (o dönemki adıyla bağlantılı yayınlar) tarafından 1. mit raporu'nun sızdırılması; hem hiram abas'ın, hem mehmet eymür’ün, hem de korkut eken’in başını yemişti. üçü de kısa süre sonra görevlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. ancak eymür, mafya dünyasının korkulu rüyası haline gelen ünlü köstebeği tarık ümit ile ilişkisini asla kesmedi.

daha da ilginci, eymür ve eken 27 mayıs 1988'de görevden ayrıldıktan bir süre sonra hiram abas, dev-sol tarafından üstlenilen bir suikaste kurban gitti. dizide bu parçaları birleştirdiğimde, aslan akbey'in ölümüyle karşılaşıyorum. aslan akbey’in faaliyetleri, duruşu ve ölüm şekli; karakterin hiram abbas başta olmak üzere dönemin bazı istihbarat figürlerinden güçlü biçimde esinlendiğini düşündürüyor.


konuyu derinleştiren birkaç kritik haber daha var:

özel timci ayhan çarkın'ın 28 ağustos 1996'daki sorgusunda, mit elemanları kendisine "siz siyasi bir güce hizmet ediyorsunuz" diyerek dönemin başbakanı tansu çiller ve emniyet genel müdürü mehmet ağar'ın ismini veriyor. buradaki can alıcı nokta şu: mit elemanları bu isimleri telaffuz ettiğinde, doğu perinçek henüz ikinci mit raporunu (susurluk raporu) açıklamamıştı. rapor 21 eylül 1996'da açıklandı. bu durum, devlet içindeki bazı mekanizmaların söz konusu yapıya dair ciddi bir farkındalığa çok daha önce sahip olduğunu düşündürüyor.

işte dizideki kgt (kamu güvenliği teşkilatı) kurgusu tam da burada devreye giriyor. dizinin 2. bölümünde ali, aslan bey’e soruyor:
ali: "nereden başlıyor?"
aslan akbey: "piramidin dibinden. konseyin kontrol ettiği yeraltı dünyasının en alt biriminden."

bu örgüt; uyuşturucu baronlarını, silah kaçakçılarını ve illegal yapıları çökertmek için "içeriye" adam sızdırmıştır. bu figürün, kamuoyunda en çok abdullah çatlı üzerinden tartışıldığı biliniyor. çatlı, görevi gereği bu baronlarla içli dışlı olmak zorundadır. ancak bu durumun, devlet içindeki bazı kurumlar ve medya çevreleri tarafından bilindiği; buna rağmen kamuoyuna farklı bir çerçevede yansıtıldığı yönünde güçlü iddialar bulunmaktadır.bu yapının sadece illegal işler yapan bir çete olduğu izlenimi verilmiştir.

dizideki repliklere dikkat kesilelim:

2. bölüm:
ali: "biz kimiz şef?"
aslan akbey: "kgt, kamu güvenliği teşkilatı. 1 yıl önce kuruldu. bütün güvenlik ve istihbarat kuruluşlarının üstünde çok özel ve sınırsız yetkilere sahip. faaliyetleri tahkikat konusu yapılamaz."

dizinin ilk bölümlerinde aslan akbey bu cümleleri kurarken, senaryoda behiç türkcan gibi kaçakçılar öldürülüyordu. gerçekte behçet cantürk , 15 ocak 1994’te sapanca’da ölü bulunmuştu. aslan bey "1 yıl önce kuruldu" dediğine göre, kgt'nin kuruluş tarihi 1993'e denk geliyor. bu tarih, mehmet ağar döneminde faaliyete geçtiği iddia edilen özel güvenlik yapılanmalarıyla dikkat çekici bir paralellik gösteriyor.

18. bölüm:
ufuk: "bu yaptığın yasal değil."
aslan: "biliyorum. kgt sizin bildiğiniz yasalara tabi değil."

gerçek hayatta da tansu çiller döneminde, mehmet ağar’la ilişkilendirilen bu yapıya diğer istihbarat kuruluşlarının üzerinde yetkiler vermiş ve başına (1993 yılında) korkut eken getirilmişti.

hatta diğer istihbarat birimlerinin bu yeni yapıyı (kgt/özel örgüt) tanımadığına dair en net kanıt, dizinin 19. bölümündeki şu replikte saklıdır:
ağabey: "ankara'dan kgt'nin yeniden gözden geçirilmesini talep edeceğim."

tüm bu parçalar bir araya geldiğinde, kurtlar vadisi’nin yalnızca bir dizi olmanın ötesinde, türkiye’nin yakın tarihine dair güçlü göndermeler taşıyan bir anlatı olduğu görülüyor.

[1] matruşka, metin kaplan, s. 22-28
[2] aydoğan vatandaş, armagedon, s. 94-105
[3] aydoğan vatandaş, armagedon, s. 111
[4] metin kaplan, matruşka
[5] aydoğan vatandaş
[6] faruk mercan
[7] aydoğan vatandaş
[8] füsun özbilgen, radikal gazetesi
[9] metin kaplan, matruşka, s. 203
[10] soner yalçın, reis
tarih: 09:04, 13/1/2006