Koşullar Daha Zor Olmasına Rağmen, 2000'lerde Hayattan Zevk Almak Daha mı Kolaydı?

2000'lere bir yerlerden temas etmişseniz size nostalji bombası yaşatacak bir yazı.
Koşullar Daha Zor Olmasına Rağmen, 2000'lerde Hayattan Zevk Almak Daha mı Kolaydı?

yaşlandıkça bilgisayar oyunlarından zevk alamamak... bu, gerçekten çok sayıda nedeni olabilecek bir şeydi benim için. ama genel olarak hiçbir şeyden eskisi kadar zevk alamadığımı fark ettiğimde sorunun başka yerde olduğunu anladım.

geçen hafta dolabımı temizlerken 20 yıl önceki hard disk'imi buldum, çalıştırmak için elimden gelen her şeyi yaptım. yakın arkadaşımın karşılaştırmak için ruh hastası gibi bir elinde yeni iphone 3, bir elinde sony handycam, bütün günümüzü çektiği videoları buldum. sabah okulda buluşmamızdan, gece world of warcraft raidi yapmama kadar her şeyi çekmiş.

tabi bunun 17 yıl sonra günlük hayatın nasıl değiştiğine dair bir belgesele dönüşeceğini bilmiyordu. yaklaşık 7 saatlik içerik var, dolmuşta veya otobüste olmadığımız her anı çekmiş.

videoların tamamını izledim ve şurası net; insanoğlunun tarihinde gördüğü en büyük kırılımı yaşamışız. cep telefonu ve sosyal medya bizi kendi kendimizin tanrısı haline getirip, her şeyin anlamını silmiş. günlük hayat adagio temposunda giden bir klasik müzik eserinden, 340 metronom extreme death metal'e dönmüş ve bence cümbür cemaat delirmek üzereyiz.

beyoğlu'nda tramvay'da oturuyoruz mesela, kimsenin elinde telefon yok, herkes birbiriyle muhabbet halinde, daha da kötüsü ve üzücüsü, bizim masa da dahil olmak üzere mekanda oturan herkes mutlu. bir köşede teyzeler var, bir köşede biz, bir köşede başka bir üniversiteli grubu var, herkes muhabbet halinde ve mutlu.

arada benim telefona mesaj geliyor, hala tuşlu telefonum var, 5 dakika boyunca mesaj yazıyorum. çekim yapan eleman "ne yazdın bee ansiklopedi doldurdun ahua ahua" diyor "annem akşam yemeğe gelecek misin diye sordu da... moruk sevmiyorum telefonu, kölesi ediyor adamı sevemiyorum" diyorum. aradan o kadar yıl geçti, hala sevmiyorum lan, gibi yılmaz tutarlılığındayım. o sırada masada hiç sevmediğim iki dallama var, ama hepimizi tanrı seviyesine çıkartan "engelle" tuşu yok. idare edeceksin, takmayacaksın, bir şekilde katlanacaksın. o da sosyal becerinin bir parçası.


sevgilinden mi ayrıldın? "bütün chati sil, engelle" yok, sırtında o yükle yola devam. o yüzden bu kadar kolay değildi sevgili olmakta, ayrılmakta, sosyal yükü vardı çünkü tinder, bumble falan yok, sevgilin aynı ortamları sürekli paylaştığın kitlenin bir parçasıydı. öyle sürekli biriyle çık, ayrıl falan, adın hızlı ve net bir şekilde kötüye çıkardı.

istiklal caddesine çıkıyoruz, sokakta baya büyük bir eylem var, beyoğlu eğlence yerleri derneği diye bir oluşum varmış, onlar eylem yapıyorlar, ne çevik kuvvet var, ne polis var, hiç bir şey yok. karışan, soran eden kimse yok ulan! daha sonra eylemlerinde ne kadar haklı oldukları ortaya çıkacak, zaten elinde megafonu olan kişi "bu gidişle beyoğlu'nda eğlence yeri kalmayacak" diye bağırıyor. neyse...

ancak eve geldiğimizde esas sebepler ortaya çıkıyor, lost ve bleach'in son bölümleri çıkmış, çıkalı da 2 gün olmuş, fellik fellik rapidshare linki arıyorum "moruk torrent'e kalırsak yetişmez, yarına anca iner" diyorum. en sonunda linkleri buluyorum, indirmeye başlıyorum ancak hatırlarsınız her download sonrasında 12 dakika beklemek gerekiyordu. bir lost bölümü rapidshare'de 6 part, her bir partın inmesi 30 dakika, 12 dakika da bedava indirmenin getirdiği enayilikle birlikte etti sana 4 buçuk saat!

bir lost indirmenin 4 buçuk saat sürdüğü hayatta ne yapılır sizce?

hayattan zevk alınır, her şeye ulaşım şimdikine göre çok zor, yavaş ve kıymetli. linkleri rapid auto downloader gibi bir programda sıraya koyuyorum (büyük kolaylık) ve dvd'sini takıp dragon age origins oynamaya başlıyorum.

karakterim çok güçlüydü, iyi hatırlıyorum, çünkü oyunu 3 defa bitirdim ve mükemmel build yapmayı öğrendim, reddit yok, koskoca bioware'in düzgün forumu yok, dolayısıyla min/max veya power play buildleri de yok. kendi tecrübenle bir şeyler yapıyorsun, haliyle oyunu iyice oynamış olmak gerekiyor.

steam yok! bilgisayarımın yanında dvd oyun koleksiyonum duruyor, bir oyun oynayacaksan önce o oyuna "sahip" olacaksın, orjinali ya da korsanı fark etmez. fiziksel olarak elinde olmalı (bu "sahiplik" mevzusu da çok tartışılıyor bu arada) tek başına bu bile yaşlandıkça bilgisayar oyunlarından zevk alamamak maddesi sayılabilir.

steam'de dünyanın bütün oyunları emrimize amade, satın almak 30 saniye, indirmesi değişken ama 3-4 saat arası ortalama. yani eskiden bir lost indirene kadar geçen süre. tek başına bu kolaylık bile insan psikolojisine ciddi bir "paradox of choice" yüklüyor, bunu aşmamızın yöntemi olarak da "fomo" yüklüyorlar bize, oyunları kısıtlı bir sürede indirime sokmak. topla baba topla, hangisini ne ara oynayacaksın? dvd koleksiyonum var dedim ya, toplam 100 küsür oyun var, sonuna kadar oynayıp bitirmediğim tek bir oyun yok onların içerisinde. steam'de şu an hesabımda 435 oyun var, yarısını oynamadım. 435 oyun ulan!

yatağımın üstü uykusuz ve penguen dergilerinden geçilmiyor, çünkü bunlara okumaya vakit vardı. youtube shorts yok, umut sarıkaya var, her karesi sosyal yaşantının detaylarıyla dolu. instagram story'leri yok, selçuk erdem var, iki cümleye dünyanın komedisini sığdırıyordu, bunu yaparkende kafasına peruk takıp şaklabanlık yapmıyordu. hala onlar kadar derin ve komik bir story göreceğim diye bekliyorum.

sonra lost'un inmesi world of warcraft raid saatine denk geliyor, lost'u raid sonrasına erteliyoruz, opeth'in watershed albümü çıkmış, müziği sudan daha ucuz hale getiren, beleş yapan spotify belası yok, efendi gibi ya albümü torrentten indireceksin, ya da cd'sini satın alacaksın, beyoğlu'nda adım başı megavizyon, teknosa, d&r falan var, o yüzden o günlerde müziğe inancım tam, evde elimden baget düşmüyor. opeth'i de winamp'dan koyup raide giriyorum. battle.net yok, discord yok, ventrillo var ama tamamen zahmet, herkesin ilk sorduğu şey "sesim geliyor mu?"


yarım saat raid leader'ı can kulağıyla dinliyorum çünkü kaçırırsam bir yerden bulma imkanım yok, youtube yok bir kere, var ama şimdiki haliyle alakası yok, videoları hayvan gibi downgrade ettiğinden tamamen geyik amaçlı bir site.

raid bitiyor, bana bosslardan hiçbir s*kim düşmüyor, bu sefer lost izleyeceğiz ama ufak bir sorun var, alt yazı yok. fellik fellik alt yazı arıyorum bu sefer, dört beş tane bulup indiriyorum ama indirdiğim versiyonla uyumlu değil, uydurmak için de bir on dakika uğraşırken küfrediyorum, gerizekalı arkadaşım da bok varmış gibi bunları kaydediyor. netflix yok, disney plus yok, amazon prime yok, daha ortalarda dizimag bile yok, korsanlık bile emek gerektiriyorken, kaliteli dizi çıkartmak için gerekli yeteneği ve emeği siz hesap edin.

2009 yılında, bir gün içerisinde yaptığım şeylerle bugün yaptığım şeyler birbirinin neredeyse aynı ama en büyük fark bunun bana sunumu ve zamanın akışı. hızlı ulaşabilmenin ve hızlı tüketebilmenin doğal getirisi olan günümüz kalitesizliği o zamanlarda kesinlikle yok, her şey rafine, her şey ince düşünülmüş, her şey çok daha değerli. steam yok, netflix yok, spotify yok, üreten özenerek üretiyor, dolayısıyla kaliteli işleri tüketiyorsun, boktan işlerin önüne gelme şansı yok. o yüzden oyundan zevk almak için, hayattan zevk almak gerekiyor, onun için de hızı düşürmek, 0.50 civarlarına düşürmek gerekiyor. gustav mahler'in dediği gibi "eğer dinleyiciniz sıkılıyorsa, yavaşlayın, hızlanmayın"

bütün gün videomuzu çeken arkadaşım bugün ne iş yapıyor tahmin edin...